Çılgınlığın Başlangıcı: Metal Müzik

Selamlar sevgili okur, diğer yazılarımda da bildiğiniz veya göreceğiniz üzere yer kürenin çeşitli müzikleri üzerine yazıp durmaktayım. Elbette bu müziklerin bazıları yerel bazıları ise küresel bir kültürün temel taşı olarak karşımıza çıkıyor. Metal müzik elbette küresel bir kültür ve ondan bahsetmesek olmaz olamaz.

Birçokları için dinlemesi güç olan bu müzik aslında beslendiği köklere bakıldığında varlığını bu iticilik duvarı ile destekliyor.  İnsanların korkularından beslenmek gibi bir gaye ile ortaya çıkan ilk örnekleri ve bu korku etrafına gençler için bir güvenli alan yaratması metal müziği bir takım seslerin bir araya gelmesinden öteye götürüyor.

Mario Bava’nın 1963 yapımı Black Sabbath filminin İngiltere’de vizyona girdiği dönemlerden önce, gençler: Jimi Hendrix, The Kinks gibi grupları dinliyorlardı özünde blues olan bu müzikler coşkuluydu fakat korkunç değildi. Gençlerin enerjisini atacağı denli hızlıydı ama gençler için her zaman daha uç bir sınır vardır… Daha evvel bir yazımda bahsettiğim (bkz.) Punk’ı hazırlayan temeller ile metal müzik, “korku” dışında aynı zemine ve aynı İngiltere’ye yaslanır. Bu iki müziğin oluşumunda yegâne fark birinin öfkeyi biriktirmesi diğerinin ise korku teması içinde bu öfkeyi boşaltabilmesidir.

Korku filmlerinin büyük ilahlarından Mario Bava’nın filminin vizyona girdiği dönemlerde korku sineması İngilizlerin yegâne deşarj ortamıydı. Haliyle müzikten daha çok tüketiliyordu. İngilizlerin çok azı punklar gibi öfkelerini dışa vurmaya ve başkaldırmaya hazır gibiydi… Nitekim punk çok ama çok küçük bir topluluğa ve karmaşaya sahip bir altkültürken Metal dünya çapında bir dine doğru hızla yol aldı.  Bana kalırsa metal müzik bir ihtiyacı karşılayacaktı. Ozzy ve arkadaşları blues çaldıkları mekânın karşısındaki sinemada film için oluşan kuyruğu gördüler ve insanları korkutacak bir şarkı yapma kararı verdiler.

https://www.youtube.com/watch?v=0lVdMbUx1_k&ab_channel=BlackSabbath

What is this that stands before me?” İngiltere’de bir barda bu sözler duyulurken insanlar gerçekten çığlık atarak dışarıya kaçıştılar.

Müzikal özellikleri bakımından büyük ölçüde blues olan bu tür, tüm gücünü evvelki yıllarda Saykodelik rock gruplarının denediği gitar soundlarından alıyordu. Metal müzikte gitarın sesi öylesine önemli ki iyi dinleyiciler, gitar tınısında duyacakları en ufak bir cılızlıkla o müziği başka bir isimle adlandırmaya teşnedir. “Sert” müzik soundu amfileri zorlayan yüksek volümler üstüne kuruludur. Yanı sıra ilk dönem metal grupları kendine has virtüözleri bünyesinde barındırdığından zaman zaman Bach, Wagner gibi müzisyenleri duyduğunuzu bile zannedebilirsiniz. Üstelik bahsi geçen gitaristler zaman zaman Bach’ın bestelerinden kesitler üzerine de eserler bestelemişlerdir.

Heavy Metal olarak ilk adını alan bu müzik türünün adına dair iki efsane bulunmakta: ilki Black Sabbath’ın gitaristi Tony Iommi ‘nin de parmaklarını bir preste sakatlayana kadar çalıştığı ağır metal sanayi (evet parmak uçları koptuktan sonra bir pet şişeyi eritip yaptığı özel yüksükler ile gitar çaldı ve hala böyle çalmaya devam ediyor), ikinci efsane ise Steppenwolf isimli müzik grubunun “Born to Be Wild” parçasında geçen Heavy Metal Thunder sözü. Hadi 1969 yılında kaydedilen bu parçayı da dinleyelim.

Heavy Metal işçi sınıfının müziği imajını kazanarak başladığı yolculuğunda dinleyenlerinin ötekileştirilmesiyle “ahmak müziği” olarak anılmaya başladı. Ancak 70’li yılların sonuna gelindiğinde rock sahnesinde bu müzik ana akıma dönüşecekti. 70’li yılların en önemli grupları İngiltere merkezinde oluşturlar. Judas Priest, Iron Maiden, Def leppard ve Motörhead Metal müziğin karakteristik özelliklerinin şekillenmesinde başı çektiler.  Amerika’da ise Metal müziğin Merkezi Los Angeles oldu. Şehir, Van Hallen, Quiet Riot, Ratt ve Mötley Crüe; daha sonraları Guns n’ Roses ve Skid Row gibi hair ya da glam metal gruplarından oluşan bir silsileye ev sahipliği yapacaktı… Bu kanatta müzik başka bir kimlik kazanacak ve yeni görünümü ile yepyeni bir ruh kazanacaktı…

https://www.youtube.com/watch?v=CmXWkMlKFkI

Metallica, Megadeth, Anthrax ve Slayer ile ise 80’li yılların en önemli müzik türü Metal olmuştu. Hızla bir sürü alt türü doğdu ve bu doğan alt türlerin kimisi korku temasına yönelirken kimi başka bir takım değerlerden yaşam enerjisini aldı. Aslında metal müzik tüm müzik tarihinde izlerine rastlanabilecek bir özü yeniden gündeme getirerek müziği çılgınlığın en üst sınırlarına taşımıştır. Zira kimi zaman bir Mozart, bir Paganini pasajı gibi duyulan gitar soloları; Stravinsky’nin Bahar Ayini’ne benzer bir tekrar yapısı (ki bahar ayini de DEAD akoru ile son bulur) ve elektroniğin doruklara ulaştırdığı ses yüksekliği ile beraber Kelt’lerden Orta Asya mitlerine uzanan kültürel varyasyonlarıyla buluşmuş ve müzikte gidilebilecek en uç noktaların ötesine kapı açmıştır.

Metallica başta olmak üzere 80’lerde bu müziği ana akıma ve listelerin tepesine taşıyan 4 grup ardından tüm dünyada Metal müzik öyle büyük bir salgına yol açtı ki bugün Metal müzik hakkında anlatılacak binlerce hikâye ve bir o kadar da müzik grubu var. O nedenle bu yazıda size sadece kabul edilen bir başlangıç noktasından fazlasını anlatmam mümkün değil, konuyu fazla uzatmadan izlemelere doyamadığım bir konser kaydını paylaşarak size iyi haftalar diliyorum.

Kaydımızda, 70’lerin ikinci yarısında kurulan ve Metallica gibi grupların çocukluk yıllarının süper kahramanlarından olan Dimond Head’in “Am I Evil?” şarkısını Metallica grubunun üyeleri beraber seslendiriyor.

Yazar

Bir cevap yazın