Hafifmeşrep Akrep

BÖLÜM III

Seninle yollarımızın kesiştiği o gün, ortak kaderimizin usul usul yazıldığından ve bizi bugünlere taşıyacağından hiç şüphem yoktu. Seni ilk gördüğüm an, Yaradan’ın beni yaratmak istemesindeki amacın ardında yatan mantıklı sebebin ispatlandığı andı. O güne kadar ne için, kimin için yaşadığımı bilmeden fütursuzca nefes almıştım sadece. Seni görmemle birlikte gözlerimde şimşeklerin çakması bir oldu ve oracıkta karanlık çağımı ateşe verip yeni bir çağ açmıştım. Sen olup bitenlerden habersiz etrafını mest ederken, ben miladımı çoktan ilan etmiştim seninle. Sen bana Allah’ın emrettiği, peygamberin kavlettiği mukaddes bir yazıydın.

Dalyan gibi upuzun boyunla çok ötelerden belli etmiştin bana kendini. Ne kilolu ne de zayıf denebilecek muntazam ölçülere sahip vücudun oldukça göz doldurucuydu. Etine dolgun basenlerini ve kalçanı nazikçe sıkıp sarmalayan füme renginde ekose bir pantolon giymiştin. Hemen üzerinde de geniş omuzlarını ortaya seren kar beyaz bir gömlek vardı. Pantolonun renginden birkaç ton açık, sade kravatınla hoş bir tonsürton yakalamıştın. Böylesi bir uyum için fazlaca itina ettiğin aşikârdı. Ayak bileklerinin altında ışıldayan siyah rugan iskarpinlerin, gözlerindeki zifiri siyahın saçtığı parıltıyla asorti olmuştu. Kulaklara pes perdeden giren etkileyici ses rengin, nazik ve cerbezeli diyalogların, düzgün diksiyonun, zarif hareketlerinle yalnızca benim değil etrafta bulunan her canlı varlığın gözlerini şad etmiştin. Güneşi atıl bırakan sımsıcak tebessümünle yedi düvelin yüreğini hoplatmıştın. Ama en çok da benimkini… Bana hediye ettiğin ilk şey, latif bir kalp çarpıntısıdır; o da hâlâ yoklar durur muntazaman.

Kusursuz bir şiir gibiydin sanki gönüllere dokunan. Kafiyesi gözlerindi. Vezni aruz, güzelliğine maruz, kalplere taarruz etmiştin. Yanındaki adamlar sana özenmek isteyen zavallı birer nazire olabilirlerdi ancak. Haa, bir de bu kusursuz şiire layık olmaya çalışıp onu doya doya sömürebilmek için mücadele eden korsan kadınları da unutmamak gerek. Hayatıma yeni bir sayfa açtığım o gün tam seni bulmuşken, korsan kadınlardan birine kaptırmıştım. İç gıcıklayıcı iki şuh kahkaha, lepiskaya imrenen ombreli saçlar, degaje bir yakadan pırtlamak isteyen iki göğüs için satıp savmıştın bu kusursuz şiiri. Tabii ben de mankenlere taş çıkaracak kadar düzgün bir kadın fiziğiyle yarış edecek durumda değilim elbet. Cinsiyetim buna elvermiyor bir kere. Onun yanında beni fark edebilmen için ağzımdan ateş filan püskürmem gerekirdi sanırım. Bu yüzdendir ki benim payıma düşen en önemli pozisyon dostluğun oldu. Bu şartlar altında en ileriye gidebileceğim aşama buydu. Onu da yaptım. Sana en yakın dost oldum. Ama seni benden çaldığı için hayatımda ilk defa bir kişiye karşı yüreğime nefret tohumları ekmiştim. Üstelik bu nefret, hiç tanımadığım bir kadına yönelikti. Abayı yaktığım adama, pervasızca abayı seren bir kadına yönelikti. Şimdi o kadın 46 yaşında, kökleri toprağa nefretle tutunmuş heybetli bir ağacın altında azap çekiyor.

