“Çıkar göster telefonunu!”

Son dönem sokak röportajlarının olmazsa olmazı, tartışmanın tam kilitlenme aşamasında gelen, “Çıkar göster telefonunu!” cümlesi. Hepimiz çeşitli şekillerde önümüze düşen sokak röportajı kavgalarında sıklıkla bu cümleyi duymuşuzdur. Peki bu cümle tartışmanın sadece kilitlendiğini göstermekle ve birinin bu kilidi kendince “somut” bir şekilde açmaya çalışmasıyla mı kalıyor? Bence bu cümle özelinde çeşitli toplumsal sorunlarımızın özütü yer alıyor. Kamusal alanların eriyişinin etkilerini, aile içerisinde dönüşümde önemli bir payı olan gençliğe ailenin bakışını, bunun tersinde gençlerin ailelerine bakışını ve yaşantılarımıza bakışımız gibi temel bazı noktalarda önemli bir içerik olduğunu düşünüyorum. Bu bağlamda tartışmanın bu kilit cümlesini gelin hep birlikte ele alalım.

Yok Olan Karşılaşma/Tanışma Alanları

Sokak röportajlarında insanların tartışmalarının bu denli yüksek perdeden olmasının temelinde yatan sebeple başlayabiliriz. İnsanların karşılaşma alanları gün geçtikçe azalırken sokak en büyük ve en karışık karşılaşma alanımız olarak beliriyor. Arkadaş çevremiz, iş/okul çevremiz ve vakit geçirdiğimiz sosyal ağlar… Bunların tamamında insanın kendi için “steril” bir ortam hazırlaması mümkün ve tercih ediliyor. Bu kişisel çabanın dışında insanların toplumsal mahallelere bölünmüş olma durumunun da en uç noktasına geldiğini tekrar etmeye gerek bile yok artık. Hayat pratiklerimizdeki tercihlerimiz, kutuplaşmanın etkisi gibi durumlar bu mahalleleşme durumunu ise genişletmekte aslında. Burada mahalleleri ve onların etkilerini tartışmak değil amacım. Dikkatinizi çekmek istediğim nokta mahalleleşmenin bu kadar arttığı ve hayat pratiklerimizin bu durumu yeniden ürettiği bir durumda insanların karşılaşma alanlarının nasıl eridiği ve bu eriyişin içerisinde sokağın nasıl daha önemli hale geldiği. Mahalle durumunu delen insanların karşılaşabilecekleri ya da onların temsillerinin karşılaşabilecekleri alanlardan en biriciği eskiden medyaydı. Bir düşünceyi savunan ve savunmayan iki ya da daha fazla kişinin tartışmasında aslında başka bir grubu dinleyebiliyor onların ana argümanlarına aşina olabiliyordun ve bunu kendi içinde tartma imkânı bulabiliyordun. Bu tartma durumunun sonunda hak verdiğin, ortak hissettiğin ya da en azından anladığın bir kısım olma olasılığı mevcuttu. Ancak medyanın dönüşümü sonunda artık böyle bir işlevinin kalmadığını söyleyebiliriz. İnsanların artık kanal değiştirerek başka fikirlere ulaşması daha zor. İnsanların artık mecra değiştirmesi, araştırması gibi ek birtakım çabalar sarf etmesi gerekiyor başka fikirlere ulaşması için. Bu da elbette halen mümkün ancak hem daha düşük bir ihtimal hem de diğer durumla aynı etkiyi yaratamıyor.

