Lesbos

19.asrın son çeyreğinde seksolojiyi mühim bir disipline dönüştüren Henry Ellis ve von Krafft-Ebing, ilk defa “eşcinsel kadın” üzerine eğilip -tıpkı Dr. Freud’un mitolojinin o zengin ve süslü evreninde Oedipus ve Elektra karakterlerini keşfederek gözlemlediği iki kompleksi bu terimlerle izah etmesi gibi- bu yönelimi de en doğru şekilde tanımlayabilecek olan tarihî yahut mitolojik bir kişiliği aramaya koyulmuşlar.

Bu entelektüel serüven onları Antik Yunan’da yaşamış meşhur bir kadın şaire götürmüş.

Sappho‘ya…

Yani, Türkiye Türkçe’sindeki telaffuzuyla Safo

O güne değin lesbos dendiğinde, bir zamanlar Midilli Adası’ndan Avrupa’nın eski liman kentlerine getirtilmiş fıçılar dolusu şarap veya Akdeniz havzasında diyar diyar dolaşan Lesboslu tüccarlar akla gelirken, ne oldu, nasıl oldu da, aşağı yukarı 2,500 sene evvel yaşamış eski bir şairin hatırası “lezbiyen” sözcüğü ile özdeşleşti?

***

Eski Osmanlı literatüründe ve Yeni Türkçe döneminin haritacılığında “Midilli” olarak anılan adanın eski ve orijinal ismi -aynı zamanda Eski Yunanca’daki telaffuzuyla- Lesbos (Λέσβος) idi.

Kâtip Çelebi meşhur Fezleke‘sinde Muharebe-i Foça’dan, yani Foça Savaşı’ndan bahsederken “Donanma-yı Hümayun Midilli’den geçüp Anadolu kıyılarından Kara Foça Limanı’na vardu,” cümlesinde Midilli (مدللى) terimini kullanır.

Yani, Lesbos

Yeni alfabenin inşasının akabinde hazırlanan ilk haritalarda Osmanlı literatüründe kullanıldığı şekliyle “Midilli” olarak transfer edilir yeni dile…

Midilli de Grekçedir aslında.

Lesbos’un baş şehri Mitilίni‘den gelir (μυτιλήνη).

Resmî adı Mytilene.

Hıristiyanlığın kutsal metni Yeni Ahit külliyatının İşler kitabında havarilerin, bir devirde Yunan ve Yahudi topluluklarına Hıristiyanlığı kabul ettirme emeliyle bir gemiye atlayıp, önce Assos’a giderek orada kendilerini bekleyen Havari Pavlus’u aldıktan sonra Midilli’ye geçtikleri anlatılırken, aslında Lesbos’un baş şehri Mytilene kast edilir.

Modern Yunanca’da, yani günümüzde -vurgulu bir “i” ile- vίta (β) olarak okunan ve “v” sesine hayat veren harf, Eski Yunanca’da “b” harfine tekabül ettiği için lesbos denirdi halk arasında. Dolayısıyla, adanın günümüzdeki telaffuzu Lesvos diye de geçer.

Hâlen adanın gönüllerde yer etmiş olan nostaljik adını (Lesbos) kullananlar var bu diyarda.

Bu terim, Eski Grek lisanında evvela coğrafi bir ad olarak Lesbos Adası demek iken; ikinci mana olarak o adada doğmuş, büyümüş Lesboslu kadın şair Sappho anlamına gelir.

Hazır “Lesboslu” sözcüğünden bahsetmişken bu terimi Kadınlar Mecliste adlı komedyasında ilk kez kullanarak kadının toplumdaki rolünü gösterme hususunda antik devirde çığır aşmış bir Atinalıyı da bir kenara not edip, saygı duymalıyız anısına.

Aristofanes…

***

Adım adım mitoslardan rasyonel düşünceye geçişin yaşandığı bir dizi düşünsel devrim gerçekleşmiş milattan evvel 7.yy ila 5.yy dolaylarında.

