Kripto Ekonomi: Merkeziyetsiz Finans(DeFi) ve Finansal İstikrarsızlık

Son zamanlarda giderek yaygınlaşan ve ekonomik ajanların ilgisini cezbeden kripto varlıklar, Blokzincir dünyasının yalnızca belli bir kısmını teşkil etmektedir. Açık kaynak kodlu yazılımlar sayesinde gerekli donanıma sahip her birey zincir üzerinde projelerini gerçekleştirebilmekte ve diğer ajanların katılımını sağlayabilmektedir.

Blokzincirin iktisadi düzlemdeki yansımaları üzerine dile getirilmesi gereken elbette birçok mesele var. Ancak özellikle Merkeziyetsiz Finans(DeFi) projelerinin yaygınlık kazandığı şu günlerde çeşitli platformlar üzerinden Merkeziyetsiz Finans’a yönelik kaleme alınan içeriklerin epey sıkıntılı olduğunu düşünmekteyim. Bu yazımda öncelikle söz konusu kavrama ilişkin gerekli tanım ve tasvirleri dile getirdikten sonra finansal sistemin işleyişi açısından önemli bir istikrarsızlık kaynağı olarak gördüğüm belli özelliklerini vurgulamaya çalışacağım.

Blokzincir ağları üzerinde konumlanmış Merkeziyetsiz Finans, öz itibarıyla herhangi bir merkezî otoriteye yahut üçüncül partiye ihtiyaç duymadan kullanıcılar arasındaki finansal etkileşimi sağlayan, yüksek ölçekli şeffaflığı ve izne tabi olmayan, doğası gereğince herkesin katılım ve denetim sağlayabileceği finansal hizmetler ekosistemidir.

Malumdur ki geleneksel finans sistemi fon talep edenler ile fon arz edenler arasındaki bağlantıyı sağlamaktadır. Bu açıdan değerlendirildiğinde finansal kurumlar, ekonomik birimlerin ihtiyaç fazlası atıl fonlarını toplamakta ve bu fonları yararlanmak isteyen birimlere ileterek farklı kişi ve kurumlar arasında aracılık hizmeti sağlamaktadırlar. Elbette finansal kurumlar alışılageldiği şekliyle konvansiyonel aracılık hizmeti dışında sistem içerisinde sair işlevlere de sahiptir. Örneğin bu aracı kurumlar riskin farklı birimler arasında dağıtılması, ihtiyaç dahilinde likiditenin sağlanması ve finansal bilginin temin edilmesi gibi işlevlerle de sistemin kendi içerisindeki devamlılığını sağlamaktadır.

Oysa Blokzincir teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte yaygınlık kazanan Merkeziyetsiz Finans, geleneksel finansal sistemden farklı olarak ismiyle müsemma bir işleyiş biçimi sunmaktadır.  Merkeziyetsiz Finans sayesinde sahip olduğu varlıkların kontrolünü elinde bulunduran kişi ve kurumlar P2P(eşler arası) ve Merkeziyetsiz Uygulamalar(Dapp) üzerinden kredi alışverişlerinin yanında diğer birçok işlemleri yürütebilmektedirler. Elbette bu açıdan değerlendirildiğinde uygun toplumsal mutabakatların sağlanması durumunda geleneksel finansal sisteminin kökten değişimi Merkeziyetsiz Finans ile birlikte mümkün gözükmektedir. Ancak söz konusu değişim ve dönüşüm birtakım kripto para müdavimlerinin ve bazı dijital içeriklerinin dile getirdiği kadar öngörülebilir ve şeffaf değildir. Özellikle son dönemlerde hızlanarak türeyen bazı dijital ve matbuat yayınlar geleneksel finans kuruluşlarının yıllardır serbest piyasa ekonomisi çerçevesinde sunduğu dayatmaları dile getirerek Merkeziyetsiz Finans’ın daha eşitlikçi ve demokratik yönlerini parlatmakta ve finansal katılımın ehemmiyeti üzerine söylevler inşa etmektedirler. Ancak konu hiçbir biçimde finansal istikrar penceresinden ele alınmamaktadır. Oysaki iktisadi kriz literatürünün önemli bir kısmı, finansal sistemin işlevlerine değinerek istikrar çerçevesinde borç alışveriş ilişkilerinin kapsamını belirtmektedir. Bu işlevlerden birisi ise finansal aracıların asimetrik bilgi maliyetlerine karşı önemli bir tampon vazifesi görmesidir. Elbette konu yalnızca asimetrik bilgi maliyetleri çerçevesinde değerlendirilmemelidir. Ancak ademimerkezi sistemin ne yönde muhtemel krizlere yol açacağını algılamak için yeterli bir soyutlama olarak kabul edilebilir.

