Lavanta Kokulu Mektup

Ellerime lavanta kokusu dökerdim, geldiğinde koklayasın diye. Niyetim o güzel kokuyu avuç içlerimden sana sunmaktı. Sen onları avuçlarının arasına alacak, sonra da ellerimi koklamaktan sarhoş olacaktın. Lavanta aşk ile karışacaktı. Artık ellerim ne lavanta ile kokuyor ne de aşktan eser taşıyor. İkisi de esen rüzgârın hışmıyla kayboldu gitti çoktan. Yüzünü ellerimin arasına alıp sevemedim hiç. Sen onları içine çekerek koklayamadın. Bir gün elbet geleceksin. Her şey için çok geç olduğu bir gün. Elimizden hayıflanmak dışında hiçbir şeyin gelmeyeceği bir gün. O vakit benim ardımda bıraktığım lavantanın kokusu hafiften burnuna gelecek. Sen hiç koklamasan da aşina olacaksın. Yüzüm aklına gelecek. Hiç görmediğin yüzüm. Hiç tutmadığın ellerim. Birden zihnini işgal edeceğim. Kovsan da gitmeyecek bir silüet olarak iz bırakacağım. Bu sefer senin ellerin dizlerini dövecek. Vaktinden önce gelmediğin için…

Senin için bir miktar lavanta saklıyorum. Kokladıkça beni yâd edeceksin. Gelmediğin onca seneyi. Iskaladığımız onca mutluluğu düşünecek ve kahrolacaksın. Hayat bir parça bizim elimizde. Hepten kaderin mahkûmu değiliz. Ama ben senin yüzünden kendi kaderime mahkûm oldum. Yine de cüzi irademle kaderime karşı koyup sana gelen yolları bulmaya ve aşmaya kararlıydım. Sana kavuşmak için kendime ahit[1]  verdim. Etrafa sordum, soruşturdum. Bir bilen, tanıyan var mıdır diye? Herkes bana deli muamelesi yaptı. Alaycı gözlerle takip etti. Yine de yılmadım. Yıllarımı seni bulmak uğruna heba ettim. Güzelliğimi, gençliğimi… Sonuçta ne elde ettim? Yolculuğum bir çıkmaz sokakta son bulunca senin hayalimde oluşturduğum bir hezeyan olduğunu kabul etmek mecburiyetinde kaldım.

Oysa ne çok inanmıştım seni bulabileceğime. Sen bana gelmesen de ben yüksünmeden seni aradım durdum. Sevmenin kanunu, kuralı veya kaidesi yoktur. Cinsiyeti- gururu hiç yoktur. Lavanta kokum ellerimden buharlaşıncaya, yüzümdeki ümidin izleri tamamen silininceye kadar yana yakıla etrafı aradım. Her gördüğüme seni sordum, belki tanıyorlardır diye. Ben bile seni tanımazken onların seni bilmesini ummak boş bir inanıştı.

Sırf ortak bir mutluluğun paydaşı oluruz diyeydi bütün gayretim. Ne yapsam da bulamadım seni. Nereye saklandın ey korkak sevgili? Aynaya baktığında göz bebeklerinde beni görmedin mi hiç? Rüyalarında defalarca kez karşına çıkmadım mı?

“Bul beni”

Demedim mi sana haykırarak.

Umurunda olmadım ama ne de olsa. Dertsiz ve lekesiz hayatına bir külfet olmamdan korktun. Haykırışlarıma kaderim dâhil sende kulak tıkadın. Kulağını tırmalayan sesimi duymamak için sağır rolü oynadın. Sen gerçek hisleri yaşamayı hak etmeyecek basit bir oyuncusun.

Artık arayışıma son verdim. Ne denli güç olduğunu tahmin edersin demek isterdim fakat sen nereden bilebilirsin ki? Bir gün ister istemez kaderlerimiz teğet geçecek belki çarpışacak. O zaman da ben üzerime sinen vazgeçmişlikle yürüyüp gideceğim öylece. Ufukta gitgide kaybolan bir nokta olacağım. Beni hatırlayıp dur demene kalmadan sırra kadem basacağım. Ardımda sadece hoş bir lavanta kokusu kalacak. Avuçlarımdan koklaman için yıllarımı verdiğim o koku, sana beni anlatacak. Ellerimi, yüzümü ve de eşsiz aşkımı. Hiç kazanmadan kaybettiğin sevgilini tanıyacaksın. Hiç uğraşmadan kazanmıştın ya hani… Aşkımı hissettiğinde bu kez yanan sen olacaksın. Istırap çekme sırası sana geçecek. Bu aşkın sinesinde ben yeterince yanmış ve ondan nihayet sıyrılmış olacak iken sen henüz ateşten çembere ulaşmış olacaksın. Keşke eş zamanlı yaşamış olsaydık. Sen bana geç kaldın, ben sana erken. Gittiğim her yere buluşma saatinden önce varmak gibi bir huyum vardır. Seninle buluşacağımız yere de çok erken gelmişim. Nice yıldır bekliyordum, ellerimde lavantayla. Ama sen o kadar geç kaldın ki gölgesi altında beklediğim genç çınar bile yaşlandı. Kaç mevsim atlattık beraber. Yoldan geçen her arabanın içine dikkatle bakar, inecek olanların arasından seni seçmeye çalışırdım. Seni hiç bilmesem de görür görmez tanıyacağımı hissederdim. Fakat şimdi ben gidiyorum. Artık beklemenin miadı doldu. Sana ayırdığım birkaç katre lavantayı burada bulacaksın. Şişenin kapağını açtığında her şey sana malum olacak. Ama bir tek ben olmayacağım. Keşke sende vaktinde gelmeyi bilseydin de beni bekletmeseydin.

Her hatanın bir bedeli olur. Benim cezam beklemekti, seninki yokluğum… Ben yıllarca yokluğuna rağmen dimdik inancım ve temiz umudumla seni bekledim. Şimdi sen umutsuz ve de inançsız vaziyette yokluğuma katlanmak mecburiyetinde kalacaksın. Bu da senin kaçınılmaz cezan olacak.

K.

[1] : Yemin, ant, söz

Yazar

Bir cevap yazın