Hem-sohbet: Kazıklı Maria

Yazılarımı yazmaya devam ettiğim sürede aslında aklımda hep söyleşi fikri vardı. Uzun bir süre öylece aklımda kalmaya devam etti bu fikir ama en sonunda gerçekleştirmeye karar verdim. Bu fikir ile birlikte severek takip ettiğim isimlerle de tanışmak, onlara aklımdaki birkaç soruyu sormak isteğini de buldum kendimde. İşte bu isimlerden biri Kazıklı Maria. Özellikle son bir yıldır sürekli videolarını izliyorum. Öyle samimi ve öyle eğlenceli ki artık gün içerisinde önceden izlediğim videolarını bile tekrar izlerken buluyorum kendimi. Bu yüzden söyleşi fikri aklıma geldiğinde “Kesinlikle iletişime geçmem gerek!” dediğim isimlerden birisiydi. Kendisini bu söyleşi için davet ettiğimde de hemen kabul ederek beni o kadar mutlu etti ki anlatamam. Buraya mutluluğumu ne kadar yazsam da bitmez. O yüzden sözü sorulara ve Kazıklı Maria’nın cevaplarına bırakalım. Kazıklı Maria’ya bolca teşekkür ile birlikte sizlere de iyi okumalar diliyorum…

1 )Birçok kişi sizi aslında gerek sosyal medyadan gerekse Youtube’taki videolarınızdan tanıyor ama öncelikle size şunu sormak istiyorum: Meryem kimdir? Kendinizi nasıl bir insan olarak tanımlarsınız?

Normal. 😀 Bu çok genel bir soru o yüzden cevap veremiyorum, videolarımda tanıdığınız kişi de benim aslında çünkü.

2)Neden Kazıklı Maria? Bu ismin bir hikâyesi var mı?

Kazıklı Voyvoda lakaplı Vlad Tepeş’ten geliyor. İnsanları kazığa oturtarak öldürmesiyle bilinen, Drakula efsanelerinin kaynağı olan zalim bir kont. Ben içimde biriken öfkeyi dışavurabilmek için sosyal medyada böyle anonim bir nick kullanmıştım, sonra kanalımı da içimdekileri dışarı aktarabilmek için kullanmaya başladığımdan oranın da ismini de öyle koydum ve öyle kaldı.

3)Bazı ünlülerin kendileri için yarattıkları başka bir karakteri olabiliyor. Örneğin, Beyoncé ve diğer kişiliği Sasha Fierce gibi. Kazıklı Maria için de aynısını söyleyebilir miyiz? Meryem ile Kazıklı Maria arasında farklılıklar var mı?

Var. Ben orada yarattığım personadan çok daha kolay incinen, zayıf yönleri olan biriyim ama tabii ki sosyal medyada zayıf yönlerimizi göstermek istemeyiz.

4)Kendinize dışarıdan bir gözle baktığınızda kendinizle ilgili en büyük eleştiriniz ve en çok gurur duyduğunuz şey nedir?

Gurur duyduğum şey, sevdiğim şeyleri kimseye kulak asmadan yapmaya devam edebilmem. Eleştiri olarak da bazen kendime çok acımasız davranmam ya da haksız olduğumu içten içe kabul etsem de dışarı iyi yansıtamamam olabilir.

5)Bir önceki sorudan hareketle şunu da sormak istiyorum: Hayattaki en büyük “keşke”niz nedir?

Böyle bir düşüncem yok, bence keşkeler deneyimdir. O yüzden yanlış giden şeyler için kafamızı duvarlara vurmamıza gerek yok. “Life happens” deyip önümüze bakabilmeliyiz. Bazen keşke erkenden yeteneklerimin üzerine gidilseydi ya da yurt dışına kapak atıp potansiyelimi daha iyi keşfedebilseydim ve değerlendirebilseydim diyorum ama şu anda da hayatımın geldiği noktadan memnunum. Belki de olması gereken buydu.

6)Sizi en iyi anlatan üç kelime nedir? Neden?

Osuruk, bırt ve zort. Çünkü öyle.

7)Videolarınızdaki renkli saçlarınızla, renkli makyajlarınızla, eğlenceli sohbetinizle çok fazla dikkat çekiyorsunuz bence. Size ilk baktığımda konuşmayı, sohbet etmeyi seven, renkli bir kişilik görüyorum. Günlük hayatınızda da böyle misiniz? Sizin hayatınızın rengi nedir ve hayatınızda grilere hiç yer yok mu?

