İktisadi Darwinizme Giriş: Biyoloji ve İktisat

İktisat, suni olanı inceleme nesnesi hâline getirmesiyle pür bir bilim; abdüksiyon[1] ve tümevarım yöntemlerini benimseyerek teorik modelleri pratiğe kanalize etmesiyle bir tür zanaat; sosyal sorunlara eğilerek çözüm üretmesiyle de bir tür etik disiplini olarak karşımıza çıkmaktadır.

Günümüze kadar yaygınlığını koruyan klasik tanımlamalar bütünüyle iktisadın neliğini açıklamıştır. Oysa ifade etmesi ve tanımlanması güç olan kavramların ne olduğundan ziyade ne olmadığıyla ilgilenmek birçok kavramsal güçlüğün aşılmasında önemli kolaylıklar sağlamaktadır. Uzun bir müddet iktisat, fizik bilimlerinin metotlarını benimseyerek bireysel ilişkilerden topluma içkin olan etkileşim biçimlerine kadar her türlü evrensel gerçekliğin kanunlarını sorgulamış ve tıpkı fizik bilimlerinde olduğu gibi ön deyide bulunma çabasında olmuştur. Fizik bilimlerinin metotlarını taklit etmek suretiyle ön deyi girişiminde bulunan ve böylelikle yumuşaklığını gidermeye çalışan iktisat, kendini aşılamaz güçlüklerden ibaret engellerle karşı karşıya bulmuştur. “Çünkü iktisat bir doğa bilimi değildir.”

Bu yazımda iktisadın neden bir doğa bilimi olmadığını bilimlerin en temel karakteristiklerini baz alarak inceleyeceğim. Ardından biyoloji ve iktisat arasında belli analojiler kurarak yazımı nihayete erdireceğim.

Bir Trendler Silsilesi Olarak İktisat

Doğa bilimleri belli yasalara sahiptir. Nitekim bu yasalar nicel gözlemler doğrultusunda desteklenen ve zaman-mekân uzayında geçerliliğini koruyan evrensellik prensibiyle hareket alanı kazanmıştır. Oysa iktisat başta olmak üzere sosyal bilimlerin tamamı “tarihsel olanın” koşullarıyla ilgilenmektedir. Başka bir ifadeyle fizik bilimleri gözlemlenebilen olayların “nasıllığı” üzerine eğilirken, iktisat gibi zaman-mekân bağlamında evrenselliğini izhar edemeyen sosyal bilimler olgu ve olayların tarihsel olarak “ne olduğuyla” ilgilenmektedir. Bu nedenle iktisat muayyen evrensel yasalardan ziyade belli trendlere sahiptir.

Açıklama gücünü çeşitli yöntemler eşliğinde son birkaç yüzyıl içerisinde akılalmaz boyutlara taşıyan iktisadi analiz, ele aldığı sorunların sonuçlarını ancak tescil edilebilen modeller üzerinde izah edebilmiştir. Bunun ötesinde zamandan münezzeh, olgu bazlı evrenselliği yüksek bir kuram ortaya koyamamıştır. Çünkü tescil edilebilen modeller ancak belirli paradigmaların sonucunda ortaya çıkmaktadır. Bu paradigmalar ise duruma ve sürece bağlı sosyolojik ekosistemin koşulları ölçüsünde değişkenlik arz etmektedir. Oysa malumdur ki yasalar, tescil edilmesinden ziyade apriori olarak güçlü izahat yeteneğine sahiptir. Bu nedenle paradigmaya içkin tescil edilebilen ve trendler doğrultusunda değişkenlik arz eden iktisadi çıktılar, evrenselliğini yasalar boyutunda ispat eden doğa bilimlerinden oldukça farklıdır. Bu farklılık literatürde sert ve yumuşak bilimler olmak üzere karmaşık bir dikotomi tartışmasına yol açmıştır.

Ancak doğa bilimlerinin hepsi aynı yöntemlerle belli doğal olayları açıklayamazlar. Örneğin biyoloji tıpkı iktisatta olduğu gibi tarihsel olanla ilgilenmektedir. Bu açıdan biyoloji, trendler üzerinden içsel dönüşüm yaşayan iktisat bilimine epey yakınlık göstermektedir.

Bununla beraber belirtmek gerekir ki, iktisadi gözlem uzayının yasalarla açıklanamayışı onun yanlış ve izahat gücünün yetersiz olduğunu göstermez. Çünkü bilimsel metodolojide sosyolojik yasalar her ne kadar tarihsel ve mekânsal düzlemde değişkenlik arz etse de, ortak bir ussal düşüncenin var olması nedeniyle genelgeçerliğini muhafaza etmektedir. Bir örnek üzerinden izah etmek gerekirse toplumsal dinamiklerin değişkenlik göstermesi nedeniyle her sosyolojik olguya karşı geliştirilen refleks, evrensel düzeyde aynı olmayacaktır. Ancak ortaya çıkan sonuçlar nezdinde geliştirilen politikaların ussallığı, her yerde geçerliliğini koruyacaktır.

Veriye Karşı Tepkisellik (Reflexivity)

İktisat gibi sosyal bilimlerin evrensel yasalara sahip olmadığı, ancak genelgeçerliliğe sahip olabileceği iktisada içkin paradigmalar doğrultusunda oluşan trendlerle izah edildikten sonra, verilere karşı öne sürülen tepkisellikten bahsetmekte yarar vardır.

