3/3: Büyüğü Yenen

Ne zaman doğup öldüğünü tam olarak bilmediğimiz Massaget Kraliçesi Tomris Han, yaklaşık olarak milattan önce 570-520 yılları arasında yaşamış olup Massagetlerin hanlarından olan Spargap’ın en büyük çocuğuydu. Annesi ise doğumda hayatını kaybetti. İkinci kez evlenmiş olmasına rağmen babası onu yanından hiç ayırmadı ve vârisi olarak yetiştirdi. Çok küçük yaşlarından itibaren at sürmek, okçuluk ve dövüş konularında eğitimler aldı. Günleri bu eğitimlerle geçerken iki tane de erkek kardeşi olmuştu. Ancak hâlâ asıl vâris Tomris’ti.

Babanın etkisi, bütün Massaget toplumu üzerinde çok büyüktü. Bu durum diğer boyların hanlarınca pek hoş karşılanmıyordu. Diğer hanlar toplanıp bir gece Spargap ve ailesine saldırdı. Tomris, babasının sadık askerlerince kurtulmuş olmasına rağmen babası, babasının diğer eşi ve kardeşleri orada öldürüldü. Kurtulan Tomris bir süre babasının askeriyle diğer komşu boylardan uzak yaşasa da ufak bir grubun hayatta kalma şansının gittikçe azalmasından dolayı Savromatlara katıldı.

Savromatlar, hem Massagetlerin hem de o dönemde Orta Asya’da bulunan diğer göçebe toplumların bir geleneği olan “kadınların ya da erkeklerin evlenmesi için en az üç düşmanı öldürmeli” şartının yerine getirilmesi için oluşmuş, kadınların beraber yaşayarak savaşmayı öğrenip ufak baskınlar yaptığı ve boylar arası bir kültür birliğini sağlayan bir oluşumdu. Her toplumun genç kızları buraya gidip en az üç düşman öldürdükten sonra geri evlerine giderek evlenebiliyordu. Pek çok arkeolog ve halk bilimci Savromatları Amazonların bir başka ismi ya da amazonların köken aldığı bir organizasyon olarak düşünmüştür, ancak Amazonların varlığını kanıtlayan herhangi bir kanıt bulunamadığı için ve günümüzde bu tür bir gelenek kalmadığı için Savromatların var olup olmadıkları tartışmalıdır.

Tomris, Savromatlar arasında pek çok kıza eğitim verdi, çoğunu yetiştirdi ve diğer kadınlar arasında önceden aldığı eğitimlerle sıyrıldı. En yetenekli savaşçı ve bir Massaget hanının kızı olduğu için dikkat çekiyor, sürekli evlenme teklifleri alıyordu. Pek çok teklifi reddetse de göçebe bir İranî kavim olan Dahae’lerin hanının oğlu olan Argun’un teklifini kabul etti. Dahae halkı İranî bir kavim olmasına rağmen İranlı toplumlarca atlı şeytanlar olarak niteleniyor ve çekiniliyordu. Aynı zamanda Massagetlerle komşu olan bu toplum babasını suikast sonucu yerinden etmiş diğer hanlarla çekişme içindeydi. Tomris bu evlilik ile kurulmuş olan Savromat- Dahae ittifakı ile Massaget hanlarını yerinden edip kendi başına bütün Massaget toplumunun hanı oldu.

Yeni kurulan Massaget- Savromat- Dahae ittifakı o zamana kadar Orta Asya steplerindeki en büyük güç olan İskit hâkimiyetine rakip oluyordu. Massagetlerin kuzeyinde Harezm bölgesinde yaşayan İskitlerle savaşan Tomris ve Argun’un yönetimindeki bu ittifak, İskitleri yenerek Orta Asya steplerinin en büyük gücü hâlini aldı. Böylece İskitlerle beraber Orta Asya’nın her tarafına yayılmış biçimde yaşayan bütün Türki halkları kontrolleri altına almışlardı.

Bu liderlikleri yıllarca sürdü. Bu sırada öldürülen babasından adını alan oğlu Spargap(ises)* doğdu. Bu sırada İran’da Med İmparatorluğu yıkıldı ve yerine Birinci Pers İmparatorluğu olan Ahameniş İmparatorluğu kuruldu. Büyük Cyrus Anadolu, İran, Mezopotamya ve Babil’i aldıktan sonra Mısır’ı almak istiyordu. Ancak bunu yapabilecek askerî gücü yoktu. Önce Tomris ve Argun’a elçi yollayarak ittifak kurmak, topraklarını Ahameniş İmparatorluğu’na dâhil ederek ordusunda asker olmalarını istedi. Tomris ve Argun’un bunu reddetmesinden kısa süre sonra Argun’un ölümü ile Massaget ülkesinin toplumlarının İran üzerine akınlar düzenlemesiyle sonuçlandı. Ufak yağmalama saldırılarından yorulan Cyrus, Tomris’e evlenme teklifinde bulundu. Tomris Han, acısı tazeyken gelen bu teklifi bir hakaret olarak algılayıp elçileri öldürttü.

Bu ölümler daha çok ölüm getirecekti. Cyrus, bunun üzerine Massagetler üzerine açık bir sefer hazırlığına girişti. Seyhun Irmağı üzerine köprüler yaptırdı, kayıklar ve sallarla yüksek kuleleri karşı kıyıya geçirmeye başladı. Bütün bunları öğrenen Tomris Han ise Büyük Cyrus’a bir elçi yollayarak savaşmamasını, savaşırlarsa yenileceği için hiç üstlerine gelmeden kendi halkını yönetmesini, kendisinin de kendi halkını yönetmesini söyledi. “Bu dediklerimi dikkate almazsan da hiç ırmakla uğraşma. Biz üç günlük mesafeye çekildik, ordunla doğrudan geç gel. Ya da haber yolla biz geçelim sen üç günlük mesafede bekle.” diye ekledi.

