Anüs

Eugene ve Alex Straus imzalı The 100 Greatest Advances in Medicine (Tıp Alanında 100 Büyük Gelişme) eserinde göze çarpan bir gravür, Orta Çağ döneminin o iptidai tedavi yöntemlerini akla getirir.

O gravürde elinde neşter, önünde duran biçare hastayı zorlu ve tüyler ürpertici bir “anüs” tedavisiyle iyileştirmeye çalışan bir hekim görülür. Bunun o çağlarda hastalar için ne denli çileli ve kan revan içinde bir metot olduğunu tahayyül bile edemiyor insan…

Peki ya Habsburg Hanedanlığı’ndan Kral Albrecht ne yapsın?

Bir gün av eti yerken müthiş bir karın ağrısına tutulunca zehirlendiği düşünülmüş hünkârın. Derhâl tabipler getirtilmiş saraya. Devrin ilkel fizik tedavilerine başvurulmuş. Kral, ayaklarından tavana asılmış. Böylece, zehir, hem burnundan hem de kulaklarından çıkabilecekmiş öngörüye göre; lakin o an aslında zavallı bir “denek” olduğunu bilmeyen kral, hem şuurunu yitirmiş hem de gözünden olmuş. Basit bir mide ağrısı, bir facia ile neticelenmiş bu talihsiz kral için.

Ancak bu da deneyimlenmiş insanoğlu tarafından.

Elbette her şey Kral Albrecht’in başına gelen korkutucu öyküdeki gibi değilmiş hiç şüphesiz.

Bir Salerno seyahati esnasında rahatsızlanınca İtalyan tabiplerin bilgisizliği karşısında dehşete düşen -Latin literatüründe bilindiği adıyla- Afrikalı Constantinus‘un kararlılığına ne demeli peki?

Esasen Kuzey Afrikalı, bir görüşe göre Tunuslu, ve büyük bir ihtimalle Müslüman Arap olan Konstantinus’un, onca yolu kat edip eğitim aldıktan sonra bir hekim olması ve Latince’yi öğrenerek o devirde parlak bir dönem yaşayan Arap medeniyetinin mekteplerinde tıbba dair neşredilmiş Arapça eserleri Latince’ye çevirip Salerno Tıp Okulu’nu kurması, bir halk deyişiyle, her şerden bir hayr doğduğu, söylemine işaret etmez mi sizce de?

Orta devirde erkek hekimlerin kadın hastalara bakması halk arasında münasip görülmediği için kadın hekimlerin sayısında gözle görülür bir artış yaşanmış mesela.

Hatta öyle ki tarihi bir siyah-beyaz mücadelesi olarak gören, fetih yapıp halkları tahakküm altına alan ve her sefere çıktığında daha fazla insanın köleleştirilmesinin kazandırdığı şan-şöhret ihtirasıyla ve iktidar gururuyla okşanmış liderliğinin yüceltilmesini içeren sayfalar dolusu bir tarih anlatısında zerrece bahsedilmez ama çok sayıda kadın doktor yeni ilaçlar keşfetmiş ve cesur tedavi yöntemleri bulmuş bir vakitler.

Bir zamanlar Afrikalı Konstantinus’un ışık tuttuğu Salerno kentinin üniversitesinden 14.yy’da tıp diploması alan meşhur kadın hekim Francesca da, diğer yandan insan anatomisini keşfetmek adına mezarlardan henüz yeni defnedilmiş cesetleri çalan amatör hekimler de bu gelişimde etkili olmuş.

Pekâla, ilk anüs tedavisine dönersek şayet, anüs sözcüğünün orta devrin Latin şiirine uzanan ilginç serüvenine bir göz atalım mı, ne dersiniz?

***

Hangi lügata göz atarsanız atın, tıbbî ve bilimsel bir sözcük olarak anüs, “insanda, omurgalı ve omurgasız hayvanların çoğunda sindirim kanalının sonunda yer alan ve dışkının dışarı atılmasını sağlayan delik veya makat” şeklinde geçer.

Anatomiye dair bu sözcük, daha basitçe, katı atıkların vücuttan atıldığı deliktir.

Orta Fransızca’da anus olarak geçen sözcük, özellikle 15.yy dolaylarında veya kimi kaynaklara göre 1650’li senelerin bazı tıp metinlerinde “beslenme kanalının arkaya açılması” şeklinde de tanımlanmış.

Erken dönem tıp literatürünün bu sözcüğü ilk kez burada kullandığı varsayılabilir.