Sohbet etmeyi severim ama fazlası bütün enerjimi bitirir. Yalnız kalarak deşarj oluyorum. Sürekli sosyal olmak, birilerinin arasında sohbet, muhabbet falan çok yorucu şeyler benim için. Ama günlük hayatımda mesela konfor alanımdaki insanlarla takılırken neredeyse her zaman şakacı, şapşal ve asla ciddi bir şey konuşulmayan bir insanım.

8)Peki, biraz klasik bir soru olacak ama hayatınız boyunca yalnızca bir şarkıyı dinleyebilecek olsaydınız bu hangi şarkı olurdu? Neden?

Mustafa Yıldızdoğan – Ölürüm Türkiye’m. Evet, çok klasik bir soru. Öyle bir şarkı aklıma gelmiyor şu an.

9)Kitaplarla aranız nasıl? Videolarınızda beğenmediğiniz kitapları inceliyor ve bu kitaplar hakkındaki düşüncelerinizden bahsediyorsunuz ama bunların haricinde kitaplarla ilişkiniz nasıl?

Kitap okumayı ve goodreads’e ekleyip yorum yapmayı seviyorum. Zaten kanal biraz da o yüzden oluştu, kitapları yorumlamayı, özellikle sevmediğim kitaplar hakkında isyan etmeyi istediğim ama bunu yapacak bir yer bulamadığım için. Ama tabii ki iyi kitaplardan şöyle iyiydi böyle güzeldi diye bahsetmek ilginç değil, kötü kitaplardan şikâyet etmek daha eğlenceli. Şu aralar kötü kitap okumaktan şöyle güzel bir kitabın tadını çıkarmaya fırsat bulamıyorum ama hızlanmayı hedefliyorum. Bunun için bir kitap okuma etkinliği düzenlemek istiyorum takipçilerle.

10)Sizde büyük bir etki bırakan ya da gerçekten çok sevdiğiniz kitaplar var mı? Varsa bizimle paylaşabilir misiniz?

Her kitap bende belli bir etki bırakıyor çünkü neredeyse her kitapla yeni bir şey öğreniyorum, o yüzden tek bir kitap ismi veremem. Çok merak edenler goodreads hesabımdan yüksek puan verdiğim kitaplara bakabilirler. Kitap önerirsem önermediklerime haksızlık etmiş olurum.

11)“B*k Gibi Book Reviews” video serisi nasıl ortaya çıktı? Bu kitapları okuyup inceleme sürecinde edebî kaygılarınız mı etkili oldu yoksa sadece eğlence amaçlı olarak mı bu seriye başladınız?

9. soruda cevaplamıştım aslında. Edebî kaygıdan ziyade bir okur olarak beni sıkan, öfkelendiren, olumsuz hissettiren bütün şeyleri insanların suratına çatır çutur söyleme ihtiyacından doğdu.

12)Youtube’un yanı sıra aslında siz bir eğitimci kimliğine de sahipsiniz. İncelediğiniz kitaplar açısından da ele alırsak sizce Gençlik Edebiyatı nereye gidiyor? Bazı kitapların çok kolay bir şekilde kitapçıların raflarında kendilerine yer bulması ve gençler arasından yaygınlaşması konusunda ne düşünüyorsunuz?

Gençlik edebiyatı hiçbir yere gitmiyor. 😀 Şaka. Önceden yaşlı teyzeler gençlere out of touch, out of reality kitaplar yazarlardı, bu şekilde hizaya getirirlerdi gençliği lol. Şimdi gençler kendi kendilerine kitap yazıp birbirlerinin yazdığı kitapları okuyorlar bile. Bu bir yönden güzel bir şey ama bir yönden de kötü çünkü diyelim olumsuz bir mesaj var, bunu akranları arasında yaya yaya yeniden üretir hâle geliyorlar ve yanlış düşünceleri normalize etmiş oluyorlar. Tıpkı internet gibi, faydası da çok zararı da, önemli olan iyi kullanmasını bilmek. İyi kitaplar seçerlerse sağ çıkabilirler bu durumdan ama tabii kim kontrol ediyor ki çocuğunun okuduğu kitabı o da ayrı. Kitap yasaklamak da doğru bir şey olmaz, iyisine kalitelisine yönlendirip susmak gerekir o zaten yaşı gelince bazı şeyleri anlayacaktır. Bilmiyorum ya kafam çok karışık bu konuda. Çocukları çok kontrol etmek de iyi değil, aksine çok serbest bırakmak da. Sanırım nihai düşüncem şu: Her şeyi okusunlar. Kötüye kötü diyebilmelerini sağlayacak yetişkinleri de arada sırada dinlesinler.