Karşılaşma alanlarından bir diğeri de siyasetti. İnsanlar siyasetçiler üzerinden başka tutumlar, davranışlar ve beklentiler içerisinde olan hayatları gözlemleyebiliyor onlardan haberdar olabiliyordu. Ancak yeni hükümet sisteminin getirdiklerinden biri olan 50+1. Oy vereni ikna etme zorunluluğundan dolayı kalabalıkları temsil etmek ya da memnun etmek ve ona göre siyasi hamleler üretmek bir trend haline geldi. 50+1 oy alabilmek adına siyaset daha kapsayıcı bir hale gelerek insanların farklarını bir potada eriterek onların ortaklaşan sorunları üzerinden de gelişebilir elbette ancak biz birleştirici kapsayıcı hamleler yerine ülke çoğunluğunu oluşturan demografik-sosyokültürel gruba göre hazırlanmış söylemler, yönelimler görmekteyiz. Hangisinin siyasi açıdan daha başarılı olacağı ya da daha mantıklı politik hamleler olduğunu tartışmıyorum. Burada bu hamlenin siyasetin insanların dönüşümüne ve toplumun sadece kendinden oluşmadığının bilincine varmasındaki olumlu etkisinin demin bahsettiğimiz nedenlerden ötürü artık kalmadığını söylemek istiyorum.

Sokak Röportajlarının Yeri

Medya ve siyaset gibi iki dönüştürücü ve karşılaşma olanağı sunan araç bu denli zayıflayınca sokağın önemi daha da artmış oldu. Bu karşılaşma alanları arasında sokağın farkı, ortak kullanım alanı olsa dahi paylaşım alanı olmamasıydı belki de. Ancak bunu da röportajların sokağa inmesi ve bunun yaygınlaşması bozmuş durumda. Daha öncesinde yanından geçip gideceği insanların sözlerini duyma fırsatı onların karşılaşma alanlarını bir paylaşım zemini haline getiriyor. Bu da sokak röportajını daha önemli bir yerde konumlandırıyor.

Bu tartışmaların içerisinde karşısındakini tam tanımadan onun isteklerini düşüncelerini ve arzularını bilmeden yargılayan bir kitle ortaya çıkmaya başladı. Belki de görünür olmaya başladı demek daha doğru olur. Bu durumu genelde gençlere karşı görece yaşı büyük insanlar olarak çeşitli tartışmalarda gördük. Karşısında yer alan gencin telefonunun markasını soran, geçmiş dönemlerden benzetmeler getiren ve gençlerin birikimlerini küçümseyen bir tarz gelişti çünkü televizyon tartışmalarında, siyasette gençleri ve onların dertlerini o kadar çok görmediler, görmüyorlar. Onların gözünden olayları inceleyebileceği kadar bilgisi ya yok ya da o bu verileri incelemeyi gerekli görmüyordu. Ama sokakta onunla karşılaşıyor, onun anlatılarını dinliyor ve karşısında, bence gayet haklı şekilde, kızgın bir kişi ya da grupla karşılaşınca da işin sertlik düzeyini artırıyor.

Ev İçerisinde Paylaşımın Dinamikleri

Burada bir alternatifte bu tartışmaların benzerlerinin evlerde yaşanıyor, yapılıyor olması ve oradan aslında olayı anlama ya da en azından karşılıklı paylaşım yapılmasını ummak olabilir. Ancak evde durum daha farklı dinamiklere oturuyor. Bunların en başında gençlerin ailelerini ailelerin ise gençleri karşı tarafta görmek istememesi durumu var. Birçok Anadolu ailesinin üniversitede okuyan çocuklarına bakışında bu durumu görmek çok mümkün. Onunla tartışmak ve bu durumu masaya getirmek istemeyebiliyorlar. Onun değişimini görmek onları rahatsız eden bir unsur olabiliyor. Bunun tersinde ise çocuklar anne-babalarının tutumlarından ve düşüncelerinden utanabiliyorlar. Tartışma açılabilecek alanlarda kimi zaman gençler kimi zamansa aileleri bu tartışmaların ilerlemesini engellemek için ya durumu kabul ediyor ya da bu durumu yok sayarak devam ediyor. Bu da aslında paylaşım ve dönüşüm sürecinin orada gerçekleşmesini engelleyen bir faktör haline gelebiliyor. Yeni sorunların, yeni zorlukların aktarımı yine de devam edebiliyor çünkü gençlerin yaşadıkları sorunları kaynaklarını konuşmasalar dahi aileleri de biliyorlar. İş bulma kaygısını, refah düzeyinin düşük olmasını onlar da kendi çocukları üzerinden daha net şekilde görebiliyorlar. Ancak kendi çocuklarıyla girmedikleri tartışmalar ya da gördükleri sorunların geçmiş dönem sorunlarına kıyasında halen kendi fikirleri üzerinde ısrarcı bir tutumla devam edebiliyorlar. Bu da sokakta yaşanan çatışma alanının aile içerisinde tam olarak gerçekleşmesine engel olan bir durum olarak karşımıza çıkıyor.

