Benim Evim Düzayak Olsun

Gençliğimin baharında fazlaca kanlı canlı, hızlı yaşıyordum hayatı. Enerjim hiç bitmezdi, sabahlarsa hiç olmasın! Her yere yetişmek ama öyle sorumluluklar altında ezilmek değil de, geç kalmanın aksine yetişmek coşkusu, her yerimden fışkırıyordu. Halim vaktim de yerinde sayılır, başlangıç maaşı bile hayli dolgun bir işe girmişim, keyfim gıcır. Çok canlar yaktım, az buçuk da canım acıdı. Hayatın doğasında var bu dedim, devam etmekten çekinmedim. Ama olmuyordu be bir şey, tam adını koyamadım da, bi’ yer eksik gibiydi. Rutin desen rutinden epey uzak bir hayat, henüz mezun olmamışım sanki öyle diyeyim.  O yüzden daha da garip geliyordu bu huzursuzluk. Abartma sen de deyip yoluma bakıyordum.

Sonra yapraklar döküldü, tomurcuklar gülüştü. Saçlarıma tel tel beyazlar düşmekte, bakım rutinlerine anti-aging birtakım eklemeler yapıldı. Kırışmadım ama boşluk hissi de hiç geçmedi. Ciddiye almamıştım ne yalan söyleyeyim; benlik değildi böyle şeyler, karamsar bir hava, durgunluk. Hele durgunluk, aman aman evlerden ırak derdim önceden. Önceden. Şimdi çayımı demledim, balkon korkuluğundan ayaklarımı sarkıtmış oturuyorum.

İlahi bir günümü anımsıyorum üstüme duman kokusu sindirirken. İçime çektiğim hava, boğazın neminin yanında o günün hatırasını da taşıyor. Haftasonluğuna diye göle gitmiştik bizimkilerle. İşte çadırlar, polar hırkalar, termos… Gölün arka tarafında da uzunca ağaçlar vardı, kafamı kaldırdığımda hışırtının görüntüsüyle sesini senkronize ediyor, mühtiş bir tatmin hissiyle yoluma devam ediyorum. Önümden gidenin ayak izine basacağım kuralı da hak getire, diğerleri nerede en ufak bir fikrim bile yok. Telaşlı değilim, bulurum ben yolumu.

Bu yeşil bolluğunda aklıma geldi televizyonda izlemiştim, muhtemelen Sicimoğlu’nun programlarından biridir; bir tür ağaç ,tam anımsayamadım şimdi hangisi olduğunu, yanındaki yavru ağaçların üstünü, hızla uzarlarsa güneşten yanarlar, içlerindeki özsu onları korumaz diye dallarıyla örtermiş. Pek masalsı gelmişti, kabarmaya pek niyeti olmayan annelik duygum bi’ yoklamıştı beni. Ben de o gün, böylesi yavru ağaçlar görmek için virane olmuş etrafa bakıyordum ki kendimi küçücük hissettim. Tohum kadar ufak. Tepemde göğü delmiş ağaçlar, ama bir o kadar da köklüler yere; bense ne toprağa bağlı ne de üstümdekini biliyorum. O an sindirilmek istedim, un ufak olmak; kurtçuklar üstümde gezinsin, türlü yaşam formlarına besin olayım. Belki o zaman bütün bu telaş durur da yüzümde gülümseme, yurduma kavuşurum.  

Beni saran bu düşünceler tüm o huzursuzluğu alıp götürdüler. Hızlı değişimlere ayak uydurmakta zorlanmam esasında, ama bu hız başımı döndürdü. Midem bulandı tüm gün. Gayriihtiyari yurduma kavuşurum deyivermiştim. Yurdum neresiydi, nasıl böyle gurbette hissettim? Bunca zaman bunu nasıl fark etmedim? Böylesi soyut şeylerin gözle görülür, bedende hissedilir etkilerinin olması, beni sağ köşemden yakaladı.

Tüm o koca ağaçlar, yavrularıymışım gibi örttüler üstümü o gün. Normalinden hızlı uzamak omurgamı büker, gözlerim güneşten kamaşır da kör olurum diye tuttular beni. Serpildikçe zayıflarsın, ya tabanın geniş olacak ya da temelin sağlam. Bende ikisi de yokmuş meğer, zıplıyor zıplıyor ucu olmayan bir ipi yakalamaya çalışıyormuşum. Madem başaramıyorum bunu, ya da başarmanın bir önemi olmaz kavrulursam, tam tersine gitmeli dedim. Ama aynı zamanda abartıya da kaçmamalı, sütten ağzım yandı bir kere; aşağılara kadar kazımanın, kurda kuşa yem olmanın bir manası yok, henüz dolgunlaşmadı etim. Her şey dengeli; sağlam kılan da bu olacak.

Artık kendimde gördüğüm zarafetten yoksun çok katlı binalar değil, en derine kök salmış güçlü bir söğüttür.

Yazardan küçük bir not: Orange Blossom’dan Souffrance ile yeniden okumanız tavsiye ederim.

Yazar

3 Yorumlar

  1. Canım her okuduğumda zihnimde farklı düşünceler, geriden gelen hatıralar canlandı.
    Etkilendim derinden. Sevdim bunu🥰

  2. Muhteşem bir üslubun var, cümlelerin birbirlerini tamamlıyor ve bizi gölün kenarındaki ağaçlığa sokuyor. Gözlerimiz senin gördüğünü görüyor, kulaklarımız duyduğunu duyuyor, tenimiz hissettiğini hissediyor. Aktarım gücün inanılmaz, tek cümleyle “Hayran kaldım kalemine!”

Bir cevap yazın