Din ve Ekonomi 2: Dinî İbadetler ve Ekonomik Performans

Bir önceki yazımda dinî hükümlerin esrarı üzerinde düşlemiş ve mütedeyyin bir yaşam şeklinin toplumsal birliktelik açısından ehemmiyetini vurgulamıştım. Nitekim doğayla kimi zaman uzlaşı, kimi zaman da çatışma içerisinde bir etkileşim kümesi yaratan insanlığın ortak gayesi bu birlikteliğin bekasını temin etmektir. Aksi hâlde bir başınalığı şiar edinen bireyin doğa içerisinde aldığı her aksiyon türün devamlılığını tehlikeye sokmaktadır. Bu nedenledir ki sözü edilen düşünme biçimine göre ayrılıkçı girişimler, bölücülüğü teşvik eden parazitler ve toplum sağlığını tehlikeye atan her türden müfsit eylemler engellenmeli ve toplumsal ihanet yaftasıyla sindirilmelidir. Ancak bu şekilde tek tek insanların düşünceye ve dolayısıyla özgürlüğe olan tutkuları insanların aralarında kurdukları etkileşim bağları tarafından zayıflatılabilmektedir. Çünkü insanın bireysel varoluşunu süslemesi ve onu tekmil etme arzusu toplum içerisinde, topluma rağmen şekillenmektedir. Din ise burada devreye girmekte ve düşünceye yönelik eylemleri dar bir kümeye hapsederek düşünmenin ahkâmını değiştirmektedir. Dolayısıyla dinî ibadetlerin bir ümmet yaratmaya çalışan kurumlar açısından önemi ortadadır.

Toplumsal varoluşun gerekli bir doğa yasası olduğunu önceki yazılarımda ele almıştım. Bu yazı serimin ikincisini teşkil eden kısmında, kanonik İslami metinlere dayalı dinî ibadetlerin insan ve toplum nezdinde yarattığı değişkenleri ve bu değişkenlerin iktisadi düzleme yansımalarından söz edeceğim.

Ekonomik Literatür

Dinî faktörlerin ekonomik performans üzerindeki etkilerini soruşturan birçok çalışma yapılmıştır. Bu çalışmalar özellikle Arap Baharı ve siyasi mağduriyetler yaratarak diplomatik müdahaleleri meşru kılan Planlı İslamlaştırma hamleleri neticesinde ivmelenmiştir. Ancak İslam’ın ekonomik gelişmeyi frenlediğine yönelik hipotezler, epey eskiye uzanmaktadır. Nitekim bu türden söylemler, Protestan etiği ile kapitalizmin yaygınlık kazanması arasında kuvvetli bir tez geliştiren Weberyen görüşün iktisadi ve politik düşünceye yansımasından ileri gelmektedir. Oysa günümüz dünyasında dinî katılımın zayıflığı; söz konusu katılımın coğrafya, mezhep ve farklı hizipler arasında ayrışması bu türden genellemeleri yanlışlamaya yetmektedir. Ancak bu demek değildir ki dinî kurumların hiçbir iktisadi etkisi yoktur. Bir kuraldır: insani etkileşim biçimlerini etkileyen, dönüştüren veya geliştiren her türden eylemin mutlak surette iktisadi yansımaları olmaktadır.

Müslümanları belli davranış kalıplarına dahil etmeye çalışan ve kutsal metinlere dayanan hükümlerin incelenmesi ibadetlerin iktisadi sonuçlarını görmek için elverişlidir. Örneğin mali gücü yetenler için hac görevi, hicri aylardan birisi olan Ramazan ayında oruç tutmanın zorunluluğu ve nisap miktarı mala malik her müminin yılda bir kez vermesi icap eden zekatın önemli sonuçları bulunmaktadır.