Tıpkı caddelerde insan bedenlerinin hoyratça yakıldığı cinnet anlarında ya da aydınlığa ihtiyaç duyulmayan devirlerde bile usanmayıp yazı ve tevil (yorumlama) geleneğini sürdürerek ileride âdeta bir bilgi çığına dönüşecek olan kültürel devrimlerin meşalelerini ateşleyenler gibi o devirde de cesur kimseler ufakcık bir ışık huzmesi ile katkıda bulunmuşlar karanlığın aydınlatılmasına…  

Bir Bilgeler Çağı‘na girilmiş.

-Aristoteles’in Poetika‘daki tanımıyla- tabiatı gereği “politik hayvan” (ζῷον πολιτικόν=zόon politikόn; politik canlı da denir) olan insan, bu çağda Antik Yunan toplumunun elitleri arasından serpilen düşünürler sayesinde siyasetin felsefesiyle de tanışmış en nihayetinde.

Birbirinden kıymetli düşünürler, şairler, sanatkârlar ortaya çıkmış; hatta eski Yunan ahalisi -özellikle toprak sahipleri ve aristokratları- üzerinde öylesine mühim tesirleri olmuş ki, antik bir telli çalgı olan lir, ozanların sembolü hâline gelmiş.

Onlara hürmet edilmiş ve dedikleri her daim önemsenmiş.

İntihar etmenin erdem olduğu görüşünün münazara edildiği bir dönemde, evinin bahçesinde maydanozgillerden bir bitki olan baldıranı bulan her yaşı geçkin Yunan, onun yaprağını kaynatıp, hayatına son vermiş bir zamanlar.

Böyle benzersiz bir çağın ışığında, Sappho, Yunan Denizi’nin mühim ticaret merkezi Lesbos Adası’nda dünyaya gelmiş milattan evvel 7.asırda.

Toprakları epeyce kıymetli olan pek çok Lesboslu gibi geniş arazileri, uçsuz bucaksız bağ ve bahçeleri olan varlıklı ve aristokrat bir ailede refah içinde büyümüş.

Sanata, mimariye, şiire ve müziğe düşkünlüğü ile tanınan Lesboslular, adaya hayal güçlerini harekete geçirerek yaratacakları eserlerine ilham kaynağı aramak için gelen devrin meşhur sanatkârlarına kapılarını açarlarmış söylendiğine göre.

Sappho da adanın narin ve endamı mütenasip kızlarından biri imiş.

Şiire ve müziğe tutkuyla bağlıymış.

Etrafına topladığı Lesboslu genç kızlarla sohbetler eder, şiirlerini lirin notaları eşliğinde okur, sözcükler vasıtasıyla aşk ve kadın erotizmini işlermiş.

Lesbos’da genç kızlar için bir mektep dahi açmış.

Antik Yunanistan’da varlıklı ve aristokrat erkek çocukların mekteplere gönderilerek hayata hazırlanmalarının aksine kadına düşen toplumsal rol gereği yalnızca evlerde ve genellikle aile fertlerinden eğitim alınırken, Sappho’nun açtığı okul Lesboslu kadınları hayata, siyasete ve felsefeye dair düşünmeye, sanata, şiire ve müziğe yönlendirmeye gayret etmiş.

Sappho, Tarihçi Reşad Ekrem Koçu’nun tabiriyle, erkekleri hodbin ve mütehakkim kişiler olarak görmüş.

Yani, Sappho için erkekler, bencil, kibirli ve eline geçirdiği kuvvetle zorbalık eden varlıklarmış.

Yaşı ilerledikçe kadınların güzelliğinin cazibesi Sappho için yegâne şiir konusu olmuş.

O çağda kadınları temel alan, kadın cinselliğini ve kadının iç dünyasını gözler önüne seren şiirleriyle epeyce ses getirmiş.

Hâliyle hedef tahtasına konması da an meselesiymiş.

Erkeklerin her manadaki iktidar ihtirasına yönelik eleştirilerde bulunan Sappho, o eleştirdiği ihtirasın kurbanı olmuş. Bir dizi toplumsal baskı birbirini izlemiş ve genç kızların aklını çelmekle suçlanmış. Tarih boyu hep yaşanmış ve bundan sonra da yaşanacak olan “ne pahasına olursa olsun inandığını söyleyenlerin” başına gelen cahilane saldırılar peşini bırakmamış.

