Ben Böyle Olmak İstemedim

İNSAN ÜZÜLÜYOR. BİR ZAMAN SONRA MUTLU OLUYOR. HÜZÜNDEN KAÇIYOR, MUTLULUĞU KOVALIYOR. BAZEN YAKALANIYOR BAZEN YAKALIYOR. PEKİ YA HİÇ YAKALAYAMAZ VE HİÇ DE YAKALANMAZSA? BU İNSANOĞLUNUN BAŞEDEBİLECEĞİ BİR BOŞLUK HALİ DEĞİL. ONDAN OLACAK İNSAN BAZEN DURUYOR, BİLEREK YAKALANIYOR.

Ben böyle olmayı istemedim. Bir insanın en ufak sözünden dolayı kalbi paramparça olabilen bir insan olmayı kim ister?  Böyle hayat geçer mi? Geçse de geçene hayat denir mi? Ben böyle olmayı istemedim.

Bir sözü vardı, laf arasında söylediği ve sonrasında gülerek konuşmaya devam ettiği. O an durdu benim için hayat. Apartmanların ışıkları yanan dairelerinde yaşamlar devam etti; insanlar konuştu, üzüldü, güldü, eğlendi ve yaşadı. Tüm bunlar bütün olağanlığıyla devam ederken bende sıra dışı bir çaresizlik hali başladı. O ufak sözün ağırlığını kalbimde kaldıramıyor, terliyor, yoruluyor, etrafa bakarak sessiz yardım çığlıkları atıyordum. Buna karşın herkes büyük bir kararlılıkla rutinlerini yaşamaya devam ediyordu. İşte o an, hayatımda belki de ilk kez, oturduğum rahatsız sandalyede yok olmayı diledim. Kimden dilediğim konusunda çok bir fikrim yoktu ancak bunu gerçekleştirebilecek kudrete sahip kim varsa o an benim dileğimi duymasını ve bana yardım etmesin çok istiyordum. Dileğim ölmekten farklıydı. O ana kadar hiç var olmamış olmak istiyordum. Bütün anılarımın silinmesini, bütün söylediğim eğlenceli lafların işitilmemesini ve bütün yediğim koyunların hayata geri kazandırılmasını istiyordum. Bu yoğun istek sadece kalbime bir çatal gibi saplanan bir laf yüzündendi. Evet bu laf bir mızrak veya kurşun gibi değildi. Çatal gibi alelade, üzerine düşünülmemişti ancak saplanmıştı göğsüme.

Ben böyle bir insan olmayı istemedim. Peki neden böyle oldum? 3 yaşındayken beni döven ve çok güzel içli köfte yapan bakıcım yüzünden mi? İnsanlara haddinden fazla bağlanmayı kim öğretti bana? Ufacık meseleleri birbirine bağlayıp o ufacık meseleler zinciriyle kendimi boğmam gerektiğini kim öğütledi? Herhangi bir çikolatayı satın alma yönünden hiçbir sıkıntısı olmayan bir babaya sahip olan ancak babasının cüzdanını unutmasından dolayı ona çikolata alamaması nedeniyle üzülen ve daha da önemlisi babasının üzüntüsü nedeniyle günlerce geceleri kalbine taş bağlayan bu çocuğu kim yarattı?

Küçücük bir bebektim, tatlıydım da. İnsanlar beni gördüklerinde mutlu olurlar, ister istemez benimle ilgilenmek isterlerdi. En yabanileri dahi bir göz kırpmayı ihmal etmezdi. Sanırım kurdun dişine kan o zaman değdi, ileride bağımlısı olacağım ilginin tadına ilk o zaman vardım. Sonraları pek çok normal insanın aksine bunun üstesinden gelemedim. Sorunlu bir kişilik, ilk filizlerini o zaman vermişti.

Küçücük bir çocuktum, yaramazdım da. İnsanlar onların evine ziyarete gideceğimiz zaman bütün eşyalarını kaldırırlardı. Bu dönem çok uzun sürmedi ve bir anda duruldum. Artık yaramazlık bir yana komşularımıza selam vermekten çekinen son derece utangaç bir çocuk olmuştum. Yolda yürürken insanların yüzüne asla bakamaz, kafamı yukarı kaldıramazdım. Bir kişilik özelliğimin nedenini çözecek olmanın verdiği heyecanın etkisiyle ailecek bir bakıcının günahını aldık, karşılığında bir şey vermedik. Sorunlu ve kaldırım taşlarına gereğinden fazla ilgi duyan bir kişilik, gelişmeye devam ediyordu.

