“Bon appétit! Albert, that’s french.”

Ressam bir yönetmen; Peter Greenaway… 1966 yılından beri film çeken, 1942 doğumlu ressam/yönetmen, 1989 yılında öylesi bir film resmediyor ki; sadece perdeyi değil, düşlerimizi de kan kırmızı boyuyor. İşte sizlerle The Cook, the Thief, His Wife & Her Lover’ın, daha açığı: Richard, Albert, Georgina ve Michael’ın ekşi hikayesi.

Albert Spica’nın Le Hollandais isimli restoranı her akşam zengin misafirlerini görkemli bir şekilde ağırlamaktadır. Albert da eşi Georgina ile hep aynı masada yemek yemekte ve kalabalık arkadaş grubunu ağırlamaktadır. Albert çok sert ve acımasız bir adamdır. Zevkleri uğruna her şeyi yapabilecek, etrafındaki herkesi de bir köle gibi kullanabilecek güce sahiptir. Eşine çok zor bir hayat yaşatmıştır. Bu yüzden de Georgina’nın gözü dışarıya kaymaya başlamış ve bir akşam restorana gelen Michael’a tutulmuştur. Georgina, Michael ile restoranın şefi Richard’ın da yardımıyla, bazı akşamlar mutfağın ücra köşelerinde birkaç dakikalığına buluşmakta, bazı akşamlar ise gizlice restoranın tuvaletinde buluşmaktadır. Fakat er geç durumu Albert anlayacaktır…

Peter Greenaway, bir ressam olduğunu filmin ilk beş dakikasında size anlatmayı başarıyor. Referans verdiği esere daha sonra değinecek olmamın dışında, ilk önce filmdeki renk temsilleri hakkındaki, kendi teorilerimi ve fikirlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Çünkü filmde renkler ile ilgili sürreal bir anlayış, daha doğrusu kullanım söz konusu. Sahne geçişlerinde, bulundukları odanın rengi ile karakterlerimizin kıyafetlerinin rengi de değişip, odanın rengine bürünüyor. Birazdan yapacağım renk analizleri, kendi seyir tecrübeme dayanarak oluşturduğum düşünceler. Farklı düşünen bir izleyici olursa, mutlaka bana ulaşmasını rica ediyorum… Ayrıca birazdan yazacaklarım biraz spoiler içerecek. Fakat bu film sonunu bilerek dahi izleseniz, sizi büyülemeyi başaracaktır.

Beyaz renk ise, Georgina lavaboya gittiğinde karşılaştığımız renk. Bembeyaz döşenmiş bir lavabo ile, restoranda kırmızı bir elbise ile oturan Georgina’nın elbisesi de beyaz oluveriyor. Fikrimce bu filmde, beyaz renk her zaman karşımıza çıkan ‘masumiyetin temsili’ olarak yer almıyor. Beyaz, bu filmde nötr renk. Bu rengin altında karakterler kısmen daha özgür ve kendi benlikleri ile görünüyorlar. Fakat, Albert lavaboyu ziyaret ettiğinde, kırmızı renk, lavabonun kapısından içeri sızıyor ve iktidar hırsı ile bu bütünlüğü kirletmiş oluyor.

Yeşil, restoranın mutfağında kullanılan renk. Albert’ın ‘kral’ olduğunu gösteremediği neredeyse tek mekân burası. Mutfakta sadece aşçı Richard’ın sözü geçiyor. Mutfakta yeşil kullanılmasının sebebi, bana kalırsa yeşil renk ile özgürlük ve direkt olarak aşçı Richard ile bu rengin bağdaştırılmış olması. Kırmızıya zıt olarak beyaz yerine, bu filmde yeşil renk kullanıldığını düşünmekteyim. Albert ne kadar sert bir adamsa, Richard bir o kadar iyi yürekli. Rengi yeşilde, onun yüreğinin bir temsili. Mutfakta çalışan insanların çaresizliği de bu rengin altında kendine yer buluyor. Sevgilisi ile mutfakta özgürce buluşabilen Georgina’nın kıyafetleri mutfağa girdiğinde de yeşile dönüşüyor. Ayrıca sevgilisi ile mutfakta buluşmalarını izlediğimizde, yeşil renkten çokça faydalanılarak, bir cennet tasviri oluşturulmaya çalışıldığını görüyoruz.

