Anlık Tatmin ve Otokontrol Sorunları

İktisat teorisinde idealize edilen davranışsal modeller her ne kadar politik karar alma süreçlerinde referans noktasını teşkil etse de söz konusu modellerin pratik yaşamdan kopukluğu insanın bilişsel mekanizmasının yarattığı tutarsız adacıklara yanıt verememektedir.  Bu durum şüphesiz, iktisadın felsefeden soyutlanarak toplum bilimleri içerisinde otonom olma ve doğa bilimlerine yakınsamasının bir sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır. Doğa bilimlerine yakınsayan bir disiplinin zamansal uzam içerisinde kendisini deterministik süreçlerle yeniden üretmesi kaçınılmaz bir olgudur. Oysa doğum ile ölüm arasında sıkışan ve kâinata fırlatılan insanın geleceğe ilişkin kararları çoğunlukla stokastiktir. İktisat, stokastik süreçleri rasyonalize etmeye çalışan ve kavramsallaştırdığını düşündüğü insan davranışlarını esasında basitleştirerek kimi noktalarda indirgemeci boyuta sürükleyen bir disipline dönüşmüştür. Nitekim neoklasik teorinin geleceğe ilişkin tüketim ve tasarruf modellerini incelediğimizde bu olguyu doğrulamak pekâlâ mümkündür. Bu yazımda davranışsal iktisat literatürünün üzerinde titizlikle çalıştığı otokontrol sorunlarını ve anlık tatminden yana tavır takınan irrasyonel insan yaratığının bilişsel karar alma süreçlerini konunun üstatlarından edindiğim izlenimlerle irdelemeye çalışacağım.

Anlık tatmin yüzyıllık düşün ve felsefe geleneğinin titizlikle üzerinde durduğu bir meseledir. Hayatın keşmekeşliğine mana vermeye çalışan tüm imgeler ve bunlarla beraber serpilen tüm dinler anlık tatminin bastırılması gerektiğine yönelik introspektif hikmet mektepleri geliştirmiştir. Düşün ve inanç geleneğimizin anlık tatmin üzerinde bu kadar ısrarlı durmasının nedeni insanın kısa vadeli bireysel kazançlar uğruna uzun vadeli toplumsal refahı tehlikeye atmasını önlemektir. Nitekim toplum dediğimiz sosyolojik gerçeklik esasında tek tek bireylerin bir bütünü değildir. Toplum, Marx’ın da ifade ettiği gibi tek tek bireylerin arasındaki ilişkiler üzerine inşa edilen soyut bir bütünlüktür. Tek bir bireyin kısa vadeli anlık tatmin arzusu, toplumu meydana getiren ilişkilerin yönünü değiştirecek ve kozmosa yönelen yığınların kaosa dönüş sinyalini gürleştirecektir.  Öte yandan anlık hazzın cazibesine yenik düşen birey, ani doyumunu temin ederek uzun vadede refah dengesini tahrip edecektir. Dolayısıyla anlık hazzı tatmin etmeye çalışmak hem bireysel hem de toplumsal düzlemde birtakım negatif dışsallıklar yaratacaktır. Bu sürecin nasıl işlediğine anlamak için otokontrol sorunlarına yakından bakalım.

İlk olarak David Laibson tarafından teorize edilen “anlık hazzın cazibesi” bireylerin zamansal tutarsızlığını betimleyen bir ifade olarak karşımıza çıkar. Laibson yaptığı deneyde bireylerin anlık tatmine yenik düşerek otokontrol sorunlarıyla yüz yüze geldiğini ve böylece tercihlerinin zamansal süreç içerisinde tutarsızlık arz ettiğini iddia etmektedir. Laibson yaptığı bir deneyde, deneklere “bugün bir tane şeker, yarın iki tane şeker” arasında bir seçim yapmalarını ister. Deneklerin büyük bir yüzdesi ilk seçeneği tercih eder. Ardından aynı deneklere “100 gün sonra bir şeker, 101 gün sonra iki şeker” arasında bir seçimi teklif ettiğinde deneklerin çoğunluğu 101 gün beklemeyi ve iki şeker almayı tercih etmektedir. Bu deneyin sonucunda bireylerin uzun vadede daha sabırlı olabildiklerini ve anlık hazzın cazibesine yenik düşerek refah kayıplarına maruz kaldıkları sonucuna ulaşır. Bununla birlikte deneyin içsel önermelerinden çıkan bir başka sonuç ise 100. gün geldiğinde bireylerin 100 gün önceki kararlarını bir tarafa bırakarak, o gün bir şeker almaya razı olmalarıdır. Çünkü ilk deney deneklerin anlık verilen 1 şekeri, ertesi gün verilecek 2 şekere tercih ettiklerini göstermektedir. Böylece tüketici davranışları dinamik modellerle izah edilmeye çalışıldığında, tutarsızlığın hâkim olduğu otokontrol sorunları pratik deneyimleri daha doğru yansıtmaktadır. Deneye tabi kılınan anakütlenin davranış biçimleri, bireysel ve toplumsal popülasyonu etkin bir biçimde temsil ettiği varsayımı yapıldığında, istatiksel olarak insanların anlık hazza yenik düştüğü ve geleceğe ilişkin kararlarının zamanla değişebildiği sonucunu çıkarmak olasıdır. Sonuç itibariyle anlık tatmin ihtiyacı otokontrol sorunlarını açığa çıkarmakta ve bireyler bu bilinç boşlukları nedeniyle zamansal olarak tutarsız davranabilmektedir.