Ellerimi arkandan yavaşça öne doğru getirip göğsüne masaj yapmaya başladığımda iyice gevşeyip aşağı doğru kayıyorsun. Ve nihayet nemli başını usulca kasığımda bırakıyorsun. Birkaç dakika sonra belli belirsiz bir şeyler söylüyor, sanki sayıklıyorsun. Âdeta dünyadan kaçmak istercesine iki bacağımın arasına sığınmış, yarı baygın yatıyorsun. Sadece bitkin vücudunu değil, huzursuz ruhunu da çırılçıplak bana teslim ettin artık. Sonra birden gözlerini tavana dikmiş, her bir köşeyi dikkatle taramaya başlıyorsun. Sanki belli bir noktaya kilitlenip kalmak için tavan üstünde bir ayrıntı yakalama arayışına düşmüş gibisin. Ama korkarım evimin tavanları seyir zevkini baltalayacak kadar özelliksiz ve sade. İlgini çekebilecek tek bir detay yok yukarıda.

Ben cehennem ateşlerinde kavrulurcasına cayır cayır yanıyorum. Sökmekte olan şafaktan, başımın ağrısından, yarının korkusundan mütevellit ter döküyorum. Ama aynı esnada senin üşümeye başladığını görüyorum. Kollarındaki kıl kökleri nokta nokta olup dikilmiş, ürpermişsin. Şimdiyse uyluklarının gitgide titrediğini fark ediyorum. Derken buğulu gözlerin, kilitlenmek için en sonunda benim gözlerimi seçiyor. İlk defa korku dolu gözlerle bana bakarken görüyorum seni. Kamburumu çıkartarak yüzümü yüzüne yaklaştırıyorum ve ben de sana kilitleniyorum. Büyücek pamuk elini yanağıma değdirip kirli sakallarımı okşuyorsun. Yüzün ise sapsarı kesilmiş, yardım bekleyen kanadı kırık kuşlar gibi bana bakıp ağlamaya başlıyorsun. “Onları bana geri getir.” der gibi haykırıyorsun içinden. Seni böyle gözü yaşlı izlemeye devam ettikçe, bağrımdan defalarca bıçak yemiş gibi hissediyorum. Gözlerinden akan yaşı durduramıyorum sevgilim. Seni mutlu kılmak için dünyayı altüst edebilecek kuvvetteyim ama şu anda elim kolum bağlı. Perperişan bir hâldeyim. Ayan beyan bana bakan mutsuzluğunu seyrediyorum. Döktüğün her gözyaşı bin bıçak darbesine bedel. Ah, nasıl bir zulüm bu Allah’ım… Nasıl bir işkence yaşatmak istiyorsun sen bana… Nefes alamıyorum, gözlerimi hiç kırpmadan çaresizliğini izlemeye devam ediyorum. Akıtmamak için direttiğim gözyaşlarım pınarlarımda birikti, birikti, birikti. En sonunda gözüme bir perde çekti ve artık büsbütün flu görüyorum yüzünü. Keşke gözümü kırptığım an, bu yaşadıkların kötü bir rüyaya karışarak boğulsa… Sana bir daha kavuşamayacağımı bilsem de buna razıyım. Anladım ki sensizlikten bile daha kötüsü varmış. Gözlerime mil çekseydiler de seni bu hâlde görmeseydim keşke.

Ve nihayet gözyaşlarım gözyaşlarına karışıyor. Kara sevdam, çaresiz maşuğuna ağlıyor. Merhem olmak istiyorum ama olamıyorum. Güneş doğuyor, sen ağlıyorsun, ben kahroluyorum. O eski gülüşlerini çok arıyorum. Gözlerime bakıp cazibenle beni abluka altına almanı, saçma sapan cevaplar verdirip benimle alay etmeni özlüyorum. Ben böyle olsun istemezdim sevgilim. Bu şekilde olmasını istemezdim. İnan olsun, istemezdim. 

Bundan böyle “ben” diye bir şey yok. Artık sana ait bile değilim sevgilim. Bundan böyle iliklerime kadar “sen”im. Sen oldum. İçine nüfuz ettim ve nihayet huzur içinde çözüldüm senin özünde. Artık hiçbir şey umurunda olmasın. Birlikte iyileşeceğiz.

Yazar

Bir cevap yazın