Finansal Ekonomi Etütleri 1: Makroekonomik Göstergelerin Finans Piyasalarına Etkisi

Finansal ekonomi, belirsizliğin hâkim olduğu bir uzamda iktisadi kaynakların etkin bir biçimde tahsis edilmesiyle ilgilenen ve belirsizlikten kaynaklı açığa çıkan riskleri azaltmayı hedef edinerek olası bireysel ve toplumsal kayıpları minimize eden iktisat külliyatının bir fakültesidir. Öte yandan finansal ekonominin en temel amaçlarından ilki, bilginin etkin kullanımını teşvik ederek muhtemel seçenekler arasında rantabilitesi[1] en yüksek olanı tespit etmektir.

Şüphesiz finansal ekonomi, özellikle Neoliberal politikaların güç kazandığı Bretton Woods sonrası dünyada hâkimiyet alanını genişletmiştir. Kitlelerin fikir temayüllerini detoks ederek iktisadi disiplinin farklı bir trendde evrilmesini sağlamış ve toplumsal dinamiklerin gelgitlerle söz konusu trendde sıkışmasına neden olmuştur. 1970 Bretton Woods sonrası siyasi ve toplumsal süreçler, radikal değişimlere maruz kalmış ve birçok ideolojinin farklı bir ivme kaydetmesine yol açmıştır. Bu süreçle birlikte yükselen kapital iktisadın liberal söylemleri, yeniden güç kazanarak muhafazakâr siyasi propagandaların kurbanı olmuştur. Sermayenin sınır ötesi düzlemde hareket serbestisi elde etmesi ve artan iletişim teknolojileri, finansallaşmayı gündeme taşımıştır. Ardından 2007 yılında başlayarak etkisini tüm dünyada gösteren “Küresel Finans Krizi”yle birlikte ismi zikredilen finansallaşma olgusu kapitalin üretim boyutundan soyutlanarak transandantal bir yapı hâline gelmiştir.

Finansallaşma olgusu, finans piyasaların Neoliberal politikalarla giderek derinlik kazanması sonucunda güçlenmiştir. Fon alıcısıyla fon satıcılarının, fon transferi yapmak suretiyle bir araya geldikleri dijital yahut reel bir uzam olan finans piyasaları, 21. yüzyılda artan dijitalleşmenin ve bilgi ekonomisinin de teşviki ile etkinlik alanını inanılmaz boyutlarda genişletmiştir. Finansal alanın bu denli gelişmesi elbette ki içsel ve dışsal şoklara karşı daha duyarlı olmasına yol açmıştır. Bu yazı serimin ilkini teşkil eden çalışmamda, pay senetleri özelinde finansal piyasaların makroekonomik faktörlerden nasıl etkilendiğini izah etmeye çalışacağım.

Pay Senetleri Özelinde Makroekonomik Faktörlerin Finans Piyasalarına Etkisi

Pay senetleri birçok makroekonomik değişken tarafından tesir altına alınmaktadır. Özellikle tüzel kişiliklerin küreselleşerek supramatik[2] yapılar hâline dönüşmesiyle uluslararası ölçekte para ve sermaye hareketleri inanılmaz boyutlara ulaşmıştır. Yatırımcılar belirsizliğin hâkim olduğu bir ortamda sahip oldukları bilgi kümesini veri alarak risk ve getirinin eş güdümünde servetlerini en kârlı alanlara kanalize etmektedirler. Böylelikle bir tür finansal ekonomi faaliyeti gerçekleştirmektedirler.

Finansal ekonominin temeli reel çıktılar üzerinde konumlanmıştır. Nitekim her finansal birim, ekonomik çerçeve içerisinde faaliyetlerini icra etme yetkinliğine sahiptir. Bu nedenle ulusal ekonomilerin faiz, döviz kuru, enflasyon, GSYH, dış ticaret, para ve maliye politikaları gibi birçok makroekonomik göstergeler yatırımcıların kararlarını etkilemektedir. Şüphesiz bu tutum hem ulus düzeyinde hem de uluslararası düzeyde benzer sinyaller ışığında gerçekleşmektedir. Elbette finans piyasalarının önemli bir kısmını teşkil eden pay senedi borsaları, yalnızca makro göstergelerin tesiri altında değildir. Bunun yanında siyasi ve sosyal süreçler, şirket içi faktörler, ani şoklara yol açan ve iktisadi temelden kopan anomaliler, manipülatif ataklar, ajan psikolojisi gibi etmenler pay senetleri yahut hisse senetleri üzerinde önemli etkilere sahiptir.

