Er Geç

Benim sözlerim çıplak omuzlar üstüne çoğalır

Her geçen gün yadsınamaz bir bedeldir bu

Bileklerime tülbentlerden kuş sesleri takıp yükseldiğim gökyüzüne

Numaralı tohumlar eksem, iğdiş fidanlar

Raks eyleyen gece sefaları, fiyakalı cesetler

Bir daha sevmem diye bir ses 

Dölyatağı, makinalar ile ağulanmış gökyüzü

Aşıklar da korkar benden herhal yalnız olduğum için

Elbet döneceğim kendime

Can çekişen insanlar fark edilmez olunca

Omuzlarımda sevdalıklar ile dolaşıyorum gökyüzünü

Güzelce kavrıyorum yıldızları, alıkoyuyorum yağmuru

Her yerden uğultular yükseliyor, biraz kasvetli, biraz alaycı, biraz sen

Taşralara bahar gelmiyor saçlarımı taramadığım için

Tarlalar çiğneniyor, mahsuller yakılıyor

Şakaklarıma dayanıyor gebe kadınlar

Gökyüzüne çık!

Gökyüzünde bir şey var.

Elbet döneceğim kendime

Ki bir sûfi darp ediyor umutlarımı,

Görün beni ey yağmurdan sonra ortadan kalkan çirkinlikler

Duyun ey kanser satılan çarşılar

Gökyüzünü kıskandıran mavilikler sahtedir

Sahtedir anılacak günlerim dünyada

Çünkü ben giderken

Ardımda kalan kalabalığı da yakıyorum

Bütün verilmiş notları yırttım şehrin isyanıyla

Takılır gözlerim urlarıyla bir mezara

Yine de galip gelemez ölüm

Çünkü mavilikler yağız bir aşkla korunur

Sevince o yakılmış kalbinden çocuklara

Bazı şeyler haykırmalı

Yüzümüze tebelleş olmuş tabutlarıyla

İşte şimdi kızıl gökyüzünün de üstünde ben

Parmak uçlarımda geziniyorum 

Güzel şeyler yazıyorum senin hakkında

Günlerim ve gözlerim kuşatma altındadır

Yazar

Bir cevap yazın