Karantinada Bizden Beklenen: Üretkenlik

Bir yılı aşkın süredir evlerimizde kapalıyız. Covid-19 adlı virüs sebebiyle hepimizin hayatı zorluk içinde geçiyor. Birçoğumuz yakınlarını, işlerini, hayatlarını kaybetti. Özgürlüğümüzün ne kadar değerli olduğunu bu zamanda çok iyi fark ettik. Nefes alabilmek, dışarı çıkabilmek, işe/okula gidebilmek artık birer lüks hâline geldi.

İlk vaka duyurulduğunda bunun yalnızca birkaç hafta süreceğini düşünüyorduk. Okulumuza, işimize geri dönebilme umudu içindeydik. Şimdilerde ise hayatta kalabilmek dışında bir şeyler düşünemiyoruz. Nasıl para kazanacağız? Nasıl akıl sağlığımızı koruyabileceğiz? Üstelik böylesine bir zamanda günlük yaşantımıza devam etmemiz bekleniyor. Saat kavramını kaybettik. “Bugün günlerden neydi?” diye düşünüp duruyoruz. Her sabah kalktığımızda yeni bir kararın yürürlüğe girdiğini görüyoruz. Biz dışında her şey akıp gidiyor. Evlerimizin camlarından yaşamın döngüsünü izliyoruz. Bahar geldi mesela bir ay önce. Sahi, biz bunu anlayabildik mi?

Mesela bu dönemde kendimden bahsedeyim. Karantina başladığında on yedi yaşındaydım. Üniversiteye hazırlanıyordum. Hayatımdaki problem yarın kalkınca çözeceğim denemeydi ya da stresimin sebebi gideceğim üniversite, okuyacağım bölüm hakkındaydı. Bir ay sonra on dokuz yaşıma gireceğim. Bu dönemde birçok akrabamın aramızdan ayrılışına tanık oldum. Benim için kıymetli olan birisini, anneannemi, kaybettim. Nisan ayına denk gelmişti. Üniversite sınavı öncesi yaşayabileceğim her türlü acı olay art arda geliyordu. Yeme bozukluklarım başladı. Bir yılda on kilodan fazla vermiştim. Bir de üstüne sınavımın ileri tarihe ertelenmesi ile bir umut yakalar gibi olmuştum. Bu da fazlasıyla kısa sürdü. Şimdilerde ise sağlığım dışında bir şey düşünemiyorum.

Kişisel problemlerimiz dışında üzerimize eklenen bu kadar sorumluluğa, gündeme ve hayata nasıl yetişeceğiz? Bir yıllık gibi bir süreyi nasıl geri kazanacağız? Tüm bunları düşünerek günlerimi geçiriyorum. Tükenmişlik sendromu hepimizi esiri altına almaya başladı.

Başlıkta da bahsettiğim gibi bu dönemde nasıl üretken olacağız? Bizlerden beklenen bu değil mi? Maslow’un piramidini göz önüne alalım. En alttan en yukarıya kadar ihtiyaçlarımızı görüyorsunuz. Tamamladığımızda kendimizi gerçekleştirmiş oluyoruz. Beş yapılı piramidin en altında yer alan ilk ihtiyaç fizyolojik ihtiyaç. Fizyolojik ihtiyaç kısmı nefes alma, yemek, su, boşaltım, cinsellik, uyku ve sağlıklı bir metabolizma ile başlıyor.

Gündelik yaşamında bile bu kısmı atlayamayan insanların böylesine bir zamanda parasızlık ve işsizlikle boğuştuğunu unutuyoruz. Öğünlerimizi atlıyoruz. Uyku düzenimiz bozuluyor. Yarın kalktığımızda yetişmemiz gereken bir yaşam yok. Okullar böylesi bir durumda anlayışlı olmak istemiyor. Ders saatleri öylesine karmaşık ki akşam yemeği saatlerinde yeni bir dersiniz başlıyor olabilir. Sabahın köründe bir sınava girecek olabilirsiniz. Üst üste dolu ya da boş bir takviminiz olabilir. Dengeli dağıtılmamış ders programları ve yüklenen onca ödev söz konusu. Dışarı çıkamadığınız ve spor salonlarına gidemediğiniz için hızla kilo alıyor olabilirsiniz. Evde tek başınıza egzersiz yapacak isteğiniz olmayabilir. Sağlığımız gün geçtikçe kötü bir hâle geliyor.

Diyelim ki bunları hallettiniz. Peki, o zaman ikinci basamağa geçelim.

Kendinizi şu günlerde güvende hissediyor musunuz? Sokağa çıkarken iki defa düşünüyor musunuz? Yanınızda kendinizi savunabileceğiniz araç-gereç taşıyor musunuz? Cevabınız evet ise o kadar da güvende değiliz. İnsanlar kendilerini rahat hissetmek ister. Güvende olabileceğimiz yer sadece evimiz olmamalıdır.