GSYH’nin Pay Senetlerine Etkisi

GSYH literatürde bir yıl içerisinde üretilen mal ve hizmet değerlerinin parasal karşılığı olarak tanımlanmaktadır. GSYH’de meydana gelen bir artış iktisadi çarpan mekanizması kanalıyla hane halklarının kullanılabilir gelirlerini artırmaktadır. Bu durum toplam talebin artmasına yol açmakta ve şirketlerin efektif taleplerini de beraberinde artırmaktadır. Böylece kârlılık beklentisi yükselen firmalar, diğer değişkenlerin sabit veya önemsiz olduğu varsayımında yatırımlarını artırarak kârlılıklarını yükseltmektedirler. Böylece firma kârlılığının arttığını gören yatırımcılar pay senedi talebini arttırarak fiyatların yükselmesine neden olmaktadırlar.

Öte yandan harcama yöntemiyle muhasebe edilen GSYH kalemleri içerisinde ihracatın artıp ithalatın azalması, özellikle ihracata dönük yatırım yapan firmaların kârlılıklarını artırmaktadır. Böylelikle söz konusu firmaların piyasa değeri yükselmektedir.

Ancak belirtmek gerekir ki GSYH’de meydana gelen artışlar her zaman hisse senetleri üzerinde olumlu bir tesir bırakmaz. Burada diğer parametrelerin değişken olduğu durumları göz önünde bulundurursak, GSYH üzerinde kısa dönemde etkisini henüz göstermeyen ancak uzun dönemde toplam hasılayı olumsuz etkileyebilen göstergelerdeki değişimler, finansal piyasaları olumsuz etkileyebilmektedir. Örneğin yine bir GSYH kalemi olan kamu harcamalarının yabancı kaynaklardan borçlanmak suretiyle artırılması, kısa dönemde GSYH’nin yükselmesine olanak verecektir. Lakin uzun dönemde borçlarını ödemek maksadıyla kaynakların büyük bir kısmı faiz ödemesine tahsis edilecektir. Öte yandan borçların ödenmemesi gibi temettü risklerinde meydana gelen artışlar firma kârlılık beklentisini azaltacaktır. Böylece her ne kadar GSYH artsa da hisse senetlerinin düşmesi muhtemeldir.

Para Piyasalarındaki Değişim

Genişlemeci para politikası sonucunda emisyon[3], vadesiz yahut vadeli mevduatların artması piyasadaki likidite miktarının artmasına yol açmaktadır. Bu durum paranın zamansal değerini gösteren piyasa faizlerinin düşmesine olanak vermektedir. Faizlerin düşmesi kısa dönemde firmaların düşük kaynak maliyetlerine katlanmasını sağlamaktadır. Böylece firmaların tesis ölçeklerini genişleterek sermayenin marjinal verimliliğini artırmaları ve böylece rantabiliteyi yükseltmeleri kolaylaşmaktadır. Bunun sonucunda şirketlerin piyasa değeri yükselmekte ve nihayetinde hisse senetlerine duyulan talep de artmaktadır.

Öte yandan mevduatlarda meydana gelen artışların pay senetleri üzerindeki etkisi belirsizdir. Bu etkinin yönünü görmek için belli ekonometrik analizler yapmak gerekmektedir. Bu minvalde yapılan çalışmaların büyük bir kısmı mevduatlardaki artışın, hisse senetleri üzerinde negatif bir etkisinin olduğunu beyan etmektedir. Nitekim hane halkı ve firmaların tasarruflarını finansal piyasalarda tutmak yerine banka gibi para piyasalarını tercih etmeleri, pay senetlerine duyulan talebin azalmasına, böylece firmaların piyasa değerinin düşmesine yol açmaktadır. Buna karşın mevduatlardaki artışın hisse senetleri üzerindeki etkisinin pozitif olduğunu gösteren kısmi dönemli ekonometrik analizler de bulunmaktadır. Eğer ki mevduatlarda meydana gelen artışlar banka kredilerini artırmaya yardımcı oluyorsa bu durumda kredi çarpanı kanalıyla toplam talebi artırmak mümkün hâle gelmektedir. Böylelikle firmalar hem artan kredi olanakları hem de efektif talepte meydana gelen yükselmenin de etkisiyle yatırımlarını artırmaktadırlar. Bu durum rantabilitesi yüksek bir kârlılık ortamı sağlamaktadır. Böylece pay senetlerinin değeri yükselmektedir.

Bunlarla birlikte Merkez Bankası’nın munzam karşılık oranlarını[4] artırması durumunda bankaların kredilere kanalize ettikleri mevduat miktarında bir azalma gerçekleşmektedir. Bu durumda ise firmaların kaynak bulmaları zorlaşmakta ve sıkı likidite koşullarında yüksek maliyetlere katlanmak zorunda kalmaktadırlar. Likidite yönetiminde meydana gelen sıkılaştırıcı hamlelerinin finansal piyasalar üzerindeki etkisi olumsuz yönde seyretmektedir.

