Karalanan Müzik

Kapak Fotoğrafı: Simon NOH
Sinsa-dong, Seoul, South Korea

Müzik bahsinde en ilgi çekici yanlardan bir tanesi, müziğin akla gelen halinin aksine hiçbir araç ve gerece ihtiyaç duymamasıdır. Bir kişi ellerini çırparak ve sesini kullanarak neredeyse istediği her müziği üretebilir. İnsanın bu konuda ne kadar kabiliyetli olduğunu görmek için aşağıdaki kayda bir göz atarak yolculuğumuza başlayalım isterseniz.

Bobby McFerrin’in tüm sesleri bizzat bedenini kullanarak kaydettiği bu harika parçada da gördüğümüz gibi müzik için temelde insanın hiçbir araca ihtiyacı yoktur. Müzik, sesi işleyen bir sanattır ve insan bilinçli sesler üretmekte son derece yetkin bir canlıdır. Bu sebeple plastik sanatların tümünden ayrılan bir başka yönü de bu aracısız yanıdır.

Bu işin bir başka okuması şu biçimde de yapılabilir. Malzeme ihtiyacı olmaksızın yapılabilen bir sanat olarak “müzik”, üretilmesi için hiçbir engele maruz kalmaz, kalamaz. Bu açıdan diğer sanatların aksine müzik asla iktidarın elinde şekillendiği biçimiyle korunup saklanmaz. Her zaman muhalif bir yanı ile varlığını sürdürür. Örneğin Rönesans ressamları ellerine verilen çok kısıtlı boylar ile eserlerini hazırladılar. Aksi biçimde ürettikleri şeyler ise kolay yok edilebilirdi. Fakat bir müzisyen için böyle bir hikâyeyi duymanız mümkün olmaz, daha doğrusu olmazdı diyelim. Zira tarih müziği bu asi tarafından ötürü binlerce yıl yadsıdı. Gerçekten müziğin tarihini yazmak, müziği anlamak bugün ancak geçmişe gidebilecek bir zaman makinesi ile mümkün ya da geçmişteki sesleri kaydedebilen bir ses kayıt cihazıyla… Sosyal bilimlerde hangi alan olursa olsun müzik ıskalandığında ortaya çıkacak çalışmanın büyük eksikler barındırdığını söyleyebiliriz.

Şimdi, “Karalanan Müzik” diye kast ettiğimiz şeyin ne olduğu artık net bir çerçeveye oturtulmuş durumdadır. Tarihin karanlığında yok olan müziktir bu elbette. Ancak hadi buradaki “Kara” lafını alarak yakın geçmişte ve bugün hala müzik üzerinde yapılan ırkçı bir karalama kampanyasını ele alarak işleri sürdürelim ne dersiniz?

Bir blues ilahı olan Son House’un, harika öğütler barındıran sözleri ile seslendirdiği mükemmel kaydı bizi Amerika’nın güney eyaletlerine götürüyor ve zamanı biraz geriye sarıyor. Siyahlar çok uzaklardan Kara Kıta Afrika’dan büyük zulümler ile geldikleri bu topraklarda kan ter içinde çalışıyor. Yüzlerce yıldır buradalar, öteki ve aşağı görülüyorlar. Çapa sallıyor, çekiç vuruyor, pamuk topluyor ve kırbaç yiyorlar. Çarpışan nesnelerin çıkardığı o ses…

Siyahilerin hem Afrika’daki kökenleri hem Amerika kıtasında tanıdıkları müzikler bir biçimde ritim ile ilgilidir. Hatta sözlü gelenekleri içinde geliştirdikleri tekerlemeler ve sözler tek başlarına ritmik bir unsur içerir. Ancak Amerika da davul siyahiler için yasaklı bir enstrüman olmuştur. Kölelerin isyan girişimlerinde ritmik vuruşları bir haberleşme aracı olarak kullandıkları birkaç girişim sonrası siyahilerin davulları kan dökülerek silinmiştir.

Ancak söylediğimiz gibi enstrümanın yasaklanması demek müziğin yasaklanması demek değildir. Onların içindeki ritmi atmak da mümkün değildir. Siyahilerin müziği şu veya bu şekilde ritim tabanlı bir müziktir. Örneğin zengin ritimleri ile mükemmel bir caz davulcusu ve Max Roach’a kulak kabartalım:

Ve şimdi Karalanan müziğin içindeki ritimden lafı bugüne getirelim.

Bugün Amerika’da ritim ve ritmik sözlere dayanan RAP (rhythmic african/american poetry) müzik icracıları halen bir sebeple tutuklanıyor. Bu müziği icra eden dünyanın çeşitli ülkelerindeki müzisyenler de sırf sözlerin içeriğinden ötürü böyle suçlamalara maruz kalıyor, hapse atılıyor. Ülkemiz de bu gelişmelerin dışında değil elbette. Özellikle popüler olmayan ve ana akımın dışında kalan birçok rap müzik sanatçısı hapisler yatıyor ve davalarla boğuşuyor.

Zamanın yutuculuğu ile karanlığın içinde yok olup giden onlarca müzik ve müzisyenden bilinir olanların çoğu ya iktidarın yakınında olduklarından ya da dönemlerinde çok tüketilen popüler kimseler olup iktidarla pek ters düşmediklerinden varlık gösterebildiler. Onlar bugün adlarını hala bildiğimiz bir yerde dururken diğer yanda bir sürü müzisyen silinip gitti. Üstelik silinip giden müzisyenler asıl bizim şarkılarımızı söyleyenlerdi. Asıl bize ait olan müzisyenler de onlardı.

Pandemi nedeniyle sadece Türkiye’de 100’den fazla müzisyen intihar etti. Popüler müzisyenler evlerine, stüdyolarına kapanıp dünyaca ünlü prodüktörlere yeni şarkılar sipariş ederken birçok müzisyen ailelerini geçindirmenin bir yolunu aramaktaydı. Birçoğu bulamadı. Bulamamakta…

Yazar

Bir cevap yazın