Oysa haberlerde bu durum hiç de öyle değil. Her sabah kadın cinayetleri, hayvan ve çocuk istismarı ile uyanıyoruz. Alım gücü düşük, ekonomi kötü, dolar fırlıyor. İlk kısmı tamamlamışsanız bile bu kısımda kalıyoruz. Kendimizi güvende hissetmiyoruz. Mutlu değiliz. Kapanılan evlerde daha duyulmayan ne kadar şiddet, taciz olayları var bilmiyoruz. Gerçi bilsek bile bir şeylerin değiştiğini sanmıyorum. Suçlular ceza alamıyor yanına adeta kâr kalıyor, mağdur olan mağdurluğu ile kalıyor. Seslerimizi çıkaramıyoruz. İster istemez bu durum psikolojimizi etkiliyor. Günlük yaşamınıza devam etmenizi zorlaştırıyor.

İhtiyaç listemizin üçüncü kısmı aile, sevgi, mahremiyet ile devam ediyor. İnsanın sosyal bir varlık olduğunu biliyoruz. İlişkiler kuramadan ve sosyalleşemeden hayatına devam etmesi zorlaşıyor. En büyük sosyalleşme alanlarından birisi olan okullar kapatıldığında gençler için sancılı bir süreç başlıyor. Sadece gençler mi? Yaşlılar da aynı şekilde kahvehanelerde, çimlerde, parklarda nefes alabiliyor, iletişim kurabiliyordu. Evden çıkamadan, ihtiyaç göremeden yaşamlarına devam ediyorlar. Hastalık bulaştırmamak için kaç ay ailenizi görmediniz?

Bir de ailesini gören ama iletişimi olmayanlarımız var. Aynı odadasınız fakat konuşamıyorsunuz. Ortak bir şeyleriniz yokmuş gibi geliyor. Oysa bu kişi benim annem ya da babam değil mi? Nasıl böylesine birbirimize yabancılaştık. Kimsenin kimseye tahammülü kalmadı. Yanlış anlar, anlaşılır olduk. Sınırların bu kadar belirgin çizgilerle çizildiğini görmüyor musunuz? Ait hissettiğimiz yerde değil bedenlerimiz. İletişim kurmak zor. Yazılı iletişim sözlü iletişimin yerini tutamıyor. Duygularımızı karşı tarafa hissettiremiyoruz. Emojiler kendimizi anlatabilmekte yeterli gelmiyor.

E hâliyle tüm bunların üzerine kendimizi öz güvenli, öz saygılı göremiyoruz. Neyi başardık ki bu sürede? Ne yaptık? Bir yıl boyunca sadece yattık. Kendimizi geliştirmedik. Günde on beş dil öğrenmedik, spor yapmadık, bin sayfa kitap okumadık (!).

Önümüzdeki on sekiz günlük tam kapanmada yine bunlar dile gelecek. Başlangıçta birçok söz vereceğiz. Yapılacaklar listesi hazırlayacağız. Gerçekçi olmayan hedefler koyacağız. Bittiğinde ise neden başarısız olduğumuzu düşüneceğiz.

Kimse bizi böylesi olağanüstü bir durumda suçlu olarak gösteremez. Seçmediğimiz bir durumdan dolayı sorumlu tutulamayız. Üretemeyebiliriz. Her zamankinden daha çok başarısız olabiliriz. Birbirimiz üzerinde gerçek olmayan beklentiler oluşturmak yıpranmaktan başka bir şeye sebep olmuyor.

Aksine kötü günlerin geçebilecek olduğunu göz önüne almalıyız. Kabullenmeliyiz. Bir yıllık sürenin bizden gittiğini ve geri gelmeyeceğini bilmeliyiz. Çözüm odaklı ve gerçekçi bir şekilde yüzleşmeliyiz. Ağırdan almalıyız. Her şeyi bir günde hâle yola koyamayacağız. Hayat fazlasıyla hızlı akıyor doğru ama yetişebiliriz. Yaralarımızı onarmaya çalışıyoruz. Destek olmalıyız. Fiziksel sağlığımız kadar ruhsal sağlığımız da önemli. Gerektiğinde bir uzmandan yardım almaktan çekinmemeliyiz. Bir temel oluşturmadan bina atamayacağımızı unutmayalım. Temel ihtiyaçlarımızı hallettiğimizde üretebilme yeteneklerimiz geri gelecektir.

Tüm bu kötü günleri en kısa sürede en az zararla atlatabilmek dileğiyle…

Yazar

Bir cevap yazın