Delta

Benden küçük bir tavsiye: Dilerseniz okurken dilerseniz okuduktan sonra Voyou-Il neige dinlemek iyi gelebilir.

Selam,

Nasılsın? Sana istediğim her an ulaşmak değil ama bir şekilde ulaşabilmek, bana ayrıcalıklı geliyor. Bu ayrıcalığımı kullanıyorum. Sana bir şey anlatacağım.

Aslında sen de biliyorsun, ben hep kurdum. Kurguladım. Çabaladım mı? Çok da değil ama yok da denemez. Şimdi nedir bu eklem ağrıları? Peki ya ayağa kalkacak, pencere açıp iki hava alacak mecalimin bile olmaması? Acı içinde kıvranmak? Aslında gücüm kuvvetim yerinde ama garip bir burukluk var. Bedenimin tam ortasından ikiye katlıyor bir şey beni. Doğrulmamı engelliyor.

Burada hava hep güneşli. Sıcaklık bayıltmıyor, aksine hiç bitmeyen o hafif esinti ensemden yakalayınca içimi ürpertiyor. Ama üşütmeyen cinsten. Aynı esinti kaldırım kenarında biten otlara da böyle hissettirir mi, bilmiyorum.

Buraya geldiğimden beri yürüyüşlerimin arka fonundaki sesleri ben seçmiyorum. Kulaklarım açıkta, kısmetlerinde ne varsa onu duyuyorlar. Fren sesleri hiçbir zaman hoş karşılanmıyor bu bünyede; tedirginlik, nahoşluk hâkim. Kuş cıvıltıları beni doğaya götürmüyor, doğadaki kuşlar nasıl öter, daha mı yankılıdır bilmediğimden yalnızca iyi hissediyorum. İçimde akan bir derenin sesine karışıyor kuşlarınkiler, öyle bir iyi hissetme hâli. Burada yakalayacağımı düşündüm hep bunları, yakaladım da. Ama tamamlanmamış bir şey var. Kemiriyor, içten içe.

Orada yapamadıklarımı burada yapabiliyorum. Özgürce ağaç altında, ekoseli örtümü serip yatabiliyorum. Paramı ay sonuna kadar yetirebiliyorum. Bana karşı herkes çok daha anlayışlı. Ancak bunu karşılıklı hâle getiremiyorum. Son zamanlarda asabileştim. İlk zamanlarda bisiklet zillerinin sesi masum hissettirirdi. Hâlâ öyle hissettiriyor. Anadan üryan bir masumiyet. Sudan çıkan bir bebek çığlığı. Ama kaçak bir masumum bu kez, masum bir kaçak değil. Evimden, ayaklarım yere değmeden kaçtım. Biliyorsun.

νόστος , . Eve dönüş. Eyleme geçmiş hâli ise νέομαι, geriye dönmek ama fiil orta çatıda . Kendi kendine, öyle düşünülebilir. Kendi kendine yapıyorsun, birinin yardımı olmadan ve aynı zamanda kendine dönüyorsun. Evine. 9 yıl süren bir savaştan geminle ya da pazardan dönüp yorgun argın zili çalıyorsun.

Az önce bir su kenarında yürüyordum. Şimdi oturdum, sana bu mektubu yazıyorum. Oksijen zihnimi açıyor. Sivrisineklerin habitatında tehdit altındayım. Sabit durduğum her an açık bir hedefim. Ondandır sürekli yürüyorum. Genelde her yere yürüyerek gidiyorum, en kötü ihtimalle bisiklete biniyorum. Bisiklete binmek durağanlıktan oldukça uzak. Hem odağımı sürekli canlı tutmak zorundayım hem bedenimi. Ama yürümeyi yeğlerim, odağımı çevreme değil kendime yöneltmek daha tercih edilesi.

Özlem duyuyorum tam olarak kestiremediğim bir şeye. Alışkınlık. İnsanı çürütür gibi düşünürdüm şimdiye kadar. Çıkmaya can attığım ama bir türlü çıkamadığım bir his. Şimdi, “alışık” olmak için nelerimi veririm, gözden çıkardıklarımı sıraya koyamıyorum. Bu kez tek başıma yapamıyorum. Evime dönmek istiyorum, tek başıma dönmek ve dönebilmek. Ama evde birileri olsun. Bu akışın içinde olmayan ama çatallanan deltanın ucunda balık tutan birilerinin varlığını düşünmek bile gözlerimi doldurdu. Burnum gevşemişti ki bacağımda bir sinek avladım. Bu, ayağa kalkmam ve yürümeye başlamam gerektiğinin bir işareti.

Senin yazmanı dört gözle bekliyorum. Ne zamana yazarsın emin değilim. Hiçbir zaman da değildim. Lütfen, yaz ki orada olduğunu bileyim.

Hüsna.

Küçük bir kaynak notu: Antik Yunanca sözlük olarak Perseus Greek Word Study Tool’u kullandım. Söylemesem kötü hissederdim.

Yazar

Bir cevap yazın