İçimizdeki Kâinat

Kâinat içindeki kâinat: insan… Bir var olma mucizesi, yaşam mücadelesi. Kendi mucizesine vâkıf olamayan, kendi ufkuna ulaşamayan, zerreleri adedince güzelliği keşfedemeden, ömrünü yürüyen insan…

Durup düşünmeli bazen, kapatmalı gözleri ve saymalı dakikada kaç nefes aldığını, kaç kez göz kırptığını… Düşünceler sessizce zihninde dolaşırken aynı zamanda nasıl konuşabildiğini düşünmeli. Hızla koşup aniden durduğunda, ki bu kalbinize zararlı evde denemeyiniz, kalbinin o tempodan nasıl ritmine döndüğünü düşünmeli, üstelik kalbin eylemi elimizde değil. Nasıl oluyor da bu sistem, intizam ve itinayla işliyor, akıl edemiyor insan… Akıl erdirmeye de uğraşmıyor çoğu zaman, kendimden biliyorum. Durmalı bazen, gerçekten, dinlemeli insan içinde olup bitenleri, ruhuna işlediklerini… Dinlemeyi pek bilmiyoruz maalesef fakat bu en tabii ihtiyaç. İnsanların dinlemesini beklemeden önce, kendini dinlemeli, kendini sorgulamalı, hesaba çekilmeden hesaba çekmeli, içindeki mucizeyi.

“Geceyi ihya etmek” diye bir tabir vardır. Gecenin o huzurundan dem almaktır amaç, düşünmektir. Zihnimde cereyan ediyor bu söylem. Karanlıkta sergilediğin tavırdır, aydınlığa yapacağın şahitlik. İçindeki karanlığa takındığın tavırdır, asıl ışığını keşfetme serüvenin. Zifiri karanlıkta, aydınlık için, içine o ışığın ilham vermesi için mücadele etmeli. Düşünmeli insan, akıl etmeli… Evet çok karanlık, evet çok zor fakat zorluğun ve karanlığın keskinliği, o ölçüde doğurur güzellikleri. İnsan, bu kâinatta ayrı bir kâinat olduğunu idrak etmeye başladığında yaşamış olur. Yaşamak budur nihayetinde, anlamak içindeki kâinatı ve anlatmak yaşamanın hafife alınmayacağını…

Boğuluyoruz çoğu zaman sevgili okur, anlıyorum. “Hayat bir kalp dağdağasından mı ibaret?” diyoruz çoğu zaman. Bir kurtuluş arıyoruz, dağılıyoruz… Toparlanmaya mecali yok gibi hâlimizin zira farkında değiliz aczimizin. Cesaretliyse insan, çıksın o hâlde ruhunun ahsenine, bulsun aydınlığın kaynağını, saçsın ışığını; tüm isin, pasın, kirin arasında. Bu anlam arayışı içimizdeki kâinatta saklı, huzur denen şey kâinatı okumaktan ilhamlı…

Asrın sürüklediği bataklığa inat, yol almalı hayatın hakiki anlamına. Zorbalığın tel örgülerine inat, çiçek açmalı, sarıp sarmalı. Düşman olunan her güzelliği yaşamalı insan, okumalı yasaklanan satırları, anlamalı ötekileştirilen her insan, anlamalı ekmeksiz yaşanıp hürriyetsiz nasıl yaşanmadığını…

Yazar

Bir cevap yazın