Bira

Fethetmeyi, meşhur cengâverlere övgü dolu sözler sarf etmeyi, daha fazla toprağa sahip olup, milyonları kendine köle etmeyi şiar edinenler değil; yazı ve kayıt geleneğini geliştirenler dünya medeniyetine katkı sunmuş tarih boyu…

Bazen can yakan katastrofik hadiseler yaşanmışsa da önce birer taş devrine dönen, nehirlerine oluk oluk kan karışan vilayetler, tıpkı betonla kaplandıktan sonra koca bir zemini çatlatıp yaşama ümidi tamamen tükenmiş gözüken bir Gravilla çalısının yüzünü bir süre sonra güneşe dönmesi gibi yeni zenginliklerin serpilmesine de sahne olmuş elbette…  

Büyük İskender ordularıyla her yeri yakıp yıkarak ilerlerken Mısır topraklarında kurduğu ve adını taşıyan “Alexandria” şehri asırlar boyu kütüphaneleriyle, el yazmalarıyla, renkli ticari hayatıyla, Yahudi, Grek ve Kıpti entelektüellerinin katkılarıyla bir sonraki yıkıma değin tarihin göz kamaştıran kenti idi bir zamanlar.

Koskoca Etrüsk Uygarlığı büyük bir nefret ve isyan dalgasıyla son bulurken, müzik eşliğinde icra edilen ritüelleri de, rakam sistemi de, mimari nitelikleri de Roma’nın görkemine devredilmiş mesela…

Roma’nın tantanalı bir biçimde çöküşü, Akdeniz havzasını âdeta ucu bucağı gözükmeyen dev bir harabeye çevirirken, bir müddet sonra nasıl yeni iktisadî gelişmelerle ve fikir alışverişleriyle zenginleşmeye başlamışsa aynı diyar, tüyleri ürperten İslam fetihleri nasıl diğer yandan Endülüs gibi parlak bir devrin perdesini aralamışsa veya Norman istilası sonrası aslında dipten dipe İngiltere’nin Avrupa ile entegrasyonu nasıl sağlanmışsa, büyük ve hesapsız yıkımlar, parlak sonuçlar da verebilir en nihayetinde…

Bu nedenle her kültür, her medeniyet veya her topluluk, kimi zaman zalimane, kimi zaman oldukça parlak tecrübeler edinmiş, zor koşullarla sınanmış ve netice itibarıyla işin sonunda yazıyı zenginleştiren, daha fazla kitap basan, daha çok kronik yazan, yazılanları bıkmadan, usanmadan, ümitsizliğin pençesine düşmeden harıl harıl kopyalayan, o metinler üzerine münazaralar eden, en zor koşullarda dahi keşif yolunda ilerleyenler galip çıkmış uzun vadede; daha fazla toprağa sahip olanlar değil…

Eski Mısır medeniyeti de milattan 6 bin sene evvel o devrin ileri bir yazı sistemi olan hiyeroglifi kullanmış. Mısırlı yazıcılar türlü konulardaki yazılarını ya papirüslere kaydetmişler ya da taşlara kazımışlar. O kararlılığın sayesinde Eski Mısır’daki bilgi derecesine erişebiliyor insanoğlu an itibarıyla.

Asırlar boyu çözülemeyen bu yazıyı, anca 1822’de Fransız arkeolog Champollion çözmüş ve böylece 42 senelik kısa ömrüne büyük bir keşif sığdırmış.

1920 senesinde hazırladığı hiyeroglif sözlüğüyle etkileyici bir işe imza atan Ernest Alfred sayesinde de kısmen o semboller evrenini keşfediyor ve hiyerogliflerin Latin yazısında ne manaya geldiklerini çözebiliyoruz.

Şimdilerde yapılan bir araştırmaya göre dünyada her bir kişiye düşen bira tüketiminde birinciliği kimseye kaptırmayan Almanlar açık ara farkla bira tutkunu gözüküyor.

Pekâlâ, insana ah, nerede o eski beer festler, dedirtecek ölçüde antik devrin bira tutkunu olan Eski Mısır ahalisi için biranın önemi biliyor muydunuz? Bira, Alfred’in hiyeroglif lügatına göre binlerce sene önce nasıl sembolize edilmiş?

***

Eski Mısır dönemine ait sanatsal tasvirler ve hiyeroglifler biranın, Mısır’da nasıl bir popüleriteye sahip olduğunu kanıtlar nitelikte.

Geniş tarım arazilerinde çalışan Mısır ahalisi, anlaşılan o ki depo ve atölyelerin bulunduğu merkezlerde çıkarttıkları ürünleri kontrol eden katiplerin gözetimi altında arpa hamurunu suyla yoğurup, hafîf bira imal ediyorlardı. Elbette nasıl bir lezzete sahip olduklarını bilmemiz söz konusu değil; lakin şunu biliyoruz ki çeşitli kaplarda firavunlara sunulurmuş bu biralar.

Alfred’in hiyeroglif lügatinin Kutsal Kaplar ve Eşyalar başlığında “T” biçimli sunak üzerinde duran bir somun ekmek ve iki kap içinde sunulmuş bir çeşit bira figürü dikkati çeker.

Vazo, kap, küfe ve ölçü aleti benzeri figürler arasında özellikle 16 ila 20 aralığında numaralandırılmış olan kap şekillerinin bir açıklaması da biradır.

Misal, bira yapmak fiili hiyeroglif lisanında elinde uzunca bir obje tutan bir Mısırlı’nın karıştırmak yahut hazırlamak fiillerine hayat veren ve sanki büyük bir fırıncı küreğine benzeyen bir başka materyalle beraber çizimiyle anlatılmış.

