21.Yüzyılın Hastalığı: Yarı Cahillik

Geçen yıl, bu zamanlarda insanların okumadığını ve okumaya karışı ön yargılı olduklarını kaleme aldıktan sonra bir başka özelliklerini daha keşfettim: Kendini geliştirememek. Bu özellik okumak ile de bağlantılı olduğu için düşüncelerimi içimde tutmayı değil, o yazının bir devamı olarak aktarmayı tercih ediyorum.

Okumak, fikir yürütmek, kendi ilgi alanımız ile ilgili ya da ilgi alanımızın dışında bir şeyler ile uğraşıp kendimizi geliştirmek biz insanlar için çok uzak faaliyetler maalesef ki. En üzücü olan tarafı da ne biliyor musunuz? Bile isteye bunları kendimizden uzak tutmamız. Yok, şaka değil; gerçekten öyle. Bir de üstüne marifetmiş gibi söylüyoruz bunu: “Ben kendimi geliştirmeyi sevmiyorum.”, “Çok fazla bilgiye gerek yok.”, “Çok bilsen ne olacak? Âlim mi olacaksın?”. Bu düşüncelerden kurtulamadığımız için hâliyle okumak ve kendimizi geliştirmek yolu da çoğumuz için başlamadan kapanıyor. Bazen, gerçekten bir insanın nasıl böyle büyük bir okumak ve kendini geliştirmek alerjisi olabildiğini anlayamıyorum. İşin daha da kötüsü, bu okumaya ve gelişmeye alerjisi olan insanlar, kendilerini her şeyin profesörü sanmaktalar. Onlar hiçbir şey açıp okumazlar, oldukları yerde sayarlar ama iş ahkâm kesmeye, akıl vermeye geldiğinde onlardan iyisi yoktur. İlber Ortaylı’nın “yarı cahil” dediği kesimin de bu insanlar tarafından oluşturulduğunu düşünüyorum. İlber Hoca’dan bahsetmişken tam da bu konuyla ilgili olan bir cümlesini sizlerle paylaşmak, anlatmak istediklerimi daha iyi özetleyebilir: “Cahillik, hiç ayıplanacak bir şey değildir; hatta cahil, kendi içinde tutarlıdır. Kötü ve tehlikeli olan yarı cahillerdir. Kimsenin çeyrek çepelek bilgiyle yüksek sesle konuşma hakkı olmamalıdır.” İşte! Benim değinmek istediğim nokta da insanoğlunun yarı cahillik hastalığı…

Atalarımızın da dediği gibi bilmemek değil, öğrenmemek ayıptır. Bu ayıbın önüne geçmek de okumakla, kendimizi geliştirmekle ve bilmediğimizi sorup öğrenmekle olur. Bu nedenle cahillik aşağılanacak ya da kurtuluşu olunamayacak bir kavram değildir. Sonuçta, hepimiz kendi ilgi alanlarımızda bilgiliyken diğer alanlarda cahil olabiliriz. Bu cahilliğin önüne ise bilmediklerimizi öğrenerek geçebiliriz. Ancak, durum yarı cahillik için böyle işlemiyor. Bu hastalık şu şekilde özetlenebilir: Bir şeyler biliyoruz ama ne bildiğimizi bilmiyoruz. Bir de neyi, niye bilmediğimizi sorgulamıyoruz; aksine, çok şey bildiğimizi düşünerek yolumuza devam ediyoruz. Bu yolda devam ederken millete bildiğimizi sandığımız bilmediklerimizle ahkâm kesmeyi de unutmuyoruz tabii ki. Sonuç? Sıfıra sıfır, elde var sıfır.

Peki, bu hastalığın ilacı yok mu?