Faiz ve Enflasyonun Pay Senetleri Üzerindeki Etkisi

Faiz oranı hisse senedinin değerini hesaplarken kullanılan bir iskonto faktörü olarak karşımıza çıkmaktadır. Nitekim faiz oranıyla hisse senedinin değeri arasında ters bir ilişki bulunmaktadır. Faiz oranlarının yükseldiği dönemlerde hisse senedinin anlık değerinde bir azalma gerçekleşmektedir. Bu ise firmaların piyasa değerini azaltmaktadır. Bununla birlikte faiz oranındaki artış yukarıda da zikredildiği üzere firmaların sabit kaynak maliyetlerini yükseltmektedir. Böylece kârlılık oranlarının azalacağı beklentisi pay senedi değerlerini düşürmektedir. Faiz oranlarının artması aynı zamanda hane halkı tasarruflarının faiz verimi yüksek kıymetli kâğıtlara kaymasına neden olmaktadır. Bu ise finans piyasaları üzerinde benzer bir etki yaratacaktır.

Enflasyon oranının hisse senetlerini nasıl etkilediği yönünde literatürde ortak bir görüş birliği bulunmamaktadır. Fiyatlar genel düzeyinde meydana gelen artışlar karşısında firmaların kârlılıklarını koruması olasıdır. Bu durumda hane halkları, artan enflasyonun etkisiyle tasarruflarında meydana gelen tahribatın bir sonucu olarak hisse senedi talebini daraltabilmektedirler. Öte yandan enflasyonun artması riskleri yükselterek geleceğe dair bir belirsizlik yaratmaktadır. Bu durum uzun vadeli faizlerin yükselmesine yol açmakta ve firmaların kaynak maliyetini yükseltmektedir. Böylece enflasyonist atmosferin hâkim olduğu bir ekonomide finans piyasalarının istikrarlı duruşu mümkün gözükmemektedir.

Döviz Kurlarındaki Şokların Pay Senetlerine Etkisi

Ulusal para biriminin değerini yitirmesi ve döviz kurunda bir artışın meydana gelmesi durumunda hisse senedinin reel getirisi azalmaktadır. Böylece firmaların piyasa değeri de düşmektedir. Bununla birlikte döviz kurundaki artışlar yabancı kaynaklı yükümlülükleri artırmaktadır. Bu ise firmaların bilançolarını tahrip etmektedir. Aynı zamanda ithal ara girdi talebi artan kurlarla birlikte azalması da muhtemeldir. Ara girdinin azalması başta imalat sektöründe faaliyet yürüten firmalar olmak üzere ekonominin bütününde tedarikten kaynaklı çeşitli sorunları gündeme getirmektedir.

Sonuç Yerine

Sonuç itibarıyla 20. yüzyılın son çeyreğinden itibaren neoliberal politikalar üzerinden taşınan küreselleşme olgusu beraberinde finansallaşmayı da getirmiş ve uluslararası iktisadı bağlantıların kuvvetlenmesine yol açmıştır. Bu durum kârlı iş olanaklarını yaratmakla birlikte tasarrufların geniş bir piyasada değerlendirilmesini ve fon kaynaklarının maliyetlerinin azalmasına vesile olmuştur. Ancak bununla birlikte önemli çapta küreselleşen finansal piyasalar, aynı zamanda uluslararası değişimlere karşı daha esnek hâle gelmiş ve kırılganlıkların yükselmesine neden olmuştur. Özellikle bir ülkenin makroekonomik göstergelerinde meydana gelen değişimler, diğer uçta olan başka bir ülkeyi etkileyebilmektedir. Şüphesiz ki bu durum son birkaç on yıl içerisinde muhtelif finansal krizlerin meydana gelmesine sebebiyet vermiştir.

Daha sonraki yazılarımda finansal krizlere değineceğim. Esenle kalınız…

Başvurular:

Wongbangpo, P., ve Sharma, S. C. (2002), “Stock Market and Macroeconomic Fundamental Dynamic Interactions: ASEAN-5 Countries”, Journal of Asian Economics, 13(1), s. 27-51.

Peiro, A. (2016), “Stock Prices and Macroeconomic Factors: Some European Evidence”

Pramod Kumar, N. A. I. K., ve Puja, P. (2012), “The Impact of Macroeconomic Fundamentals on Stock Prices Revisited

Şenol,Z., Koç, S., Şenol, S.(2018), Hisse Senetleri Fiyatlarını Etkileyen Faktörlerin Dinamik Panel Veri Analiziyle İncelenmesi


[1] Rantabilite verimlilik kavramıyla karıştırılmaktadır. Verimlilik üretim sonucu elde edilen çıktının üretimi gerçekleştirmek maksadıyla kullanılan girdilere oranıdır. Oysa rantabilite daha genel bir kavramdır. Üretimin nihayetinde gerçekleşen kârın üretim sermayesine oranı olarak karşımıza çıkmaktadır. Rantabilitenin artması için verimlilik artışı şarttır. Ancak verimliliğin artması için rantabilite artışı bir ön koşul değildir. 

[2] Ulusüstü

[3] Dolaşımdaki likit para

[4] Mevduat kabul eden bankaların sahip oldukları mevduatlara karşılık olarak merkez bankasında tutmaları zorunlu olan mevduat oranıdır.

Yazar

Bir cevap yazın