İç Hesaplaşma

‘Evet, yalnızca bir gezgin, yeryüzünde bir yolcuyum ben! Ya sizler daha önemli şeylerle mi meşgulsünüz?’ der Genç Werther’in Acıları’nda Goethe.

Genç Werther’in Acıları bizlere, karşılıksız aşk temasının hakimiyetinde, bir iç hesaplaşması sunar. Yazıldığı dönemin Almanya’sında ciddi yankı uyandıran ve depresif duyguları tetikleyen bir kitap olma özelliğiyle günümüzde de güncelliğini korumaya devam ediyor.

Düşüncelerime tercüman olması amacıyla seçtiğim bu alıntı, kitabın geneline istinaden ne aşk ne de depresif konular içerir. Tam tersi benim üstünde uzun uzadıya düşündüğüm konuya bir giriş niteliği taşıyor. Peki nedir bu konu?

Gerçekten hepimiz çok mu meşgulüz? Zamanımızın olmamasıyla övündüğümüz, öğle yemeklerimizi iki toplantı arasında koşarken yediğimiz aynı zamanda bu eylemi sosyal medya hesabımızdan anlık paylaştığımız bir hayatı nasıl olurda bu kadar normalleştirerek lanse ederiz ben anlam veremiyorum. Werther’in sadece bir gezgin ve yolcu olduğunu söylediği bu dünyada öğrenci olan ben aynı zamanda gurme, fotoğrafçı, yazar ve seyyah olabiliyorum üstelik bunlar sadece buz dağının görünen kısmı. Çok iyi bir evlat, ebeveyn, arkadaş ve sevgili olmamızı saymıyorum bile, bunlar yaşadığımız meşgul ve güzel hayatın yanında teferruat! Yanlış anlaşılmasın bu kombinasyonları fevkalade gerçekleştiren kişiler elbet vardır ve olacaktır da, o kişileri tenzih ediyorum fakat ben o kişilerden değilim o ayrı. Peki onlardan olmak istiyor muyum işte o da gelmek istediğim asıl mevzu.

Aynı kitaptan başka bir alıntı yaparak devam etmek istiyorum izninizle;

‘Şimdi ben çalışmıyor muyum yani, ha bezelye ayıklamışsın ha mercimek seçmişsin, aslında ikisi de aynı şey değil mi? Gerçi dünyadaki bütün işler değersiz, başkaları istiyor diye kendi tutkusunu, kendi gereksinimini dikkate almadan, para, onur ve başka şeyler uğruna kendini yiyip bitiren insan her zaman budalanın biridir.’ diyor Goethe. Ama ben de söyleseydim aynı böyle söylerdim. Ne eksik ne fazla.

Gerçekten kaçımız yaptıklarımızı kendimiz istediğimiz için yapıyor. Kaçımız meşgul olma salgınına kapılmış sürükleniyoruz. Bunlar bir sorudan ziyade iç hesaplaşma. Sizi bilmiyorum fakat ben meşgul olmadığım her dakika yanlış bir şeyler yaptığım hissine kapılıyorum ve daha fazla şey ile uğraşma çabasına giriyorum. Aslında sadece oturmak bile bir eylem değil midir? Oturmak ve düşünmekte meşguliyet sayılmaz mı? Meşgul hissetmek için ya da görünmek için ne yapmalı?

Günün koşuşturmasında-neden hepimiz koşuyoruz bilmiyorum- zaman kalırsa eğer onu da hobilerimize ayırmak çok doğal. Fakat benim değinmek istediğim bir diğer nokta, hobilerimiz de gerçekten bizim isteklerimiz doğrultusunda mı yoksa etrafımıza göre mi şekilleniyor? Birileri müzik yapıyor diye benim de yapmam gerekli mi? Neden bir şeyler yapmak için zorunda hissediyoruz? Belki sesim kötü belki müzik kulağım yok! Ya da ben boş zamanlarımda oturmak istiyorum, sadece oturmak ve tavanı izlemek istiyorum. Bu kadar! Bunu söyleyebilmek neden bu kadar zor ve neden bu kadar suçlu hissettiriyor inanın bilmiyorum. Bu salgını kim başlattı nasıl bu duruma geldik ya da hep böyle miydik, bilmiyorum. Bu arada evet ‘bilmiyorum’ kelimesini kullanmakta gayet doğal ve hayatın içinden. Bilmiyorsak eğer bunu dile getirebiliriz. Bilmiyorum diyebiliriz. Bir şeyleri kanıtlamaya ve onay almaya ihtiyacımız olduğunu sanmıyorum.

Velhasıl kelam, Werther’in de gezgin ve yolcu olduğu bu dünyada, nefes almaya ihtiyacımız olduğunu düşünüyor ve yollara düşüyorum. İsteyerek ve hür irademle.

Yazar

Bir cevap yazın