Tabii ki var. Bu hastalığın ilaçlarından ilki, daha önce de belirttiğim gibi okumak, okumak, okumak… Öğrenmek istediğimiz, kendimizi geliştirmek istediğimiz alan her ne olursa olsun bu alanda bir şeyler biliyor olmak ve ortaya attığımız düşüncelerin altını doldurabilmek için okumalıyız. Okumadığımız sürece bu yarı cahillik denen hastalık da yakamızı bırakmaz. Üstelik bu hastalığın belirli bir kesimi de yok. Yani, düşüncelerimi dile getirirken okul okumayı ya da üniversite bitirmeyi dışarıda bırakmıyorum. Tabii ki iyi eğitim almak desteklenmesi gereken bir şey ama bu yarı cahillik hastalığı “iyi eğitimli”, üniversite bitirmiş insanlarda da görülmekte. İlber Hoca’nın düşüncesine ek olarak, ben bu yarı cahillik hastalığının “okumuş kesim”de, yani üniversite mezunlarında ve hatta eğitim konusunda belirli bir yol katetmiş insanlarda, daha tehlikeli bir noktada olduğuna inanıyorum. Çünkü bu insanlar, bir alanda kendilerini çok iyi gördükleri için sanki her alanda kendi fikirleri doğruymuşçasına hareket edebiliyorlar. Bu nedenle, yarı cahillik hastalığının pençesinden kurtulamayıp bu hastalıkla yaşamaya devam ediyorlar.

Yarı cahillik hastalığının ikinci ilacı ise bilmediğini kabul edebilmek seviyesine ulaşabilmiş olmak ya da bu seviyeye erişebilmek için çabalamaktır. Her konuda bir fikrimizin olması bir açıdan güzelken eğer bu fikirlerimizi salt doğrular olarak görüp karşımızdaki insana kanıtlamaya ve kabul ettirmeye çalışıyorsak da kötü bir şey. Her şeyin en doğrusunu biz bilecek değiliz ya? Zaten, kendisini geliştirmeye açık olan ve her şeyden önemlisi, fikirleri açık olan insanlar sanmıyorum ki “Ben ne dersem doğrudur.” kanısında olsunlar. Aksine, bu insanların daha mütevazı ve bilmediğini öğrenme gayretinde olduğunu düşünüyorum.

Yarı cahillik hastalığının diğer bir ilacı ise her şeye yorum yapmamak… Ancak, ne yazık ki bu “her şeye yorum yapmak” insanlar arasında çok yaygın bir durum. Ben, bir insanın bilmediği şeylerde yorum yapmasının kendisini önemli gösterme veya topluma kanıtlama ihtiyacından kaynaklandığını düşünüyorum. Oysaki unutulan nokta şu ki bu bizi çok bilgili ya da saygın bir insan yapmak yerine; bilmediği her şey hakkında konuşmaya çalışan, patavatsız bir insan yapıyor. Acı ama gerçek…

Okumak -buna bağlı olarak kendini geliştirmek-, bilmediğini kabul edip öğrenme gayreti içerisinde olmak, her şey hakkında hiçbir şey bilmezken yorum yapmamak… Kanımca yarı cahillik hastalığının başat tedavileri bunlar. Ancak, bu hastalığın ne bir hududu ne de bir dur’u var. Dünyanın neresine gidersek gidelim her zaman bir yarı cahil ile tanışma ihtimalimiz bulunmakta… Bazen bu bir aşağılama olarak algılanıyor ama açıkçası ne bu yazıda ne de benim aklımın içinde “yarı cahil” kavramı bir aşağılama değil; sadece bir hastalık. Bu hastalığın üstesinden gelmek de yine insanoğlunun kendi ellerinde. Ancak, yola öncelikle bir şeyleri bilmemenin kötü olmadığı ile çıkmak gerek. Kendimizi her şeyi bildiğimize dair kandırırsak sadece bu hastalığın içerisinde debelenip dururuz. Yani, bize pek de bir kârı olmaz. Zaten, asıl bilgin insanlar da bilmediğini kabul edebilen ve gelişime açık olan insanlardır bence. Bu insanlardan biri olabilmek dileğiyle…  

Bildiğim tek şeyhiçbir şey bilmediğimdir.

Sokrates

Yazar

Bir cevap yazın