Küçücük bir ergendim, zekiydim de. Derslerde anlatılan konuları o anda kavrar sonrasında çok tekrar yapmaya gerek duymazdım. Bu durumun çok normal bir mesele olduğunu, herkesin de benim gibi olduğunu düşünürdüm. Bunun yanında, birçok farklı konuya mantık çerçevesi içinde yaklaşmam ve nerede nasıl davranılacağını bilmem dışarıdan da takdir görmeye başlayınca kendimi haddinden fazla beğenmeye başladım. Dünyayı değiştirecek güç bendeydi fakat buna yeltenmeyecek kadar da onursuz bir atalet duygusuna sahiptim. Dünyayı değiştirecek gücü olan birisi, eğer bu halde de yaşamayı kotarıyorsa neden dünyayı değiştirmekle uğraşsın ki? Sorunlu ancak sorunlarına âşık olan bir kişilik, değişiyordu.

Küçücük bir gençtim, umutluydum da. Her şeye rağmen, belki de başkalarının abartılmış ve süslenmiş sorunlarına kanarak, bir şeylerin aniden kapımı çalacağını ve düzlüğe çıkacağımı düşünüyordum. İçten içe istediğim her şeyi yapabildiğim bir hayatı hak ettiğimi ve hayatın o kadar da adaletsiz olmadığını düşünüyordum. Yaşamak istediğim hayat uğruna çabalıyor, o hayattan önüme düşen birkaç zerrecik ile mutlu oluyordum. Sorunlu ama sorunları gençlik heyecanıyla örselenmekte olan kişilik, yerine oturuyordu.

Küçücük bir yetişkinim, farkındayım da. Hatalarımın hoş görüleceği yaşları hızla tükettiğimin fakat bunun karşılığında bir avuç sorun haricinde elimde hiçbir şeyin kalmadığının farkındayım. Üstüne üstlük,  bir de âşık oldum. Sesini duyduğumda öğle uykusunda gibi hissettiğim, gözlerine baktığımda nerede olduğumu unuttuğum, saçlarını okşadığımda yüz kaslarıma hâkim olamadığım bir kadın var hayatımda artık. İlgi bağımlısı, utangaç, narsist ve kifayetsiz muhteris bir kişilikle böylesine yoğun bir ilişkiye başlamak ne denli akıl karı bir iş bilemiyorum. İşin kötüsü, insan kendine benzeyeni seviyor…

Küçücük bir insanım, korkuyorum da. Âşık olunan insan karşısında ne denli savunmasız hale gelinebildiğini fark ettiğimden beri, korkudan tir tir titriyorum. Bu aşkın mütekabiliyeti hususunda düşülen septik kuyular, geri tırmanması imkânsız zindanlara dönüşüyor. Korkuyorum ancak korkmak da aşka dahil, biliyorum.

Ben böyle bir insan olmayı istemedim. Bu rahatsız sandalyede oturmayı istemedim. Varlığımın çok az şey ifade ettiği diğer varlıklar tarafından samimiyetsiz bir ilgiyle aşağılanmayı istemedim. Bir şeyleri gizlemeyi hiç istemedim. Bu hayat karşıma sürekli istemediğim şeyleri çıkardığından neleri isteyebileceğimi düşünemedim. Ben aslında istememeyi de istemedim.

NEDEN BU HALE GELDİĞİ TAM OLARAK BELLİ OLMAYAN ANCAK İZİNE DÜŞÜLDÜĞÜNDE BİRKAÇ İPUCU YAKALANILABİLEN PEK SIKICI VE KARMAKARIŞIK KİŞİLİĞİM HAYATTA KALMA MÜCADELESİ VERİRKEN BUNDA PEK BAŞARILI OLAMIYOR, BOCALIYOR. GİRDİĞİ ÜZÜNTÜ SARMALINDAN KENDİNİ ÇIKARACAK BİR YOL BULAMIYOR, DIŞARIDAN YARDIM İSTİYOR. BU ONURSUZCA HAREKETİN MEŞRUİYETİNİ SAĞLAMAK İSE PEK DE FENA ÇALIŞMAYAN AKLA DÜŞÜYOR. ŞU AN KİŞİLİĞİM SARILMAK VE UYUMAK İSTİYOR. SEVMEK VE SEVİLMEK İSTİYOR. HAYKIRMAK İSTİYOR. ÜZÜLÜYOR. UTANIYOR. KİŞİLİĞİM NE YAPACAĞINI BİLEMİYOR. SARILMAK VE UYUMAK İSTİYOR.

Yazar

Bir cevap yazın