Sofistike ve Naif Bireylerin Erteleme Davranışları

O’Donoghue ve Rabin, David Laibson’un geleneksel iktisat teorisine aykırı düşen deneyin sonuçlarını irdelemiş ve otokontrol sorunlarının bireyler nezdinde nasıl algılandığını araştırarak sofistike ve naif bireyler olmak üzere iki farklı bilişsel tipolojide davranış biçimini teorize etmişlerdir. Bununla birlikte idealleştirilen iki tür davranış biçiminin anlık ödül ve anlık maliyetlerde nasıl tepki vereceğini vurgulamışlardır.

Sofistike bireyler otokontrol sorunlarının farkında olan ve zamansal açıdan tutarsız davranan bireylerdir. Geleceğe ilişkin cari dönemde aldıkları kararları uygulamayacaklarını ve çoğunlukla erteleyeceklerini önceden kestirirler. Eğer cari dönemde alacakları kararın çıktısı anlık bir maliyet ve ertelenmiş bir ödülü meydana getiriyorsa anlık maliyetleri ertelemek yerine mümkün olduğunca erken davranmaya gayret ederler. Böylece otokontrol sorunun yol açabileceği olası refah kayıplarını azaltabilirler. Ancak eğer ödüller anlık, maliyetler ertelenmiş ise bu durumda söz konusu eyleme ilişkin tepkilerini faydalarını maksimize eden düzeyin çok altında gerçekleştirir ve bir refah kaybı ile karşı karşıya kalırlar.

Eğer bireyler otokontrol sorunlarının farkında değilse ve zamansal olarak tutarsız davranmakta ise bu durumda sofistike davranış biçiminin aksi yönünde naif bir tepki geliştirirler. Naif bireyler anlık maliyetleri olabildiğince erteleyerek refah kayıplarını arttırırken, anlık ödüllerini faydalarını maksimize eden düzeye yakın belirleyerek refah kayıplarını azaltabilirler.

Günlük hayatta naif davrandığımız kadar sofistike de davranmaktayız. Ancak duygularımızı eğitmeyi ve irrasyonel davranış biçimlerimizi rasyonelleştirmeyi becerdiğimizde söz konusu refah kayıplarını azaltmamız mümkündür. Hiç şüphe yok ki otokontrol sorunları anlık tatmini besleyen duygusal dışa vurumların bir sonucu ve varoluşsal tabiatın anlık faydalardan yana partizanlığı tarafından açığa çıkmaktadır. Bu sorunlarla mücadele etmek için duygular eğitilmelidir. Duygusal bir tepki biçimini ehlîleştirmenin yolu ise insanı rasyonelleştirerek romantik sıfatlarını yontmak olmamalıdır. Nitekim en başta da zikrettiğim üzere gelecek, stokastik görünümler üzere cereyan eder. İnsanın anlık rasyonel kararlarının gelecekte farklı sonuçları açığa çıkarma ihtimalinin yüksekliği bunun bir delilini teşkil eder. Eğer her şeyin önceden kestirebilen bir akıl melekesine sahip olsaydık duygular büyük ölçüde işlevsiz kalacaktı. Ancak ne yazık ki toplumsal katmanların ve bireysel varoluşun kaostan beslenmesi geleceğe ilişkin öngörülebilirliği büyük ölçüde perdelemektedir. Rasyonel sandığımız anlık kararların farklı partilere dağıldığı bir güzergâhta insanı ayakta tutan yegâne kuvvet duygularıdır. Bu konuyu fazla uzatmayacağım. Ancak konumuzla ilişkin olan kısmı cımbızlamak isterim. Sofistike ve naif bireylerin zamansal tutarsızlığa yön veren otokontrol sorunlarını çözmenin ve böylelikle refah kayıplarını düşürmenin önemli bir yöntemi irrasyonel davranışları rasyonalize etmektir. Başka bir deyişle sofistike olmak söz konusu sorunları her daim hafifletmektedir. Acaba gerçekten böyle mi? Bir örnekle aksini göstermeye çalışalım.  