Hac ve İktisadi Sonuçları

Clingingsmith, Khwaja ve Kremer’in 2009 yılında Pakistan’da yaptıkları bir çalışmada hac vazifesine ifa etmek için hükûmete başvuran adaylardan kurayı kazanan ve kazanamayanların tutumları ele alınmıştır. Kurayı kazanıp da hacca giden adayların hacca gidemeyen adaylardan farklılaştığı tespit edilmiştir. Öte yandan yazarlar yaptıkları bu çalışmada hacca gitmenin ekonomik büyümeyi ve kalkınmayı destekleyen tutumların açığa çıkmasını teşvik ettiğini vurgulamaktadırlar. Bu tutumlar arasında farklı etnisiteye mensup bireylerin ortak bir amel niyetiyle bir araya gelmesi eşitlik ve toplumsal uyuma inançları artırdığı, kadınların eğitim ve istihdamının daha fazla benimsendiği ve haccın gayrimüslimlere duyulan hoşgörünün artmasına vesile olduğu sonuçları gözlemlenmiştir.

Ekonometrik modellerle desteklenen bu çalışmalar her ne kadar kompütasyonel açıdan güçlü sonuçlar verse de söz konusu sonuçların teorik temelleri yeterince güçlü değildir. Çünkü bu çalışma, hac dışında herhangi bir ulusötesi etkileşimin benzer sonuçlar yaratıp yaratmayacağı üzerine geliştirilebilecek eleştirilere yanıt verememektedir.

Oruç ve İktisadi Sonuçları

İslam’daki oruç şartı Kuran’da “Siz ey imana ermiş olanlar! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı” ve “İçinizden hasta veya yolcu olan, başka günlerden sayısınca oruç tutar. Orucu tutmakta zorlananlar için bir yoksulun (günlük) yiyeceği kadar fidye yeterlidir…Allah sizin için kolaylık istiyor, güçlük çekmenizi istemiyor”[1] ayetleriyle izah edilmiştir.

Farklı müellifler tarafından yapılan çalışmalar orucun iki yönlü iktisadi sonuçlara yol açtığını göstermektedir.

Bazı çalışmalar uzun süreli orucun üretimi ve dolayısıyla ekonomik büyümeyi yavaşlattığını göstermektedir. Nitekim gün içerisinde ortalama 16 saat boyunca aç kalmak ve bu eylemi 30 gün boyunca tekrarlamak iş gücü verimliliğini azaltmaktadır. Günümüzde Orta Doğu ülkelerinin ekserisinin emek-yoğun üretim alanlarında uzmanlaştıkları göz önünde tutulduğunda oruç tutmaktan kaynaklı verimlilik kayıplarının ekonomik büyüme üzerindeki etkisinin ne ölçüde büyük olduğu tahayyül edilebilir. Ancak bu çalışmalar dinî katılımın yüksek olduğu – daha spesifik bir ifadeyle herkesin oruç ibadetine dahil olduğu- durumlarda büyük ölçüde geçerlidir.

Öte yandan benzer bir çalışma erken hamilelik döneminde tutulan orucun çocukların doğum öncesi gelişimi, mental kapasitesi, eğitsel başarıları ve mesleki edinimleri üzerinde negatif etkilerinin olduğunu doğrulamaktadır. Örneğin Majid’in araştırması anne karnında oruca maruz kalan bireylerin haftada ortalama 4,5 saat daha az çalıştıklarını göstermektedir. Ancak bu çalışma İslam’ın aşkın metinlere dayalı kurumlarıyla ekonomik ilişkiyi değil; daha ziyade İslam’ın radikalize edilmiş yorumlarından kaynaklı tercihlerle ekonomik performans arasındaki ilişkiyi göstermektedir. Nitekim yukarıda yer verilen ayetler hamile bireyin oruç tutmamasına yönelik kolaylıklar sağlamaktadır. Ancak ayetlerin aşırıya kaçan yorumları hamile bireylerin oruç tutmasına sebebiyet verebilmektedir.

