İş Sanat’ın “Bulut Bulut Üstüne” Konseri Ve Pandemi Sonrasında Konser Kayıtları

Sizlere İş Sanat tarafından 6 Şubat tarihinde yayımlanan harika bir konseri yazmak istedim bu hafta. Çünkü bu sadece bir konser kaydı değil, bir rehabilitasyon. Ayrıca konser kayıtları ne olabilir onu da konuşalım yeri gelmişken.

BULUT BULUT ÜSTÜNE

Adını konserde de seslendirilen Giresun türküsünden alıyor konser. İçinde Kırım’dan ve daha nerelerden türküler var bu konserin. Cengiz Özkan var ki onu öve öve bitiremem zaten. Ve Oğuzhan Balcı var.

Oğuzhan Balcı, bana kalırsa bir senfoni orkestrasını bize ait hissettirebilen en büyük bestecimiz. O “Batılı” bir orkestrayı alıp Türkleştirmiyor veya “Türk halk ezgilerini” alıp Batılılaştırmıyor. Onun çalışmaları bana bizim müziğimiz gibi geliyor. Bizim kemanımız, bizim sazımız. Bizim yaylı çalgılar dörtlümüz, bizim piyanomuz. Bizim derken de doğup büyüdüğümüz yerdekilerin, hane halkının. Öyle inşa edilmiş cumhuriyetin, ideolojik Anadolu’nun değil, bayağı kapımızın önü olan bizim. Yani belki de saz söz melodi değil, Balcı’nın müziği (düzenlemesi) bir Batılı için yer yer yabancı olabilir.

Bu yüzden zaten bu konseri dinlemenin bizi iyileştireceğine inanarak bugün burada yazıyor ve öneriyorum. Elbet ben Balcı ve Özkan’a son derece hayranım. Ancak bu sadece bu konserden haberdar olmamı sağladı. Bu yazıyı yazmamın, bu övgü dolu sözlerimin tek sebebi konser kaydının kendisidir.

Yine internetin nimetleriyle sözü fazla uzatmama gerek kalmıyor, size doğrudan konser kaydını sunuyorum. Tanıtım yazısı icracıları videonun açıklama kısmında mevcut.

Şahsen konserler hakkında tecrübeler yazmanın habercilerin işi olduğunu düşündüm hep. Zira olmuş olan bir olay anlatılıyor konserler hakkında yazıldığında. Nitekim pandemi, müzisyenleri soktuğu berat hâlin dışında müzik adına olumlu anlamda bir dönüşüm yaşattı. Eskiden arşivler için kaydedilen ve sadece katılımcılarına özel bir deneyim olan birçok canlı dinleti dijital platforma, yüksek kalitede ses ve görüntü imkânlarıyla aktarılmaya başlandı.

Bu konserler artık icra edilirken kayıt için icra ediliyor. Görüntüsünden sesine her şey ortaya bir ürün koymak adına yapılıyor. Dönüp tekrar bakılabilecek, parçalarına ayrılarak tüketilecek bir ürün, bir klip, bir film, bir albüm olup bize sunuluyorlar.  Bunun iyi ve kötü yanlarını tartışmak bir kenara dursun şimdilik. Konserlere olan özlemlerimiz de bir kenara dursun. Biz canlı performansların kaydedilmesiyle artık son 70 yılda bilgisayar hileleri ile kes yapıştır bir müzik değil, yüzyıllarca yapılan gerçek müziği dinliyoruz.