Geçmişin Örnekleri ve Dünyaya Bağlı Olma Durumu

Aile içerisinde dinamiklerin farklılaşmasından sonra yeniden sokak röportajlarında yaşanan çatışmalara dönecek olursak oradaki en önemli çatışma noktalarından birini de geçmişin örneklerle yeniden gençlerin önüne getiriliyor olması diyebiliriz. Geçmişte Türkiye’nin çeşitli durumları üzerinden verilen örnekler ve “Siz bunları bilmiyorsunuz/görmediniz/yaşamadınız.” anlatısı ile gençlere hem yaş farkını hem de tecrübe farkını göstermek ve aslında onların neden haksız olduklarını kanıtlamak istiyorlar. Ancak gençlerin elinde olan ve aslında telefonda vücut bulan teknolojinin onlara kattığı avantajı tam olarak anlayamıyorlar. Gençlerin dünyadaki ilerlemelerden de haberdar olduğunu ve dünyadaki refahın artışıyla paralel olarak iyileşen/gelişen kimi şeyleri kendileri gibi hükümetin hanesine yazmadıklarını anlamakta zorlanıyorlar. Bu kısımda o kadar çok zorlanıyorlar ki bir yerden sonra iş zorluk yarışına dönüyor ve kimin daha çok ne zaman acı çektiğini kıyas etme gibi bir noktaya geliyor. Bu noktada zaten tartışmalardaki en büyük tıkanmalardan biri yaşanıyor ve “Çıkar göster telefonunu!” deniyor. Bu cümle kendini kullanana hem tartışmaların sıkışmışlık anında somut bir gösterge sunarak konuşmadan da “Bak ben haklıyım.” hissi veriyor hem de “Senin söylediklerin kulağa ne kadar doğru gibi geliyor olursa olsun aslında doğru değiller.” diyerek olduğu çizginin doğru olduğunu gösteriyor. Ancak neredeyse her sokak röportajında duyduğumuz bu cümle, uzlaşamamanın çok can sıkıcı bir sembolü olarak kalıyor.

Sonuç Yerine

Gençler olarak dünyaya bağlanmanın artık bizim için ve de tüm insanlar temel bir hak olduğunu herkes bir şekilde kabul edecek. Bu hakkı sağlayabilmek için internete de akıllı telefona da ihtiyaç olduğunun kabullenileceğini de düşünüyorum. Ancak bu haklar ve ihtiyaçlar kabul edilene ve bizlere hak verilene kadar geçen sürede gençliğimiz geçiyor olacak. Kamusal alanlara giremediğimiz, görünürlüğümüzün az olduğu ve kabullenilmemizin de çok kolay olmadığını görüyor olmak oldukça üzücü. Gençlerin kamusal alanlara girememesinin yanı sıra kamusal alanların da bu şekilde daralmış olmasını sokak röportajlarında patlayan bir cümle üzerinden analiz etmeye çalıştım. Bu cümlenin siyasiler tarafından mizah malzemesi olarak algılanması yerine bir sorunun temeli olarak kabul edilmesi gerekiyor. “Çıkar göster telefonunu!” zaten karikatürize hale geldi ama onun gösterdiği sorunlar hala çok gerçek ve onlarla baş etmemiz gerekiyor.

Yazar

Bir cevap yazın