Edebî Sohbetler VII: Astrid Lindgren

Uzun zamandır ara verdiğim Edebî Sohbetler yazı serisinin bu yazısı hakkında pek çok konu aklımdan geçti ama en sonunda kendimi “Neden Astrid Lindgren hakkında konuşmuyoruz?” sorusunu sorarken buldum. Ben, Astrid Lindgren ile akademik çalışmalarımı sürdürürken tanıştım ve açıkçası bu geç tanışma için hem mahcup oldum hem de çok üzüldüm. Mahcup olmamın nedeni böyle büyük bir ismi yıllarca tanımayarak kendimce ona saygısızlık ettiğimi düşünmek; üzülmemin nedeni ise dünya çapında Çocuk Edebiyatı denilince akla gelen isimlerden birinin henüz bizim akıllarımızda yer edememiş olması. Bu yazıdaki amacım ise yazarın hayatıyla ilgili bilgiler vermek yerine, kendi düşüncelerimle harmanlayarak onun yazar kişiliğine yer verebilmek.

Pippi Uzunçorap kitaplarından birine hiç denk geldiniz mi? Eğer denk geldiyseniz Astrid Lindgren ismi size yabancı gelmeyebilir. Şayet denk gelmediyseniz doğru adrestesiniz. Astrid Lindgren, 1907 ile 2002 yıllarında yaşamış İsveçli bir çocuk kitabı yazarıdır. Aslında onunla ilgili sadece çocuk kitabı yazarı deyip geçmemek lazım çünkü o, çocuk kitabı yazarı olmanın da ötesinde, kendisini Çocuk Edebiyatı ile özdeşleştirebilmiş bir yazar. 1941 yılına kadar çeşitli dergilerde yazan Lindgren’in edebiyat sahasına asıl çıkışı ise Pippi Uzunçorap ile olur. Lindgren, kızı hastayken ona dünyanın en güçlü kızı olan, saçlarını her iki yandan iki örgüyle bağlayıp büyük ayakkabılar giyen, maymunu ve atıyla birlikte tek başına bir evde yaşayan Pippi’nin hikâyelerini anlatır ve böylece Pippi Uzunçorap ortaya çıkar. Pippi’nin hikâyelerinin yazıya geçirilmesi ise 1944 yılını bulur.

Pippi Uzunçorap tüm dünyadaki çocuklar tarafından çok sevilir; kitapları 40’tan fazla dile çevrilir. Hatta sadece kitap ile sınırlı kalmayıp sinemada da kendisine yer bulur. Lindgren ise Pippi ile başladığı başarılı çocuk kitabı yazarlığı kariyerine başarısını daha da artırarak devam eder. Yazarın diğer çocuk kitapları da 85 dile çevrilip 100’ün üzerinde ülkede kendisine yer bulur. 2017 yılında dünyada kitapları en çok çevrilen 18. yazar olan Lindgren, 1958 yılında “Küçük Nobel” olarak adlandırılan Hans Christian Andersen ödülü ile ödüllendirilir. Onun çok başarılı bir yazar olduğu tartışmasız bir şekilde ortada ama yazarı araştırmaya başladığımda benim merak ettiğim soru bu başarıyı nasıl yakalayabildiğiydi. Bu sorunun cevabını ise onun çocuk romanlarını okuduktan sonra buldum.

Şahsi düşüncem Lindgren’i bu kadar başarılı bir çocuk kitabı yazarı yapan özelliğinin çocukların gözünden hayata bakabiliyor oluşu yönünde. Buna ek olarak, onun içindeki çocuğu hiç öldürmediğini de düşünüyorum. Bana göre Lindgren’in iki yönü var: Yetişkin bir yazar olan Astrid Lindgren ve küçük kız çocuğu Astrid. Böyle düşünmemin nedeni ise onun yaşı kaç olursa olsun ağaçlara tırmanması, eğlenmesi ve yetişkin olduğu için kendisini sınırlamaması çünkü o, çocuklarıyla parka gittiğinde bile diğer annelerin ne düşündüğünü umursamadan çocuklarıyla koşup zıplayan bir insan.

