2010’larda Neo-Noir

Film Noir’ı daha önce duymuşsunuzdur. Film Noir, diğer adıyla kara film, yozlaşmış bir kent yaşamındaki anti-kahramanı anlatan, yabancılaşma duygusunun ağırlıklı olarak işlendiği Hollywood kökenli suç filmlerine denmektedir. Bu türde bol bol flashback, gece çekimi, psikoloji unsurları, dramatik gölgeler ve sübjektif kamera kullanımı görürüz. Yazımda sizlere Film Noir’dan beslenen ama başlı başına bir tür olan Neo-Noir Film’den bahsetmek istiyorum.

Çoğu sinefil Neo-Noir’ı modernize edilmiş, renklendirilmiş Kara Film olarak görmekte. İsterseniz bu konuya bir açıklık getirelim. Neo-Noir’ın 1967’de Point Black filmi ile başladığı ve popülaritesini 90’lı yıllarda kazandığı düşünülmektedir. Bu türdeki konular, günümüz koşullarına ayak uydurmakla birlikte Film Noir’daki gibi köşeli değildir; komedi ile harmanlanabilir, romantik bir ağırlığı olabilir, yol filmi gibi ilerleyebilir ve hatta tümüyle medya hicvi yapabilir. Hikayede “antipatik” bir karakterin yer aldığını, monokrom bir renk paletinin kullanıldığını, suç unsurunun incelendiğini ve olayın genelde tek bir coğrafyada gerçekleştiğini görürüz. Bahsettiğimiz suç unsurunun temelinde; karakterlerin zorlu bir seçim yapmak durumunda kalması ve normları ihlal etmesi işlenir. Tabii ki de özü Film Noir’dan gelen bir türün kendine has görsel özellikleri olması kaçınılmazdır: Yumuşak ışık ile Kara Film’deki keskin hatların etkisi hafifletilir, daha çaresiz, dramatik bir hava katılır.

Bahsettiğim özelliklerin yanı sıra bence en değerli unsur; karakterin, anti-kahramanın, ahlaki belirsizliği üzerinden izleyicinin empati kuramayacağı biriyle kendini bağdaştırmak zorunda kalması. Neo-Noir filmlere örnek olarak LA Confidential, Shutter Island, Seven, Chinatown, No Country For Old Men gibi birçok kaliteli yapımı sayabiliriz. Fakat bugün, 2010’lar Neo-Noir’ını detaylıca inceleyebileceğimiz üç filmden bahsetmek istiyorum. Hazırsanız başlıyorum!

Drive (2011)

Drive, araba tamirciliği ve dublörlük yapan isimsiz karakterin bir soygunda sürücülük yapması ile başlar. İçine kapanık biri olan sürücünün hayatına, komşusu Irene ile vakit geçirmeye başlamasıyla renk gelir. Yasa dışı eylemlerden uzaklaşması, Irene’in eşinin hapisten çıkmasıyla sekteye uğrar. Sürücü, Irene’in eşine yardım etmeye çabalarken, tamirhanenin sahibi Shannon’ın karanlık çevresinden kaçamamasıyla zincirleme olaylar meydana gelir.

Bir aksiyon filmiymişçesine başlayan Drive, anlatının gerçekçiliği, diyalogların yalınlığı, uzun sekanslarıyla klasik bir Hollywood aksiyonundan tamamen uzaklaşıyor ve avrupai bir hava kazanıyor. Sürücünün “aşk” ile tanıştığı huzurlu günlerinde gündüz sahneleri ve aydınlık renklerin uygulanması, olayların başlamasıyla ise soğuk tonlarla neon zıtlığının yakalanması ve gece çekimlerinin kullanılması filmdeki estetik bakışı ortaya çıkarıyor. Sakin ve stilize üslubun aksiyonla harmanlandığı bir Neo-Noir eseri olan Drive, Nicholas Winding Refn’e Cannes Film Festivali En İyi Yönetmen Ödülü’nü kazandırmıştır.