Devrin erkek mekteplerine gösterilen tahammülün zerresi dahi Sappho’ya gösterilmemiş ve düzeni bozduğu düşünülmüş.

Açık yürekliliği, “cüretkârlık” olarak algılanmış.

Duyguları “kabul edilemez” sayılmış.

Fikirleri “tehlikeli” görülmüş.

Şiirleri “isyan” addedilmiş.

Dolayısıyla, vurun kahpeye misali büyük bir hiddetle terk-i diyar eylemesi istenmiş.

Maruz kaldığı toplumsal baskıya dayanamayan Sappho, dünyaya geldiği Lesbos’u terk ederek Sicilya’ya yerleşmiş ve tarihin belki de otorite açısından düşünüldüğünde en zekice ve en gaddarca cezalandırma yöntemlerinden biri olan “zorunlu sürgün” hayatı başlamış.

Lesbos’dan uzak kalışı, içini kasıp kavuran özlem duygusu, onu, anbean büyük bir kedere ve ümitsizliğe sürüklemiş.

Yalnızca kazananların yazıldığı tarih şair Sappho’yu her ne kadar Faon adlı genç bir erkeğe âşık olarak resmedip, şairin hatırasından intikam almaya çalışmışsa da Sappho’yu, duygularını ve bizlere bıraktığı pek az sayıda şiirini iyi bilenler Lesbos’da sevdiği genç bir kıza karşı hissettiği özlem duygusunun onu bu hâle düşürdüğünü bilir esasında.

Ne de olsa boşuna hayat vermemiş, ey Kipros’lu kız, sen benimsin artık. Senin layemut (ölümsüz, ebedî) vücudunu, Herperos’un meşalesindeki ışığın içinden aldım, dizelerine…

***

Sappho, yüzüne vuran Grek Denizi’nin sert poyrazıyla limanlara bağlanmış kadırgaları döve döve parçalayan azgın dalgaların kabardığı yıldızsız bir günde, Sicilya’nın en yüksek uçurumunun eşiğinde duran sarp kayalıklardan kendini boşluğa bırakarak intihar etmiş.

Böylece, antik toplumda “öteki” olarak var olma mücadelesinin sessiz bir çığlığı olmuş.

Sappho, destan literatürünün aksine ilk defa şiiri kişiselleştirmiş.

Lesbos’un sembolü olmuş.

Romalı şair Catullus’un iki gözümden daha kıymetli olan sen, kendi hayatıma dair kötü sözler söyleyebileceğime inanabiliyor musun, sualini yönelterek pek çok şiirinde ilanıaşk ettiği o gizemli kadına, Sappho’ya duyduğu kişisel hayranlıktan dolayı Lesbia adını verdiğini biliyor muydunuz?  

Dil bilimciler onun şiirleriyle aydınlattı eski Yunanca’nın lesbos lehçesini mesela…                                                                                                                                                                                                                                                                                          

Ardında Afrodit’e yazdığı aşk şiirini, bazı papirüslerde maalesef bölük pörçük bir biçimde yer alan dizeleri, gün batımı ve gün doğumunda denizle birleşen nehirlerin turuncudan mora çalan renklerini en müstesna şekillerde yansıtan sevimli bir Yunan adasını, daima düşünen bakışlarının resmedildiği Napoli Arkeoloji Müzesi’ndeki o renkli freskini ve İngilizce’ye kazandırdığı sapphic (Sappho’ya ait, Sappho’ya dair veya Sappho tarzında yazılmış şiir)sözcüğünü bırakmış.

Kısaca, lezbiyen sözcüğü, Henry Ellis ve von Krafft-Ebing’in keşfiyle; ancak sessiz çığlığı ile kulakları sağır eden Sappho sayesinde hayat bulmuş.

Kaynakça

Gaius Valerius Catullus, The Poems of Catullus, translated by John Lambert, Scripsi Publishing, UK, 2007, p.22.

Kâtip Çelebi, “Muharebe-i Foça”, Fezleke, haz. Zeynep Aycibin, Çamlıca Basım Yayın, Cild 2, Istanbul, 2016, s.1008.

Reşad Ekrem Koçu, “Safo”, Resimli Tarih Mecmuası, sayı: 17, 1951, s.743-744.

Yazar

Bir cevap yazın