Demokratik Transhümanizm Nedir?

1)Transhümanist hareketi inşa edin.

2)Morfolojik özgürlüğü ve bedensel özerkliği garanti edin.

3)Meşru güvenlik ve etkinlik düzenlemelerini benimserken bilimsel araştırmaları Luddite* yasaklarından koruyun.

4)Bilgiye bilimsel erişimi yaygınlaştırıp aşırı agresif fikri mülkiyet yasalarından koruyun.

5)Transhüman teknolojilere yönelik araştırmalar için federal finansmanı genişletin.

6)Transhüman teknolojisini içeren ulusal sağlık planları oluşturun.

7)Eğitime federal desteği genişletin.

8)Transhümanizma sonucu oluşan işsizliğe yeniden meslek eğitimi ve gelir sağlayın.

9)Cinsel, kültürel ve ırksal azınlıklarla, özellikle engelliler ve transgenderlar gibi morfolojik azınlıklarla dayanışma sağlayın.

10)Sadece insan ya da primat temelli değil, bütün canlıların kaliteli ve sürdürülebilir yaşam hakkına saygı gösterin, haklara sahip olmalarını sağlayın.

20. yüzyılda gelişmiş ülkelerin siyasi hareketleri ekonomik ve kültürel olarak iki eksende kendilerine bir yer bulmuşlardı. Ekonomik muhafazakârlar, genellikle sosyal refah devletine, sendikalara, vergilendirmeye, ticari düzenlemelere ve ekonomik yeniden dağıtıma karşıydılar. Ekonomik ilericiler ise genellikle tüm bu önlemleri desteklediler. Bunlardan bağımsız olarak kültürel muhafazakârlar genellikle milliyetçiler, etnik şovenistler veya ırkçılar, dindar muhafazakârlar ve kadınların eşitliği, cinsel özgürlük ve sivil özgürlüklerin muhalifleriydi. Kültürel ilericiler ise seküler, eğitimli, kozmopolit ve sivil özgürlüklerin ve azınlık haklarının destekçileri oldular.

20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren ilerleyerek ve farklılaşarak gelen teknolojik gelişmeler 21. Yüzyıl siyasetininde üçüncü eksen olma yoluna girdi. Tüm transhumanist fikirlerin yanında özellikle biyoetik-politika tavırları siyasi hareketlerin üçüncü eksende belirledikleri yerleri oldu ve olmaya devam ediyor. Biyopolitik spektrum, toplumun ideolojik kristalleşmesinde en bilinçli ve en dikkatli kesimleri olan entelektüeller ve aktivistler arasında bile hâlâ yeni yeni oluşmakta. Bu yeni oluşumda da ilk reaksiyon verenler kapitalist-liberteryenler olduğu için transhumanizm daha çok liberteryen bir çizgide anlaşılmıştır. Bu yüzden demokratik transhumanistlere daha da çok iş düşmektedir.

Demokratik transhümanizm, insanların yaşamlarını kontrol eden doğal ve sosyal güçlerin rasyonel kontrolünü ele aldıklarında genellikle daha mutlu olacakları iddiasından kaynaklanmaktadır. Bu temel insani iddia, birbiriyle iç içe geçmiş iki Aydınlanma değerleri kümesine yol açtı: özgürlük, eşitlik, dayanışma ve kolektif özyönetim değerleriyle demokratik gelenek ile insanların aklı, teknolojiyi ve bilimsel ilerleme inancını yaşam koşullarını iyileştirmek için kullanması.

Özgürlükçü gelenek, kişisel ve ekonomik özgürlüğü genişletmeye çalışır, ancak eşitsizliği iyileştirmek veya ekonomik gücü demokratikleştirmek için sosyal politikaları dışlamaya çalışır. Sosyal demokrasi, ekonomik eşitliği, ekonomik güçlerin demokratik kontrolünü ve dayanışmacı sosyal politikaların yanı sıra kişisel ve sivil özgürlükleri ve azınlık haklarını gözetir. Demokratik özgürlük, eşitlik ve dayanışma ideallerinin en eksiksiz yorumu sosyal demokratik gelenekte bulur. Bu gelenekte bilim en özgür biçiminde serpilir ve büyür.

Bu sebeple de 19. ve 20. yüzyıl solu, sosyal demokratlardan komünistlere, sanayileşme, ekonomik gelişme ve bilimin, aklın ve ilerleme fikrinin desteklenmesi üzerine odaklandı. Öyleyse neden bu iki düşünce türü 20. yüzyılın sonlarında yabancılaştı? Neden bu kadar çok sayıda çağdaş sosyal demokrat, feminist ve yeşil hareket savunucusu genel olarak biyoteknolojilere, bilgisayarlara ve bilime şüpheli ve düşmanca davranıyor? 