Mavi, Le Hollandais’in dışında kullanılan renk. Albert’ın arabasında insanlara şiddet uyguladığı sahneler ve genelde Albert’ın insanlara işkence ettiği sahneler dış mekân sahnelerinin neredeyse tamamını oluşturuyor. Mavi bildiğiniz üzere soğuk bir renk. Yine fikrimce, Albert’ın ilkel, katı ve soğuk şiddeti, mavi rengin altında kendisine yer buluyor.

Son rengimiz ise kahverengi olacak. Bu, Georgina’nın sevgilisi Michael’ın evinde, hatta genel olarak kıyafetlerinde de gördüğümüz renk. Michael, filmdeki diğer karakterler ile kıyaslandığında, çok sade bir karakter. Sade derken, Georgina ya da Albert gibi bir hırsı olmadığından ve Michael gibi bir saygınlığı olmamasından bahsediyorum. Diğer renkler ile düşünüldüğünde, daha pastel bir renk olan kahverengi de bu şekilde Michael’ın karakteri ve hayatını temsil etmiş oluyor. Fakat diğer karakterlere nazaran, en bilinçli ve aydın görünen Michael için böyle bir tercih yapılması da manidar. Korkak bir adam olan Michael, asla diğer karakterlerin renklerine bürünemiyor. Filmin son sahnesinde, Albert’ın huzurundaki sofrada, hala kahverengiye bürünmüş bir şekilde görünüyor. Sadece ölümü, Albert’ın dokunuşuyla birlikte kıpkırmızı oluyor.

Tabii doğruluğuna emin olduğum bir analiz de var. O da sindirim sistemi göndermesi. Mutfak, yemek salonu ve tuvalete kadar süren sahneler, bağırsak yolundan geçen yemeğin bir temsilini oluşturuyor.

Filmle ilgili, tamamen farklı bir yorum için, ‘Minerva_Meybridge’ isimli IMDb kullanıcısının, ‘The Divine Comedy’ başlıklı değerlendirmesini de okumanızı öneririm.

Yemek salonunda görkemli bir Frans Hals tablosu yer alıyor. Bu resim 1616 tarihli “The Banquet of the Officers of the St. George Militia of Haarlem”. Neredeyse film boyunca bizimle olan bu eser, Peter Greenaway’e filmdeki kostümler ve dekor konusunda da ilham vermiş. Frans Hals, tablosunda dönemin güç temsillerine ve sınıfsal çatışmalarına atıfta bulunurken, yönetmen Greenaway’de, filmde bu çatışmanın direkt olarak göründüğü yemek salonunda, bu tabloyu kullanmayı tercih ediyor.

Ayrı olarak Peter Greenaway’in, Stanley Kubrick’ten hayli etkilendiğini ve Kubrick’in meşhur ‘tek nokta perspektifi’’ni filmde çokça kullandığını düşünmekteyim.

Peter Greenaway’e, neden yönetmenliğe neden geçiş yaptığı sorulduğunda, “Resimlerin soundtrack’leri olmaz!” diye yanıtlamış. The Cook, the Thief, His Wife & Her Lover’da kullanılan müzikler muazzam. Michael Nyman’ın bestelediği soundtrack, filmin çoğu sahnesinde, bir şiir gibi size eşlik ediyor olacak.

İntikam hiç bu kadar lezzetli ve sanatsal bir şekilde sunulmamıştır. Kara komediden de daha karanlık olan bu film, görseller, kostümler, set dekorasyonu, değişen renkleri, sinematografisi ve film müziği ile sadece çarpıcı değil, unutulmaz olmayı başarıyor. Bunu sağlayan, her şeyden önce yönetmen Peter Greenaway, görüntü yönetmeni Sasha Verny, film için bestelediği inanılmaz eser “Memorial” (ve soundtrack’in diğer dört eseri tabii) ile besteci Michael Nyman ve kostümleri tasarlayan Jean-Paul Gaultier. Filmin her karesi bir tablo gibi görünüyor ve size öyle hissettiriyor. Yönetmen Greenaway, The Cook, the Thief, His Wife & Her Lover ile, insanların birbirine uygulayabileceği cehennemin tüm dehşetlerini tasvir eden son derece büyülü bir tablonun yaratıcısı oluyor.

İşte sizleri Albert ve mükemmel eser “Memorial” ile tanıştıracak bir sahne:

KAYNAKÇA:

https://www.imdb.com/title/tt0097108/trivia?ref_=tt_trv_trv

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.