John Wick (2014)

Sakin bir hayat süren John Wick’e eşinden kalan tek hatıra tatlı köpek Daisy’dir. Köpeğinin öldürülmesiyle öğreniriz ki John Wick’in suç üzerine kurulu olan, fakat geçmişte bıraktığı bir hayatı vardır. Klasik bir “intikamı arama” hikayesi başlar. Üstelik bu intikam, Rus mafyasından alınacaktır.

Öncelikle anlatılan hikâyenin biraz klişe olduğunu belirtmek istiyorum. Wick’in dış dünyaya karşı duygusuzluğu, intikam için geri dönmesi, tüm mafyayı devirebilecek güce sahip olması ve tabii filmin sonuna doğru silahları bırakıp yumruk yumruğa dövüşme “adabı”… Sizleri bilmiyorum ama genelde ben sonunu tahmin edebildiğim bir filmi izlemekten hoşlanmam. Ama şunu mutlaka ifade etmeliyim ki filmin ilk yarım saatinde karakterin yaşadığı duygu yoğunluğu ve yalnızlığı; filmin geri kalanında ise duygusallık halinden insanlardan uzaklaşmaya geçiş çok etkili bir şekilde işlenmiş. Aksiyon sahnelerinin çekimi, sonun filmin başında seyirciye “çıtlatılması” John Wick’in aksiyonla Neo-Noir’ın başarılı bir sentezi olduğunu ortaya koyuyor.

Nightcrawler (2014)

Gelelim benim favorime! Filmin başında basit bir hırsız olan Lou Bloom, çalışkan ve hırslı birisidir. Bir gece geç saatlerde tesadüfen denk geldiği bir kazada gece muhabirliği mesleği ile tanışır. Polis telsizlerini dinleyerek olay yerleri görüntülerini satmanın ve para kazanmanın büyüsüne kapılan Lou, acemice başladığı meslekte disiplinli çalışma tarzı sayesinde hızla yükselir. Kanalın sabah haberlerinin başındaki Nina, en az Lou kadar doyumsuzdur. Bu noktadan sonra Lou, ahlaki değerlerini esnetmeye başlar. İşin ironik tarafı, Lou kendince çok katı prensiplere sahiptir.

Nightcrawler’da koyu bir medya ve sistem eleştirisi var. Televizyonda şiddet gösteriminin tatmin yaratması, şiddetin normalleştirilmesi, medyanın yozlaşması kritik ediliyor. Lou gerekli görsel metinleri yaratıyor, medya -yani Nina- bunu topluma dağıtıyor ve seyirciler görüntüleri tüketiyor. Aslında Lou, kendisinden talep edileni başarılı bir şekilde yapıyor ve toplum da onu ödüllendiriyor. Değinmek istediğim bir diğer konu, Lou’nun karakterinin ne kadar başarılı bir şekilde yazıldığı. Lou duyarsız ve bencil olmakla birlikte kibarlığı ve çalışkanlığıyla çok boyutlu bir karakter. Bu durum, filmin izleyiciyi bir anti-kahramanla özdeşleştirmesini mümkün kılıyor. Ayrıca yoğun bir gerilim hissi, filmin karanlık atmosferini destekliyor ve karşımıza mükemmel bir Neo-Noir örneği çıkıyor.

Neo-Noir Film; farklı türleri bir araya getirmesiyle, çekim teknikleriyle, müzik seçimiyle ve estetize olma çabasıyla beni cezbetti. Kent yaşamını, içselleşmeyi bütün gerçekçiliğiyle izlemek isteyenler hemen kendine sert bir kahve hazırlasın ve ekran başına geçsin!

Yazar

4 Yorumlar

  1. Harika yazın için seni tebrik ediyorum İrem.
    John Wick serisini seyretmiştim ama anlattığın “geçiş” için bir kere daha seyretmek istiyorum.
    Drive ve Nightcrawler filmlerini de sıraya koydum.
    Sevgiler, ’90

    1. Yorumlarınız için çok teşekkür ederim. Özellikle Nightcrawler’ı izlemenizi öneriyorum. Saygılarımla,
      İrem Böke

  2. Güzel tavsiyeleriniz için teşekkürler..Hemen izleyeceğim,sayenizde bilinçli olarak.

Bir cevap yazın