Bana kalırsa buna ihtiyacımız vardı, günümüzde dijital sesleri iyice kanıksamışken şunu unutuyorduk: İnsanın bir enstrümana dokunuşu, ondan sesi çıkarışı, yeteneğini sergileyişi hatta hatalar yapışı ile üretilen ses insanın insana dokunmasını sağlıyor. Bu zor günlerde buna çok ihtiyacımız var. Evlere kapandığımız şu zamanlarda birbirimize en insani biçimde dokunmaya ihtiyacımız var. Ve işte konser kayıtları ses ve görüntüye eklenen yoğun duygular ile birçok insanın bir arada sunduğu birliktelik ile bize gerçekten dokunabilmeyi başarıyor. Bu nedenle birçok konser salonu, sanat vakıfları ve sponsorların yaptığı tüm müzikal faaliyetleri önemsiyor ve takdir ediyorum. Takip etmek ise pek mümkün olmuyor maalesef. Fakat seyircisiz olarak gerçekleştirilen bu kayıtların konserlerin yerini aldığını görüyoruz. Bu kayıtlar örneğin sadece 1 kez izlemek için de satılabiliyorlar. Bazıları internette ücretsiz olarak sunuluyor, bazıları ise bir albüm gibi satılıyor. Ancak bunu televizyonlar için sunulan konserlerden ve radyo kayıtlarından ayırmamız gerekiyor diye düşünüyorum. Bu ikisinin bir karışımı durumunda. Dinleyiciden arındırılmış bu etkinlikler hâlâ birer dinleti ve konser ancak ses kaydından farklı olarak görsel bir sunuş aynı zamanda. Kayıtlar stüdyolarda değil yine konser salonlarında yapılıyor. Yani dinleyici mekânı hissetmese de icracılar hissetsin diye özel bir çaba var. Sahne kuruluyor ses için her şey canlı performansa göre düzenleniyor.

Benim gibi fütürist, kimi zaman anarşist çizgide duran kimseler için yeni bir dünyanın kapıları aralanıyor bu çalışmalarla. Zaten olacak olanı pandemi hızlandırdı. Aslında ben burada biz dinleyiciler için değil müzisyenler için bu yeniliği tartışmak istiyorum ve müzik icrasının felsefesi üzerine yeni sorular sormak istiyorum.

Bu konser kayıtları artık sadece dinleyici için çalınmıyor. Artık seyirci için de çalınmıyor. Yani bu ne radyo üzerinden müziği sunmak ne televizyon veya sinema imkânlarıyla bir müzik dinletisini aktarmak ne de ortaya güzel görseller sunmak. Bugün pandemi nedeniyle bu konserler, konsere gidemeyen kişilere hitap etmekle kalmıyor, konsere gitmeyi de dijitalleştiriyor. Yani artık örneğin mesele Metalica, Bach, Taylor Swift ya da Tiesto (vb. konser kayıtları olan isimler) dinlemek değil sadece. Mesele Carnegie Hall konserini dinlemek, Cemal Reşit Rey sahnesindeki müziği dinlemek.

O zaman şöyle bir soru düşüyor benim aklıma. Acaba müziği icra eden kişiler mekânın hissiyatını yansıtmak için özel bir çaba sarf ediyor mu? Bundan sonra bu amacı güden konser kayıtlarıyla beraber, artık icracılar yeni bir bağlamda değerlendirilmeye başlanabilir mi?

Bu soruyu sadece sorup kaçmak yerine çok kısa bir şekilde bir patika çizmek istiyorum. Örneğin Sofar gibi seyircili kayıtlar veya Joytürk Akustik ya da NPR Tiny Desk Concert gibi konser kayıtlarıyla birtakım dijital dinletileri görüyorduk. Örneğin Sofar, bir evin bir odasında, sakince bir ortamda şarkıların sunulduğu bir içerikken Joytürk Akustik bunu seyircisiz yapıyordu. NPR ise seyircili ve kesintisiz bir performans içeriyordu. Pandemi ile bu yayın yöntemleri aynen kullanılarak konserler yayımlanmaya başladı. Ancak sonraları sanatçılar evlere konuk olmaktan ziyade evlerine bizi davet eden bir samimiyeti benimsemeye başladılar. Bana kalırsa pandemi ile konser kayıtları sundukları müziğin ötesinde, yalnız hissetmesinler değil de daha burada hissetsinler diyen sanatçıların elinde yeni bir biçim kazanacak. Performans pratikleri içinde mekânın aktarılması gibi bir şey söz konusu olacak bu sanal gerçeklik olmaktan öte müzik icrası içinde de şekillenecek. Belki henüz bu soru sorulmuyor, bu dikkate alınmıyor, ancak görüyor ve hissediyorum ki bazı müzisyenler ve/veya bu konser kayıtlarını hazırlayanlar böyle kaygılar hissediyorlar. Şimdiden bunun üzerine tartışmalara başlansa iyi olur diyorum. Keyifli dinlemeler, sağlıklı günler dilerim.

Yazar

Bir cevap yazın