Cyrus, o zamana kadar onlarca şehir fethetmişti. Onların yöneticilerini, strateji uzmanlarını kendi yanına toplamıştı. Bu konuyu hepsiyle tartıştı ve Lidya Krallığı’nda bir yönetici olan Kroisos’un fikri aklına yattı. Kroisos şunları dedi: “Sen bir ölümsüz olsaydın ve ordun da ölümsüzlerden oluşsaydı aklımdakileri sana açmakla bile uğraşmazdım.  Eğer sen de insan olduğunu ve insanları komuta ettiğini kabul ediyorsan şunu unutma: İnsanın talihi tekerleğe benzer, döner. Her zaman yüze gülmez. Eğer savaş bu yakada olur ve talihin yüzüne gülmezse Massagetlere yenildiğinle kalmazsın. Massagetler durmaz, başkentine yürür, aileni öldürür ve imparatorluğuna sahip olurlar. Onları bu yakada yensen bile kalan ülkelerine sahip olmak için yürümen gecikir, üstüne üstlük bir kadına karşı Seyhun Irmağı’ndan üç günlük mesafeye dek uzanan topraklarını vermiş olursun. Biz geçelim karşıya ama bizim geçmemiz bizi zayıflatır. Bu yüzden onların hayal bile edemeyeceği yemeklerimizi, içkilerimizi oraya götürelim. Bütün ordusuna yetecek bir şölen kurup yarım günlük mesafede pusuda bekleyelim. Sarhoş olup sızdıklarında da bastırır hepsini kılıçtan geçiririz.” Bu planı uygulamak üzere yola çıkan Cyrus, Kroisos’u da oğlunun yanına, Babil’e yolladı. Doğru bir plan yaptıysa oğluna da danışmanlık yapması, planı tutmazsa da oracıkta öldürülmesi içindi bu hareketi.

Herodot, Tomris ve Cyrus’un hikâyesini anlatırken tam burada bir rüyadan bahseder. Cyrus’un Seyhun Nehri’ni geçip planı uygulatırken gördüğü bir rüya… Önemli generallerinden olan Hystaspes’in büyük oğlunun omuzlarında iki kanat olup birinin gölgesi Asya’ya diğerinin gölgesi Afrika’ya düşüyordu. Cyrus, bu rüyayı Hystaspes’in oğlunun kendisinin arkasından bir işler çevirdiği şeklinde yorumladı. Hyspastes’i oğlunu cezalandırmak için yolladı. Hyspastes ise oğlunu cezalandırmadı. Zaten rüya da düşündüğü gibi çıkmadı. Cyrus öldüğünde tahtı oğluna geçti; ama oğlu Mısır seferine çıkıp Mısır’ı fethedince kutsal Apis Boğası’nı öldürtmesi sonucu lanetlenerek (!) delirdi. Bir halefi bulunmadığı için de taht, Hystaspes’in büyük oğlu I. Darius’a geçti.

Cyrus, Kroisos’un planını uygulayıp şölen benzeri bir yer hazırlattı. Bir miktar da asker bırakıp geri çekildi. Bu sırada da Massagetlerin kuvvetlerinin 1/3’ü ile Tomris’in oğlu Spargap(ises) bırakılan tuzağa geldi. Askerleri kolayca öldürüp yemeklerinden yiyip içkilerinden içtiler. Tıka basa doyduklarında sızıp kaldılar. Persler, tam bu rehavet anında saldırıp çoğunu orada kılıçtan geçirdiler. Pek çoğunu da esir aldılar. Tomris’in oğlu Spargap(ises) da esirlerin arasındaydı. Spargap(ises), Tomris’in oğlu olduğunu sıradan bir esir gibi elleri kolları bağlı tutulmaması gerektiğini söyledi. Bileklerindeki bağlar çözülünce de çözen askerin kılıcını alarak o kılıçla intihar etti.

Tomris, bu ölüm haberinden sonra “Mertçe karşımıza çıkmak yerine aklı başından alan üzüm ile evladımı öldürdün. Eli kanlı, kana susamış Cyrus seni kana doyuracağım.” diye yemin etti. Bütün ülkesindeki askerleri toplatıp Cyrus’un üzerine yürüdü. Herodot’a göre orada göçebelerin o zamana kadar gördüğü en kanlı savaş yaşandı. Bütün ordu Cyrus’un kuvvetlerini uzaktan okla vurduktan sonra okları bitince balta ve kargılarla saldırıp bütün Pers ordusunu eritti. 29 yıllık Büyük Cyrus hâkimiyeti o savaşla son buldu. Tomris, savaş alanında Cyrus’un bedenini buldurtup ayağına getirtti. Kafasını kestikten sonra kan dolu bir tuluma batırdı ve şunları söyledi: “İntikamımı zaferimle aldım ama ben öldüm. Yemin ettiğim gibi kendi ellerimle seni kana doyuruyorum.” Tomris Han, bu zaferden sonra birkaç yıl daha hüküm sürdükten sonra âdetlerine göre kendini kurban ettirerek hayatını kaybetti.

*Spargap’ın adının geçtiği en eski kaynak olan Herodot Tarihi’nde Yunancalaştırma eki olan “-ises” eki ile yazıldığı için bu eki parantez içinde yazma gereği duydum.

Yazar

Bir cevap yazın