Oruçla alakalı ele alınan bir diğer çalışma ise Campante, Yanagizawa ve Drot’a aittir. Yazarlar bireysel esenlik ile oruç tutmak arasında bir ilişki kurmuştur. Külfetli ibadetler kuramı, ibadetin zorluk derecesi arttıkça ibadeti ifa eden bireylerin mutluluğunun arttığını dile getirmektedir. Yazarlar bu kuramı dikkate alarak bireylerin riske yönelik davranışları ve beraberinde elde ettikleri ekonomik getiriyi incelemişlerdir. Görülmüştür ki oruç tutmanın hisse senedi getirileri üzerindeki etkileri pozitiftir. Nitekim oruç, ibadetin külfetli olması hasebiyle subjektif esenliği artırmakta ve bireyleri risk yanlı tercihlere daha kayıtsız hâle getirmektedir. Bu nedenle oruç tutulan ramazan aylarında hisse senedi yatırımları artmakta ve elde edilen getiriler risk ölçeğinde değişiklik göstermektedir. Bu durum din-psikoloji-ekonomi üçgeninin kuvvetli bir ilişki ağı geliştirdiğinin kanıtı olarak görülebilir.

Zekat ve İktisadi Sonuçları

Zekat İslam dininin temel esasları içerisinde yer alan bir ibadettir. Nisap miktarı mala malik her Müslüman, yılda bir kez malının muayyen bir kısmını, Kuran’da belirtilen 8 kategoriden birisine vermekle mükellef kılınmıştır. Günümüzde Pakistan, Malezya, Suudi Arabistan, Sudan ve Yemen gibi ülkelerde zekat sistemi revize edilmekte ve modern finansman kurumlarına yakınsatılmaya çalışılmaktadır.

Zekat hakkında dile getirilen en yaygın söylemlerden birisi zekatın ekonomik eşitsizlikleri azalttığı yönündedir. Ancak yakın dönemlerde yapılan çalışmalar zekat ile eşitsizlikler arasında bir ilişkinin olmadığını göstermiştir. Nitekim günümüzde hemen hemen bütün ülkelerde servetin önemli bir bölümü zekat farzından muaf tutulan aktiflerde yatmakta ve elde edilen gelirler ise tarım dışı kaynaklardan temin edilmektedir. Bu ise zekat matrahının daralmasına ve farziyetinin düşmesine neden olmaktadır. Bir diğeri ise zekatı verilecek varlıkların %2.5 ile sınırlandırılması, daha geniş tabanlı modern ve progresif vergi sistemine göre yetersiz kalmasına neden olmaktadır. Öte yandan kendisine zekat verilebilecek gruplar arasında zekat memurlarının zikredilmesi yolsuzlukları artırmakta ve bu ise toplanan zekatın ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmasını sınırlandırmaktadır.

Sonuç itibarıyla farklı dinî kurumların ekonomik performans üzerindeki etkisi yadsınamaz bir gerçektir. Ancak bu etki kimileri tarafından fazlasıyla abartılmaktadır. Dinî hassasiyetlerden kaynaklı olarak her türden kutsal vazifenin iktisadi etkisinin olumlu olacağını belirtmek ciddi bir gaflettir. Nitekim yukarıda sözü edilen ibadetlerin ekonomik performans üzerinde elbette olumlu yanları bulunmaktadır. Ancak modern ekonomik kurumlarla kıyaslandığında bazı dinî kurumları yeniden canlandırmaya çalışmak oldukça verimsizdir. Yukarıda da altı çizildiği üzere bugün birçok ülke, modern vergi sistemi yerine zekat sistemini hayata geçirmeye çalışmaktadır. Oysa zekat, her ne kadar İslamın ilk kez neşrettiği dönem ve coğrafyada önemli bir kurum olsa da zamanla farklı ihtiyaçların gündeme gelmesi ve toplumların dinamik bir süreçten geçmesiyle etkinliğini yitirmiştir.

Esenle kalınız…

Başvurular:

Kuran, Timur- Islam and Economic Performance: Historical and Contemporary Links Journal of Economic Literature.

Clingingsmith, Khwaja ve Kremer-Estimating the Impact of the Hajj: Religion and Tolerance in Islam’s Global Gathering.

Campante, Yanagizawa ve Drot-Does Religion Affect Economic Growth and Happiness? Evidence From Ramadan.


[1] Diyanet İşleri Başkanlığı Çevirisi

Yazar

Bir cevap yazın