Büyük ihtimalle modernizmin en uç düzey etkisindeki yönetimlerin kendi ideolojilerinin(!) getirilerini yaparken hem bilmi bu emelleri için kullanmaları hem de bilme etik dışı yollarla ilerleme imkânı sağladıkları için tepki olarak gelişen sol-romantik geleneklerle başlıyor. Ekolojik hareket, endüstriyel faaliyetin gezegendeki tüm yaşamı tehdit ettiğini öne sürerken, nükleer karşıtı güç hareketi, belirli teknoloji türlerinden tamamen vazgeçme çağrılarına ilham verdi. Karşı kültür pozitivizme saldırdı ve endüstri öncesi yaşam tarzlarını övdü. Yapısızlaştırma gibi entelektüel eğilimler, politik ve bilimsel ilerlemenin “ana anlatıları” üzerinde şüphe uyandırmaya başlarken, kültürel görecilik ilericilerin, endüstrileşmiş seküler liberal demokrasilerin aslında sanayi öncesi ve Üçüncü Dünya toplumlarından üstün olduğuna dair inancını aşındırdı. Sol, radikal bir demokratik geleceğin seksi, yüksek teknolojili bir vizyonu fikrinden vazgeçerken, liberteryenler teknolojik ilerleme ile ilişkilendirildi. Soldaki tekno-coşkunun yerini, kurumsal tüketici makinelerinin ürünleri hakkındaki yaygın Luddite şüphesi aldı. Aktivistler makinelerle savaştı.

Bu dönemde filozoflar ve ilahiyatçılar, tıpta ve biyolojik araştırmalarda ortaya çıkan etik meseleleri ele alarak biyoetik alanını doğurdu. Bu alandaki ilk katılımcıların çoğu teoloji tarafından motive edilmiş olsa da alan, fikir birliğine dayalı temel başlangıç ​​noktası olarak bir dizi laik, liberal demokratik değer ve ilkeyi hızla benimsedi. Yetmişlerde, in vitro fertilizasyon ve genetik mühendisliği hakkındaki yaygın histeriye ve Tanrı’yla ​​oynamaya ilişkin teolojik uyarıların yanında seküler ve hümanist sesler de vardı. Çoğu biyoetikçinin dikkatinin odağı, hastaları etik olmayan bilimsel araştırmalardan ve yaşam sonu bakımının aşırı agresif uygulamalarından korumak olmak yerine bilim ve teknolojiden korumak olmuştu. Biyoetik olgunlaştıkça, profesyonel biyoetikçilerin halkın Luddite kaygılarını yatıştırmaktan çok şiddetlendirerek çok daha fazla ilgi kazandıkları ortaya çıktı. 

Dünyadaki pek çok otorite sahibi üniversitede (ki bunlar oldukça sol eğilimli olup bu iki fenomen arasında bir ilişki olup olmadı hâlâ kesin değildir.) yetişen ve oldukça Luddite yönelimli biyoetikçiler biyoetiği oluşturdu. Biyoetik proto-biyopolitikadır. Amerika’da Başkan Clinton tarafından kurulmuş olan ve biyoetiğin en önemli otoritesi kabul edilen Başkanlık Biyoetik Komisyonu Başkan Bush zamanında çoğunluğun Luddistlerin oluşturduğu bir kurum hâlini alarak transhümanizme karşı pek çok sorgulamayı bizzat kendince oluşturdu.

Demokratlar, Başkanlık koltuğunu geri aldığında bile komisyon içindeki bu Luddist eğilimi dağıtmaktan çekindiler. Birçok demokrat Luddistlerin oluşturduğu argümanlara ikna olmuş ve transhümanizmadan uzaklaşmıştı ama Luddizm, ilerici siyaset için siyasi bir çıkmazdır. İlericiler, özgürlük, eşitlik ve dayanışmayı ilerletme hedeflerine ulaşmak istiyorlarsa tekno-iyimser geleneği canlandırmalıdır. Bu canlandırmanın gereklilikleri arasında da solun endüstri 4.0 gibi robotik atılımlar sayesinde gelir ve erişim eşitsizliğinin önüne geçilebilecek çözümler önerebilmesi, morfolojik özgürlük sağlaması (Morfolojik özgürlük, kişinin yetenekleri, kilosu, cinsiyeti ve ırksal özellikleri dahil olmak üzere vücudunu değiştirme yeteneğidir. Genetik hastalıklar ve tedavilerinden başlayarak yapay rahim teknolojileriyle hamilelik bahane edilerek işverenlerin işe alımlarındaki kadın-erkek eşitsizliğinin önüne geçilmesi ve gay çiftlerin dahil IVF ile çocuk sahibi olması dahil pek çok gelişimi içerir.) ve en önemlisi olarak 1991 yılında SSCB’nin yıkılması ve sonrasında alternatifi kalmayan kapitalist dünyanın verdiği sosyal hakları geri alması ile oluşan “Sol kaybetti.” argümanına karşı yeni bir söylem oluşturma şansı yakalamasını gösterilebilir.

* Luddizm, pek çoklarının makineye kapılarak yaşamlarını kaybettiği yeni fabrika teknikleri karşısında öfkeye kapılmış olan 19. Yüzyılın tekstil işçilerinin makineleri kırmak için oluşturduğu bir gruptan yola çıkarak adlandırılmış teknoloji karşıtı hareketlerin en büyüğü ve genel adı.

Yazar

Bir cevap yazın