Doğa bilimlerinde ajanlar ampirik gözlemler sonucunda elde ettikleri verilere karşı duyarsızdırlar. Gözlemleyen ajanın gözlem esasında pasif kalışı güçlü bir ön deyi imkânı sunmaktadır. Oysa sosyal bilimlerde verilere karşı duyarsız kalmak mümkün değildir. Ajanlar, bireysel ya da toplumsal bazda verilere müdahale eder ya da onları manipüle ederek değiştirirler. Dolayısıyla istatistiksel olarak hata payları ajanların verilere karşı aktif konumundan ötürü sosyal bilimlerde oldukça fazladır. Bu durum iktisat başta olmak üzere makro ölçekte sondaj yapan tüm sosyal bilimler dalında ön deyi kabiliyetini kısıtlamaktadır. Söz konusu gerçeklik, sosyal bilimlerde Kendi Kendini Gerçekleştiren Kehanet (Self-Fulfilling Prophecy or Pygmalian Effect) adı altında incelenmektedir. Örneğin, enflasyon verilerinin açıklandığı dönemlerde ekonomik ajanlar bu verilere karşı pasif kalmak yerine geleceğe dair beklentilerini güncellemeyi daha rasyonel bulmaktadırlar. Bu durum gelecekteki enflasyon beklentilerini etkilemektedir. Böylece bireylerin döngüsel tepkileri geleceğe ilişin ön deyi kabiliyetini daraltmaktadır.

Öte yandan sosyal bilimlerdeki ön deyi becerisinin zayıflığını toplumsal süreçlerin stokastik yapılarıyla da izah etmek pekâlâ mümkündür. Nitekim doğa bilimlerinde olduğu gibi önceden kestirilebilen deterministik süreçler, sosyal bilimlerde yerini stokastik zaman serilerine bırakmaktadır. Bu belirsizlik altında karar almayı beraberinde getirir. Ancak karar almak ve tercihleri ordinal boyutta nicelendirmek için verilere ihtiyaç duyulmaktadır. Verilere duyulan ihtiyaç ise yukarıda bahsedilen döngesellik sorunuyla yeniden tanımlandığında öndeyi becerisindeki eksikliği bir kat daha artırmaktadır.

Bu açıdan bakıldığında her ne kadar fizik bilimlerinde ön deyi kabiliyeti oldukça yüksek olsa da doğa bilimlerinin tamamında aynı durum geçerli değildir. Örneğin biyolojide çevresel koşulların sürekli olarak değişkenlik göstermesi nedeniyle gelecekte canlıların ne şekilde evrimleşebileceğine dair öndeyiler oldukça kısıtlıdır. Bu minvalde biyoloji de tıpkı iktisatta olduğu belli varsayımlar üzerinden gelecek senaryoları hazırlamakta ve belli koşullar altında evrimsel seyrin ne yönde cereyan edebileceğine dair kompütasyonel modeller geliştirmektedir. Bu açıdan bakıldığında biyoloji ve sosyal bilimler arasında güçlü benzerlikler ve analojiler kurmak mümkün hâle gelmektedir.

İktisadi Darwinizm

İktisat tıpkı biyolojide olduğu gibi insanın doğayla ve doğal olanla ilişkisini incelemektedir[2]. Dolayısıyla iktisadın evrim geçirmesi için insanla doğa arasındaki ilişkinin evrim geçirmesi gerekmektedir. Söz konusu ilişkinin evrim geçirmesi için ise taraflardan en az birinin evrim geçirmesi yeterlidir. İnsan ve insani olanın değişkenlik göstererek sonraki nesiller nezdinde kalıtsallık yaratması durumunda insan ve genel anlamda insani olan her şey evrim geçirmektedir. Aynı şekilde toplum olarak tarif edilen doğa ve doğal olan ise toplumların yeni kurumsal dönüşümler sonucunda sonraki nesiller üzerinde aktif bir rol oluşturmasıyla toplumsal evrimden bahsedilebilir. Eğer her iki taraf da evrimsel süreçle ilişkilendirilebiliyorsa insan ve doğa arasındaki etkileşim ve ilişki kurma biçimleri de evrim geçirmektedir. Tüm bu önermeler doğrultusunda iktisadın evrimle güçlü bir yakınlık kurduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

Sonuç itibarıyla iktisat ile biyoloji arasında güçlü benzerlikler bulunmaktadır. Bu benzerlikler trendler ve ön deyi sorunsalı üzerinden apaçık tezahür etmektedir. Dolayısıyla iktisat ve biyoloji arasında sembolik analojiler kurmak pekâlâ mümkündür. Bu serinin devamı olarak yazacağım daha sonraki yazılarımda bu analojilerden bahsederek evrimsel iktisada dair çeşitli fikirlerden söz edeceğim.

İktisatlı kalınız…

Başvurular:

DOSI, G.; RICHARD R. N. (1994) “An Introduction to Evolutionary Theories in Economics”, Journal of Evolutionary Economics, 4, 153-172.

Eren, E(2018) “Bilim ve İktisat”, Yıldız Social Science Review, 1-18

Gökten, K(2006) “Evolution Idea in Economics and Technology Approach of Evolutionary Economics”, Akdeniz Journal, 24-44


[1] Heptengelim. Meraklısı için https://www.merriam-webster.com/words-at-play/deduction-vs-induction-vs-abduction#:~:text=The%20third%20method%20of%20reasoning,the%20information%20that%20is%20known.

[2] Elbette her iki disiplini bu şekilde tanımlamak mümkün değildir. Zira her iki alanda tanımlanması epeyce güç bilgi kümelerinden ibarettir. Ancak tanıma ilişkin fertleri tasvir etmek için konformizme başvurmak konumuz nezdinden oldukça yararlıdır. Ayrıca burada doğadan kasıt toplumsallıktır. Biyoloji ve fizik bilimlerinin doğası çevre iken, iktisadın doğası toplumdur.

Yazar

Bir cevap yazın