Lindgren’in, içindeki çocuğu çok iyi tanıdığı ve onu hep içinde canlı tuttuğu için çocuk kitaplarındaki olaylara çocuk gerçekliğine ve çocuk bakışına uygun düşecek bir şekilde yer verdiği söylenebilir. O, çocukları her yönüyle ele alır; mükemmel çocuklar ortaya koymak yerine, onların tatlı haylazlıklarına da yer verir. En çok da çocukların anne-baba sevgisine olan ihtiyacına değinir Lindgren. Çocukları zaman zaman korkuyla da tanıştırır ölümle de. Ancak, tüm bunları o kadar ustaca, o kadar fark ettirmeden ve o kadar çocuğa göre yapar ki yan yana getirdiği hiçbir sözcük, hiçbir cümle sırıtmaz. O, tüm bunları yaparken “Acaba bir sonraki sayfada ne olacak?” merakını da kitap boyunca canlı tutar. Buna bağlı olarak, sanıyorum ki çocukları Lindgren’in kitaplarına yönlendiren iki temel neden hem kitapların kendi dünyalarına hitap edebilmesi hem de onlardaki okuma isteğini ve heyecanını canlı tutabilmesidir. Lindgren’in başarısının diğer bir nedeninin ise çocuklarla kurabildiği sağlam iletişim olduğunu düşünüyorum. O, okuyucuları ile sık sık bir araya gelerek onlarla vakit geçirir. Böylelikle kitaplarının asıl başarısını belirleyen çocukların isteklerinin ve bir çocuk kitabından beklentilerinin ne olduğunu anlayabilmek yazar adına kolaylaşır. Beni yazar ile ilgili etkileyen en önemli şeylerden biri de çocuklar ile kurabildiği bağ oldu. Bunun yanı sıra, her ne kadar onun ağzından çıkan bir söyleme araştırmalarım boyunca denk gelmesem de, yazarın çocukları sevmenin yanı sıra onlara saygı duyduğunu düşünüyorum. Bunu düşünmemi sağlayan faktör ise yazarın Pippi Uzunçorap Büyük Okyanus’ta romanında denk geldiğim şu kısım oldu:

Annika kaşığı ile tabağındakini biraz karıştırdı ama lapadan bir kaşık bile yiyemeyeceğini hissetti.

“Neden yemek zorundayım ki,” diye homurdandı.

“Nasıl bu kadar saçma bir soru sorabiliyorsun?” dedi Pippi. “Tabii ki bu lezzetli lapayı yemen lazım. Çünkü eğer bu lapayı yemezsen büyüyüp güçlü olamazsın. Ve eğer büyük ve güçlü olamazsan çocukların olunca onlara zorla güzel lapalarını yediremezsin. Hayır, Annika, böyle olmaz. Eğer herkes senin gibi düşünürse bu ülkede lapa yeme işlerinde ciddi karışıklıklar yaşanır.” (sf. 55)

Lindgren, çocukların istediklerini yiyebilme, istediklerini giyebilme, istedikleri gibi davranabilme, istedikleri gibi yaramazlık yapabilme ya da oyun oynayabilme özgürlüklerinin olduğunu düşünerek kitaplarında ve söylemlerinde yer yer yetişkinleri eleştirir. Çünkü o, yetişkinlerin çocuklara kendi isteklerini zorla yaptırmalarından ziyade onlara rehberlik etmeleri ve bazı zamanlarda onları özgür bırakmaları gerektiğini düşünerek yetişkinlere karşı çocukların tarafında durur.

Bir yetişkin olmama rağmen, özellikle yazarın Aslanyürekli Kardeşler ve Mio, Benim Mio’m romanlarını okurken, büyük bir heyecanla Lindgren’in kitaplarını okudum. Hatta zaman zaman çok duygulandığım anlar dahi oldu. Yazarın kitaplarıyla aramda kurduğum bağ, beni Lindgren’i daha da fazla araştırmaya yöneltti ve onu araştırıp düşüncelerini öğrendikçe daha da fazla sevip kendime örnek aldım. Ancak, yazının başında da değindiğim gibi Lindgren’in ülkemizde hak ettiği değeri göremediğini düşünüyorum ve bu durum, maalesef ki hepimiz için çok üzücü. Ben, küçüklüğümden beri çok fazla kitap okumama ve Pippi Uzunçorap’ı dahi izlememe rağmen yüksek lisans tezimi yazarken tanıştım Astrid Lindgren ile. Bu nedenle, yazarın birçok çocuk romanının ülkemizde bulunmasına da dayanarak, onun daha fazla tanınması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü o, çocuğu ve çocukluğu anlayabilmiş bir insan olarak hem düşünceleriyle hem de kitaplarıyla bizlere ve çocuklara ışık olabilecek bir yazar.

“Yetişkinler için yazmak istemiyorum. Mucizeler yaratabilen okuyucular için yazmak istiyorum. Sadece çocuklar okuduklarında mucizeler yaratırlar.”

                                                                                                                     -Astrid Lindgren

Kaynakça

Andersen, J. (2014/2018). The Woman Behind Pippi Longstocking. Londra: Yale University Press.

Lindgren, A. (2011). Pippi Uzunçorap Büyük Okyanus’ta. İstanbul: Doğan Egmont.

Wikipedia. (n.d.). Astrid Lindgren. Wikipedia Web Sitesi: 

            https://en.wikipedia.org/wiki/Astrid_Lindgren adresinden alınmıştır.

Yazar

Bir cevap yazın