Alfred bu sözcüğün Latin harfleri ile yazıldığında –vurgulu bir “a” ile– atkh olduğunu ifade ediyor.

Başta büyük bir kap olmak üzere pek çok materyalin bir arada anlatıldığı ā-t ḥeq-t terimi, “bira dükkânı” veya daha doğru bir ifadeyle “meyhane” manasına geliyor.

Bira ve şarabın ekşi olması hâli, hiyeroglif yazısında āmu şeklinde okunan bir sözcükle ifade edilmiş meğer…

Bira üretmek için arpayı ezmeye ihtiyaçları varmış. Eee bunun için de münasip bir fiil bulmuşlar tabiî ki. O sözcük de ātekh imiş.

Mesela, tıpkı eski İstanbul’un meyhane geleneğinde içkiyi sağlam içen adama sen yürekli adamsın,manasına gelen ve üzerinde kalp figürü bulunan testilerde içki sunmaları gibi birayı sağlam içene unemi demiş Mısırlılar da…

Arpa tarlasından bir kare çizmişler, sulama figürleriyle renklendirmişler ve buna “açık renkli arpa” demişler. Yani, per-t shesp. Bu noktada demek ki bu arpaların koyu renklisi de varmış, diye düşünürken, meğer koyu yahut kırmızı renkte olan arpaya da –vurgulu bir “t” harfiyle– per-t tesher demişler. İrlanda’nın meşhur mu meşhur siyah biraları gibi…

Bir Mısırlının arkadaşlarıyla beraber içki evine giderek bira içmesini veya meyhane argosuyla “güzelleşmesini” hem meyhane figürleriyle hem de o bilindik kap sembolleriyle ifade etmişler. Bu eylemi nu olarak adlandırırlarken, aynı zamanda ağzına kadar birayla dolu olan bir çömleği tasvir etmek için de aynı sözcüğü kullanmışlar meğer.

Meyhane dünyasında sert içkilere “istim” (İngilizce steam “buhar, buğu”) denmesi gibi şaraba ve sert biraya neter demişler mesela. Yine bir kap çizilmiş. İçecek, meyve suyu ve bira, ḥenq terimiyle de antik Mısır’ın sosyo-kültürel yaşamına dahil olmuş.

“Bir çeşit bira veya şarap” ḥesu şeklinde ifade edilmiş.

Tatlı biraları da varmış herhalde, yoksa çizerler miydi “tatlı bira” manasına gelen ḥeqt terimini?

Söylentiye göre biraların tüketildiği antik devrin meyhanelerinde, tıpkı dostunu en iyi içki sofrasında tanırsın, deyişini desteklercesine “gevşek konuşmanın tehlikeleri” anlatılır dururmuş halk arasında… Belki bu nedenledir ki, ḥeq-t-enth-Maāt sözcüğü de bu lügatta “hakikatin birası” deyimiyle yer bulmuş kendine…

Bozcaada’da ziyaret ettiğim bir şarap üretim merkezinde yazan Latince un vino veritas (gerçek şarabın içinde gizlidir) deyişi gibi böyle şiirsel ifadeler de kullanmışlar biraya dair…

Eski Mısırlılar için bira, aynı zamanda “sonsuzluğun ilahi içeceği” imiş ve belki de hektarlar dolusu arpa tarlası olduğundan “tükenmez” olarak görülürmüş [ḥeq-t-ent-neḥeḥ]...

Eski Mısır’da daha onlarca çeşit bira olduğunu, Latin harfleriyle karşılığı şu sözcüklere tekabül eden hiyeroglifler sayesinde öğreniyoruz: āsh [Sudanî bira veya Sudan birası] ve “bir tür bira” manasına gelen khinua, khensem ve khnemes sözcükleri…

Bulmak isteyene bira gırlaymış üç bin sene evvelki Antik Mısır dünyasında anlaşılan.

***

Eski devirlerin onca kralı, hanedanı ve padişâhı hatırlanmaz iken, hâlen yaşıyor binlerce gelenek, şenlik ve eğlence…

Kim bilir o eğlencelere devrin hangi leziz içkileri eşlik etmişti bir hayal etsenize?

Biranın bilinen ilk üreticilerinden olan Eski Mısır halkı kim bilir icra ettikleri kaç törende mutlak kudret sahibi firavuna o leziz biralarından takdim etmişlerdi tören adımları eşliğinde?

Bağcı olmalarıyla övünen Antik Mısır ahalisinin asmaları milattan evvel 6.yy’da Yunan diyarının kolonilerinde yeşerirken, bu asmalardan üretilen şaraplar kaç Dionysos şenliğinde afiyetle içildi?                             

İslam-Arap uygarlığının parlak dönemlerinde yalnızca bir ibadethane olarak değil; aynı zamanda bir sosyalleşme alanı olarak kullanılan eski camilerin avlusunda düzenlenen satranç oyunları, şiir dinletileri, alev yiyicilerin gösterileri sonrasında günün yorgunluğunu atmak için kaç testi nebiz tüketilmiştir, bir düşünsenize?

Bu suallerin cevaplarını da başka bir yazıda arayalım hep birlikte…      

Kısaca, şimdilerde nasıl Almanlar ve Orta Avrupa memleketlerinin halkları bira tüketiminde rekoru ellerinde tutuyorlarsa, antik devrin bira tutkunları da açık ara farkla Eski Mısır halkıymış anladığımız kadarıyla…    

Kaynakça

Ernest A. Wallis Budge, An Egyptian Hieroglyphic Dictionary, “XVII: Sacred Vessels and Furniture”, J. Murray Publishing, London, UK, 1920.

Zeki Tez, Gündelik Yaşam ve Eğlencenin Kültürel Tarihi, Doruk Yayınları, İstanbul, 2009, s.47.

Yazar

Bir cevap yazın