Sigara ve uyuşturucu gibi sağlık açısından önemli zararları barındıran maddelerin yaygın kullanımı rasyonel bir davranış mıdır? Egemen iktisat teorisi bu türden davranışların rasyonel olduğunu vurgular. Ancak dinamik modeller çerçevesinde düşündüğümüzde hesaplı bir tercih değildir. Nedenini izah etmek için biraz daha yakından bakmaya ihtiyaç var. Birey henüz bağımlı değilken maddeleri kullanmanın faydası kullanmamanın faydasından yüksektir. Madde bağımlılığının tüketen kişiye anlık bir ödül ve ertelenmiş bir maliyet sunacağını düşündüğümüzde bireyin sofistike ve naif tipolojilerden hangisine sahip olduğuna göre refahı değişkenlik gösterecektir. Bu durumlarda sofistike davranmanın maliyeti çok daha ağır olabilirken naif davranmanın maliyeti nispeten daha düşük olmaktadır. Sonuç itibariyle irrasyonel davranışları rasyonalize etmek madde bağımlılığı gibi anlık ödüllerin geçerli olduğu tercihlerde refah kaybını derinleştirebilmektedir. Peki bu türden refah kayıplarını önlemek için neler yapılabilir?

Öncelikle anlık ödülleri öncelemeye mâni olmak için dışsal bir denetim mekanizmasına ihtiyaç vardır. Alkol klinikleri, ıslahevleri gibi kuruluşlar bireyin otokontrol sorunlarını denetlemekte, böylece kısa vadeli kararlarla tutarlı olacak şekilde bireylerin geleceklerini cari dönemde ipotek altına almaktadırlar. Bununla birlikte anlık maliyetleri ertelemek için ertelenen görevin veya eylemin belli bir ölçek dizininde cezaya tabi kılınmasının otokontrol sorunlarını sığlaştırdığı sonucuna ulaşılmıştır.

Sonuç olarak anlık tatminin cazibesi bireyi otokontrol sorunlarıyla yüz yüze getirmektedir. Bu ise tercihlerin zamansal olarak tutarsız olmasına yol açmaktadır. Tutarsızlıkların şiddetlendiği durumlarda bireylerin refah kaybı derinleşirken bunun toplumsal yansıması ilişkiler kanalıyla içtimai yaşamı istikrarsızlığa sürüklemektedir. Bu türden davranışsal tepkileri ehlîleştirmek için duyguları usla uyumlu hâle getirmek şarttır. Tarih boyunca gelenek, çeşitli ritüeller ve algılayış biçimleri aracılığıyla duyguların usla uyumlu hâle gelmesi sağlanmış ve anlık tatmin arzusu böylelikle dizginlenebilmiştir. Ancak modernizmin zihin dünyamızda yarattığı seküler kalıntılar ritüelleri küçümsemiş, onların yerine mutlak usu yerleştirmiştir. Romantik duygulardan arınan bilincin tutarsız ve refah azaltıcı davranışlarına çözüm bulmak için us merkeze alınmış ve bireye bu konuda farkındalık kazandırılmaya çalışılmıştır. Ancak görüldüğü üzere bu çaba sonuçsuz kalmıştır. Üstelik arzu edilenin dışında bir refah kaybına yol açmıştır. Öyleyse geleneğin inşa ettiği irfan mekteplerinin kapılarını yeniden aralamanın vakti gelmiştir. İnsanlık yeni ritüellere, eskiyen duygulara ve olgun zihinlere her geçen gün daha fazla ihtiyaç duymaktadır.

Esenle Kalınız…

Başvurular:

Laibson, D., Repetto,A. Tobacman, Hall, R., Gale, W. ve Akerlof, G. (1998). Self-control and Saving for Retirement. Brookings Papers on Economic Activity, 1, 91-196.

O’Donoghue, T., ve Rabin, M. (2001). Choice and Procrastination. The Quarterly Journal of Economics, 116(1), 121-160.

L’Articulation Plaisir-Bonheur Dans La Pensée Antique et Médiévale. Platon – Augustin d’Hippone et Thomas d’Aquin

Yazar

Bir cevap yazın