Dünya Nereye

Sükûta susayan baharlarda

Mütevatir hislere gebeyim.

Cürümün kabzasına dokunduğum vakit

Hezaren düşlerin sığınağına girmekteyim.

Yine melâle yenik düştüm bu gece.

Tesellimi kaba sözcüklerin yumuşak elyafında buldum.

Tiksinerek nazar ettiğim müzahref bataklıklara

Süprüntü vakitlerimi teslim ederek sustum.

Mazinin kaldırımlarından geçerken aynı gece

Müstakbel felaketleri tahrik edecek kıvılcımlar aradım.

Boğuşurken kibrin heybetli heceleriyle

Heybemi boşaltacak ayazmalar yarattım.

Yitirdim ayak tozlarını neslimin

Öfkeli şiirler haykırdım şairlere, âşıklara.

Sevdalı çocukların mükerrer oyunlarında

Silik roller dağıttım masumlara, mazlumlara.

Yaşama hevesi tükenen münevverlerin, ariflerin

Muştulara hasretle elem çeken âbidlerin

Hıçkırıklı gülümsemelerine kasten

Ağladım leyli bir edayla derin derin.

Güneşin ekseninde tavaf eden bir dünyam vardı bir vakit

Huruç ettirdim medârından tüm cevherim gibi

Zehirle yoğurduğum suni gezegenlere

Kana ve acıya meftun Merihler nakşettim.

Anladım ki

Hüznün büyük olduğu demlerde ağıtlar terennüm eder, mısralar dizilirmiş.

Nadanlar konuşur, aydınlar sükût edermiş.

Mütekabil aşkların payitahtında

Baykuşa kubbe, bülbüle harabat düşermiş

Bak, yine geldim hiç gidemediğim yerlere.

Sualler sual üstüne

Dünya nereye…

Biz nereye…

Ben nereye…

Yazar

Bir cevap yazın