Babalar ve Kızları

Babalar ve kızları… Ne derin bir konu bu!

Birçok kadının hayatına bir ömür şekil veren, çoğunun nedenini bir türlü bulamadığı şeyler yaşamasının yegâne nedeni babaları!

Şu aralar çocukluk, ebeveyn ilişkisi çok gündemde. Erkek çocuklar ve anneleri, kızlar ve babaları oldukça derin ve uzun konular. Bu zamana kadar okuduğum kaynaklar ve edindiğim tecrübelerden yola çıkarak yazıyorum.

Çevremde gördüğüm, bildiğim, kendilerine zarar verecek ilişkileri seçmiş ve buna rağmen sürdüren kadınlar.

Neden peki? Neden bir insan kendisine acı veren şeyi varoluşuna karşı sürdürür? Kendim dâhil tüm kadınlara soruyorum ve gördüğüm… Bu kadınların yaralarının altından çıkan babalarının parmak izleri. Babaların açtığı bilinçsizce yaralar bilinçaltının en derininde kadınların seçimlerine yön veriyor. Babalar bilseler bunu yapmazlardı belki, yani birçoğu yapmazdı belki.

Kurban değil kadınlar! Babaları bildikleri en iyi şeyi yaptı ama isteyerek ama istemeyerek. Hepsi bu.

Bir kadının babasıyla kurduğu ilişki karşı cins ile kurduğu tüm ilişkiyi belirliyor; çok acı ki hâlâ bunun farkında olamayan babalar, yaraları deşip, kanatıp, kalıcı izler bırakmaya devam ediyorlar.

Babası tarafından sevgi ve kabul görmemiş, beğenilmemiş, takdir edilmemiş, yanında olmasına rağmen mesafeli ilişki yaşamış kadınlar.

Babasından psikolojik ve fizyolojik şiddet görmüş kadınlar…

Babasından ilgi ve şefkat görmemiş kadınlar…

Babasını kaybetmiş kadınlar…

Babası gözlerinin önünde vefat etmiş kadınlar…

Babası terk etmiş kadınlar…

Babasının kendine bağımlı hâle getirdiği kadınlar…

Sahte baba sevgisi gören kadınlar…

Sadece para ile doyurulmaya çalışılan kadınlar…

Görünmeyen kadınlar!

Hayatları boyunca kendilerine aynı şeyleri yaşatacak partnerleri seçiyorlar. Hep bir güvensizlik ve hep baştan kaybetmeye gönüllü geliştirilmiş bir zihin programıyla!

Üstelik bilinçsizce ve kendilerini tüketip, yok edecek hâle gelinceye kadar süren gizli bir program.

Burada var olan şey; babalarıyla verdikleri savaşta yenilgi saydıklarını bu defa zaferle taçlandırmak. Tam da bu noktada, varoluş amaçlarına, doğalarına ters düşen bu insanları hayatlarına neden alıp, neden vazgeçemediklerini bilmeden sürüklenip gidiyorlar bir bilinmeze.

Ya siz?

Soruyorum! Bu siz misiniz gerçekten? Neden insan mutsuz olduğu şeyi sürdürür? Kabukları yeniden kaldırıp neden o yaraları deşer? Neden sürekli kan kaybeder? Kendini tüketmeye neden devam eder? Her defasında neden hep aynı tip insanlara adar hayatını? Kendi olmaktan uzaklaştırıp, başka birine dönüştüren, yeryüzü cehennemini kendi elleriyle neden yaratır insan? Peki işe yarıyor mu bu kısır döngü? Yooo! Aynı yaraların üzerine daha derin yaralar açıyor ve daha derin izler bırakıyor sadece.

En önemli soru da neden buna asla dur demez insan? Garip değil mi?

Evet, aynı ortamı, aynı koşulları yaratıp, aynı hikâyeyi yeniden yaşamak ve iyileştirmek istiyoruz hikâyemizi, hepsi bu!

Nedenleri sıralamak kolay belki fakat bunlarla yüzleşmek çok sağlam bir irade ve cesaret istiyor. Uzun bir yalnızlık istiyor. Kendini olduğu gibi kabul edip sevmek becerisi istiyor. Daha iyi davranılmayı, daha gerçek bir hayatı hak ediyorum, konusunu içselleştirmeyi istiyor.

Babanızdan alamadığınız tüm sevgiyi yalnız sizin kendinize verebileceğinizi anlamanızı istiyor.

Farkında olmak, yüzleşmek ve affetmek. Bu yolculuğa çıkmadan hiçbir şey değişmeyecek. Yol kolay demiyorum ama değer diyorum.

Yazar

3 Yorumlar

  1. Farkında olmak, yüzleşmek ve affetmek. Yazması ne kadar da kolay halbuki. Biz kadınlar bu üç aşamanın farkına varıp, başarmaya çalışsak bile birçoğumuz için neredeyse imkansız. Mesela, başladı bu yolculuğa kadın, kendini sorguladıktan sonra farketti etkisini babasının yaptıklarının. Gücünü topladı yüzleşmek için, anlatmak istedi ama babası onu asla anlamadı. Yolculuk sadece kadının yaralarını farketmesiyle sona erdi. Değişen şey kadın oldu.

  2. Farkına varmak bile o kadar büyük bir adım ki… Ciddi farkındalık tan bahsediyorum. Yani kendi hayatlarımıza kendi ellerimizle neler yaptığımızı. Affetmek ise hiçbir şey olmamış gibi kişiyi onaylamak değil. Affedip yoluna gitmek sadece… Ona haklısın demek değil. Burada bahsedilen yüzleşme ise insanın kendiyle olan yüzleşmesi. Bana kalsaydı bu yazının cümlesi ” Evet, aynı ortamı, aynı koşulları yaratıp, aynı hikâyeyi yeniden yaşamak ve iyileştirmek istiyoruz hikâyemizi, hepsi bu!” olurdu. Değişen tek şey kadın olacak evet çünkü insan yalnız kendini değiştirebilir. Değişimi ise kendini sevdiğini sanmaktan çıkıp kendini gerçekten sevmek. Değmez mi sizce?

Bir cevap yazın