Küf

Bir sabah uyanır bakarsın ki kocaman bir kalabalık var içinde.

Zihnin bozuk bir çalar saat gibi… Bu seslerin hepsi çok tanıdık ama sana ait değil, bugüne ait hiç değil. Artık hayatının parçası olmayan seslerin hayaleti…

“Acaba” “niye” “ya sonra” gibi sorular… Sormayı aklından geçirmediğin ama otomatikleşen sorular!

Ve asla cevabını kimsenin bilemediği soruları kendine sorma işkencesi.

Soruların en önemsiz olduğu vakit bunca cevabın ne manası var?

Ve o bir sabah…

Sen geçmişi bırakmadıkça o asla seni bırakmayacaktır.

Büyük bir farkındalığın eşiğinde yapmalısın bunu ve bırakmalısın geçmişe ait ne varsa.

Yürürlükten kalkmış bütün soruları -konu ne olursa olsun- yeniden sormanın ve bir şık aramanın ne mantığı var?

Sadece zihinsel bir döngü bu…

Bütün geçmiş soruları iptal et. İptal ettiğinde artık bir şık arayışında da olmuyorsun.

Çoğu zaman sorudan daha önemlidir şıklar.

O, şık, sana aittir, sorularsa başkalarının korku ve kaygılarına…

Öyleyse şimdi bir şık olarak ayakta kalma vaktidir.

Soru- sorun- olmadan da tercihler olabileceğini biliyorum artık.

Hayat bir sorun, sorgu ve mücadele alanından çok kendin olma gerçekliğine ermektir.

Ve bir sabah uyanırsın…

Hayat içine oturmuştur…

Geçmişe ait, inanç, korku, yargı, kişi ve olayların küf kokusu yakmıştır genzini…

Tüm çeri çöpü toplamak, atmak ve hatta yakmak zamanı gelmiştir…

Yazar

Bir cevap yazın