Batı lisanlarına da pek çok sözcük gibi Latince’den geçmiş zaten; hatta Meninski’nin 1680 senesinde Viyana’da yayımladığı titiz bir araştırmanın ürünü olan pek kıymetli lügatında Klasik Osmanlıca bözük (بوزك) sözcüğünü Latince olarak izah ederken “anus” terimine başvurmuş olması tesadüf değil.

Bözük, yani kaba argoda “kıç, göt” manalarında kullanılan büzürg ve büzük sözcüklerinin ta kendisidir aslında…

Hâliyle bu vaziyet terimin literatüre evvelden girmiş olduğunu bize kanıtlıyor.

Bu dilde “anus”, maskülen bir sözcük olarak “yüzük, halka, teker, çember” demek.

İnsan ve hayvan bedenini büyük bir merak içinde gözlemleyen orta devrin tıp insanları, vücudun bu mühim bölgesinin dairesel yapısından dolayı burayı anus şeklinde tanımlamış besbelli.

Evvelden beri tıbbi terim olarak kullanılan anüs‘ün, esasen Orta Çağ Latin şiirinde, ilginç bir biçimde, “yaşlı kadın, kocakarı” manalarında kullanıldığını biliyor muydunuz?

***

Bana tiyatro tarihi üzerine bir metin örneği sorsalar, Orta Çağ İngiliz tiyatrosuna dair yazılmış en kapsamlı ve müstesna külliyatın Wiggins ve Richardson imzalı British Drama eseri olduğunu söylerim.

16.yy’da patlak veren İngiliz Reformasyonu’nu kapsayan, aşağı yukarı 110 senelik zaman diliminde, İngiliz, İrlandalı, Galli ve İskoç oyun yazarları tarafından neşredilmiş tiyatro eserlerinin şaheser niteliğinde bir derlemesidir.

Oyunlar hakkında kapsamlı malumatlar verir.

Karakterler, konular, tarihler ve yazarlar tüm teferruatlarıyla kronolojik olarak aktarılır.

Anus sözcüğü bu külliyatta 1596 tarihli bir komedi oyunu olan Pamphilus Speaking of Love eserinde yaşlı bir kadın karakter olarak karşımıza çıkar.

İskoç şair John Burrell tarafından evvela İskoçça yazılmış ve ardından İngilizce’ye çevrilmiş.

Öyküsü kısaca şöyle: Pamphilus, Galatea’ya âşıktır. Anus adlı yaşlı kadın ikisini başbaşa bırakma maksadıyla bir plan yapar. Galatea’ya yakınlaşma teşebbüsünde bulunan Pamphilus reddedildiğinde Galatea’ya tecavüz eder ve güzelliğinin kendisini suça teşvik ettiğini savunur. Anus, Galatea’ya bu vaziyeti kabul edip, Pamphilus ile evlenmesi konusunda baskı yapar.

Anus kötücül bir karakterdir bu öyküde.

1590’lı senelerin bu tiyatro yapıtındaki kullanımından sonra Orta Çağ şiirinde “yaşlı kadın” manasına gelmiş anüs

***

Hâlen bilimsel bir terim olarak kullanılan anüs, tiyatro tarihinden bir karakterle özdeşleştikten sonra şiir ve tiyatro literatüründe yaşlı kadını sembolize ederken, günümüzün İngiliz argosunda da eski bir terim olarak “kocakarı” şeklinde ifade edilen bir tür aşağılama sözcüğüdür; lakin kullanımı artık çok yaygın değildir.

Hatta pek de bilinmez.

Anlayacağınız anüsün öyküsü, orta devirde Galatea’ya büyük bir tuzak tertipleyen entrikacı hayalî bir karaktere dayanır.    

Sözlükçe

İngiliz Reformasyonu: kısaca, İngiltere Kralı Sekizinci Henry’nin, âşık olduğu İngiliz Kraliçesi Anne Boleyn ile evlenmek adına, evli olduğu İspanya Kraliçesi Catherine’den boşanmak isteyip, Papa’dan ret alınca, Vatikan ile bağlarını kopararak bağımsız Anglikan Kilisesi’nin kurulmasına vesile olduğu hadise ve sonrasında yaşanan politik, askerî ve kültürel gelişmeler. 

Kaynakça

Albrecht Classen, Old Age in the Middle Ages and the Renaissance: Interdisciplinary Approaches to a Neglected Topic, Walter de Gruyter, Berlin, GER, 2007, p.304;

…Anus subtilis et ingeniosa, Artibus et Veneris apta ministra satis.

Martin Wiggins and Catherine Richardson, British Drama 1533-1642, Oxford University Press, UK, 2013, p.41-42.

Meninski, “بوزك“, Thesaurus Linguarum Orientalium, Turcicae, Arabicae, Persicae, Wieden, 1680, p.920.

Yazar

Bir cevap yazın