Asimetrik Bilgi Maliyetleri: Ters Seçim Sorunu

Öncelikle asimetrik bilgi maliyetlerinden söz etmekte yarar vardır. Asimetrik bilgi maliyetleri esas itibarıyla Ters Seçim(Adverse Selection) ve Ahlaki Risk(Moral Hazard) olmak üzere iki kısımdan ibarettir. Ters Seçim sorunu alacaklı pozisyonunda bulunan kişi ve kurumların sahip oldukları fonları yatırıma dönüştürmeden evvel yatırım yapacakları kişi ve kurumların kredibilitesini doğru bir şekilde analiz edemediklerinde ortaya çıkmaktadır. Basit bir senaryo üzerinden izah etmek gerekirse, elinde fon fazlası bulunup borç vermek isteyen A kişisinin söz konusu fona ihtiyacı bulunan B ve C kişisi arasında doğru bir şekilde risk tespiti yapamaması durumunda, kaynaklar yanlış taraflarca kullanılmış olacak ve Ters Seçim sorunundan kaynaklı birtakım bilgi maliyetleri meydana gelecektir.

Finansal piyasalarda riski yüksek kredi talep edenlerin düşük riskli kredi talep edenlerden ağırlık itibarıyla fazla olmaları durumunda kredilerin geri dönmeme ve temerrüde düşme olasılığı epey yüksektir. Bunun yanında düşük riskli olup da borç almak isteyen kişi ve kurumlar faizlerin yüksek olması durumunda taleplerini kısacaklardır. Öte yandan aynı hadise yüksek riskli ekonomik birimler için geçerli değildir. Nitekim yüksek riskli birimlerin kredibilitesinin zayıf olmasının bir nedeni mevcut fonları reel ekonominin verimsiz sahalarına plase etmelerinden kaynaklanabilir. Hâl böyle olduğunda borcun vadesine kadar kâr elde edemeyen yüksek riskli kullanıcılar hem finansal açıdan hem de reel mal ve hizmetler açısından önemli bir risk unsuru hâline geleceklerdir.

Böyle bir durum karşısında mevcut kaynaklar daha verimsiz ve geri dönüşü olmayan sahalarda değerlendirildiği için toplumsal açıdan refah kaybının ve gelecekte birtakım finansal krizlerin açığa çıkması muhtemel hâle gelecektir. Bu durumun daha dramatik boyutu ise finansal krizlerin epey bir kısmının beraberinde parasal ve hatta küresel krizlere yol açtığı düşünüldüğünde ortaya çıkmaktadır.

Ters seçim sorunu yalnızca yukarıda bahsedilenlerden ibaret değildir. Lakin finansal merkezî kurumların önemli bir işlevi yukarıda belirtilenler ışığında yeterince açıklığa kavuşmuştur: Bilgi sağlama hizmeti. Günümüzde birçok finansal kuruluş tasarruf sahiplerinden elde ettiği mevduatları fon talep eden birimlere iletmekle görevlidir. Bu hizmet karşısında finansal kuruluşlar gerek operasyonel gerekse hizmet üretimi nedeniyle belli bir pay almaktadırlar. Finansal kuruluşlar mudilerin tasarruflarını fon talep edenlere aktarırken belli risk analizleri çerçevesinde hareket etmektedirler. Kişi ve kurum bazlı yapılan kredibilite testleri, söz konusu birimlere ilişkin bilgileri zorunlu kılmaktadır. Bu zorunluluğun asıl gayesi yüksek riskli müşteri ile düşük riskli müşteriler arasında bir ayrım yapmak ve kaynakların yanlış birimler tarafından kullanılmasına engel olmaktır. Aksi takdirde sistemik risklerden kaynaklı finans temelli krizler kaçınılmazdır.

Tüm bu değerlendirmeler göz önünde bulundurulduğunda Merkeziyetsiz Finans teknolojisinin bilgi maliyetleri sorununa karşı henüz savunmasız olduğunu zikretmek mümkün hâle gelmektedir. Nitekim finansal aracılarının olmadığı bir sistemde tek tek kişi ve kurumların etkileşime geçtikleri birimler hakkında bilgi toplaması epey maliyetli bir süreçtir. Örneğin DeFi aracılığıyla herhangi bir projeye borç vermek isteyen bir yatırımcı, projenin sıhhati hakkındaki riski öngörmekte epey güçlük çekecektir. Bu durum ise hâliyle verimli olmayan bir projenin fonlanması nedeniyle hem borç veren açısından hem de toplumsal refah açısından önemli bir etkinlik kaybına yol açacaktır. Oysa geleneksel sistemde benzer bir senaryo, finansal aracının devreye girmesiyle büyük ölçüde çözülebilmektedir.

Sonuç itibarıyla Merkeziyetsiz Finans her ne kadar birçok açıdan belli avantajlara sahip olsa da geleneksel finansal sistemle ikame etmek şu anlık mümkün gözükmemektedir. Ancak Akıllı Mutabakatların gelişmesiyle birlikte yukarıda bahsedilen bilgi maliyetlerine karşı yeterli önlemlerin alınması, geleneksel finans kurumlarının önemli bir kısmının tahrip olmasına yol açabilecektir.

Esenle kalınız…

Yazar

Bir cevap yazın