13)Sadece kitaplarla ilgili olanlar değil, aslında ürettiğiniz çoğu içerik binlerce kişi tarafından severek izleniyor. Bu başarınızı sizce neye borçlusunuz?

Şans, iyi editleyebilmek, azıcık da esprili olmak.

14)Ulaşılan kitle büyüdükçe ona oranla daha büyük eleştirilere de maruz kalabiliyor insan. Siz de bu eleştiriler karşısında susmayı tercih etmektense düşüncelerinizi açıkça söylemekten çekinmiyorsunuz. Bu nedenle çok güçlü bir profil oluşturuyorsunuz insanların gözünde ama arka planda eleştirilerden çok etkilendiğiniz ya da sinirlendiğiniz zamanlar oluyor mu?

Artık o kadar da kişisel algılamamayı öğrendim. Susmaya ve önüme bakmaya çalışıyorum. Önceden çok etkilenirdim ama artık öğrendim etkilenmemeyi. Ama tabii ki bazen bin tane güzel yorum alsanız da bir an oluyor öyle bir yorum geliyor ki bütün gün onu düşünüp sinirden kudurabiliyorsunuz. İnsan olmak bu da yani, o kadar da olsun.

15)Youtube’ta bir şeyler yapmaya başlamaya nasıl karar verdiğinizi de çok merak ediyorum. Kanalınızın bu kadar büyüyeceğini tahmin ediyor muydunuz? Ya da soruya şu açıdan da bakabiliriz: Tanınma kaygısı güderek mi bu mecraya adım attınız? Youtube’u finansal bir alan olarak kullanma ya da kendinize bir kitle oluşturma amacınız var mıydı?

Zaten Twitter’da belli bir kitlem vardı, azıcık tanınıyordum. O zaman 3 bin takipçili olmak şu anki 3 bin takipçili olmak gibi değildi. Çünkü beğenilen tweetleri ana sayfaya düşüren bir algoritma yoktu, alıntılama yoktu. Herkes dişiyle tırnağıyla rt edilerek kazanıyordu o takipçileri. Yani 3 bin şu an az gelebilir ama o zaman tanınmanıza yetecek bir rakamdı. Öğretmenlikten istifa edince ve yeni bir şehre taşınınca, çizim gibi sevdiğim şeylere vakit ayırabilmek için en çok vakit geçirdiğim yerden, internetten para kazanma olanağı cazip geldi. Zaten liseden beri Youtube’a Sims videoları atıyor, editler yapıyordum çok yabancı olduğum bir alan değildi. İçimde de düşüncelerimi tutamıyordum daha fazla, bir kitlem olsa da haykırsam diyordum. Tanınma kaygısı değil, yeteneklerimi kullanarak hem düşüncelerimi insanlara aktarma hem de buna verdiğim emeğin karşılığında maddi olarak belli bir karşılık alma isteğim vardı. Bu kadar büyüyeceğini tahmin etmiyordum hatta 4 binken bırakmanın eşiğine gelmiştim. Ama biraz azimle tuttu galiba.

16)Şahsen sizin videolarınızı severek takip ediyorum. Bence eğlencenin yanı sıra insanları iyi yönlendirebilecek eleştireler de yapıyorsunuz. Ancak, tüm videolarınızı şöyle bir gözden geçirdiğinizde “Ya şu videoyu da koymasaydım iyiydi” dediğiniz bir içeriğiniz var mı?

Var tabii ki. Ama bir videoyu sildiğinizde bile insanlar o videonun yokluğunu fark ediyor. Niye sildin, tekrar yükle diye darlıyorlar. Ben pişman olsam ve hatta yanlış bile olsa onun orada durması gelişmem ve insanlara da bir şey katmam açısından yerinde bence. O yüzden utandığım videolar da olsa uzun zamandır hiç video silmedim.

17)Gelecek planlarınız sadece Youtube’ta içerik üretimi ile mi ilgili yoksa daha farklı alanlarda gerçekleştirmek istediğiniz hayalleriniz var mı?

Ben Youtube’la ilgili hiç hayal kurmadım. Yani Youtube bir gün şıp diye yok olabilecek bir şey o yüzden uzun vadede Youtube’lu hayaller kurmak çok mantıklı değil. Ama Youtube’un getirdiği kitle, başarı ve para insana yeni ufuklar açar tabii ki. Çünkü Youtube bitse de bu insanlar bir yere gitmiyor. Sizi tanımaya, yaptığınız işi sevmeye devam ediyorlar. Ben yine konuşmaya, fikirlerimi anlatmaya devam ederim ömrüm yettiğince. Yani tüketilebilir dijital medya içerikleri yapmaya bir süre devam edeceğim gibi duruyor. En büyük hayallerimden biri çizgi roman çıkarmak ama şu an ona vakit bulamıyorum. Bence ileride bol bol vaktim olur çizgi roman üretmek için, belki kitap çıkarmak için. Ama şu an için burası iyi bir ortam.

18)Ben sizi sürekli takip eden biri olarak çizim yapmaya olan yeteneğinizi ve ilginizi biliyorum ama biraz da bu konu üzerinde konuşmak istiyorum. İngilizce öğretmenliğinden Çizgi Film-Animasyon bölümüne uzanan süreçte böyle cesur bir kararı verip hayallerinizin peşinden gitmeye karşı en büyük motivasyonunuz ne oldu?

Bugüne kadar hep başkalarının istediklerini yaptım, artık kendi istediklerimi yapmak istiyorum, ne olacaksa olsun. Aç kalayım, fakir kalayım, evsiz kalayım ama olsun artık dedim.

19)Yazı yazarken bazen bir ilham kaynağı bulamamanın sıkıntısını yaşayabiliyorum. Aynı sorun çizim yaparken de ortaya çıkıyor mu? Sizi çizim yapmaya yönlendiren ilham kaynağınız nedir? Sizi etkileyen çizerler var mı?

1 yıldır elime kalem alamadım, kedim öldüğünden beri. Sipariş çizimler dışında çizim yapmadım. Aklımda hep çizmek istediklerim var ama başına oturamıyorum. Buna “art block” deniyor. Hala kurtulabilmiş değilim o yüzden tavsiye de veremiyorum bu konuda. Alessandro Barbucci çok etkilendiğim bir çizer. Çizgi film çizerlerinden de çok etkilendim çocukken ama saysam buraya sığmaz çooook var.

20)Çizime, sanata gönül vermiş biri olarak bu alanda kendinizi on sene sonra nerede görüyorsunuz?

Belki ilk çizgi roman kitabımı çıkartmış olurum. Ömrüm yeterse uzun metrajlı bir çizgi film yapmak da istiyorum.

21)Bir videonuzdaki “Öğretmen olup dünyanın en iyi paralarını almaktansa ve tatminsiz olacağım bir mesleği yapmaktansa çok daha az bir paraya çalışıp kendim gerçekten mutlu olacağım bir mesleği yapmanın daha mantıklı olduğuna karar verdim.” sözünüzden gerçekten çok etkilendim ve hayallerinin peşinden koşmaya çalışan bir genç olarak size şunu sormak istiyorum: Bu kararı vermeye sizi iten güç neydi ve bu süreçte yaşadığınız zorluklar nelerdi? Bu zorluklarla nasıl başa çıkabildiniz?

Kendi kendine geçinmeye çalışan biri için zor bir karar. Ben biraz ailemle yaşamamdan güç aldım, o yüzden herkese tavsiye edebileceğim bir yöntem değil. Hiçbir şeyi düşünmeden atılın dersem kandırmış olurum insanları yani. Ama öğretmen olduğum her saniye “Şu an çok daha güzel bir şey yapıyor olabilirdim, vaktimi harcıyorum” hissi vardı ve bu artık dayanılmaz hâle gelmeye başlamıştı. Önce okula başlayıp işi part time’a indirdim. Sonra kademe kademe tamamen bıraktım. Zordu tabii ki kendime bile vaktim kalmıyordu. Otobüste, metroda çok uyuduğumu bilirim. Ama sonunda değiyor.

22)Sizinle konuşabilme fırsatını yakaladığım için gerçekten çok mutluyum ve teklifimizi kırmayıp bize kendinizden bahsetmeyi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederim. Son olarak, Filokalist okurlarına ve sizi sevenlere iletmek istediğiniz bir şeyler var mı?

Ben de size ve okuyan herkese çok teşekkür ederim. Sevgiler.

Yazar

1 Yorum

Bir cevap yazın