Loving Vincent

Ben çok uzun süren film sevmem, filmlerde sanatsal ögeler ararım, renk paleti ile beni etkilesin isterim, hikayesi mutlaka kalbime dokunmalıdır, öyle bir anlatımı olmalıdır ki sadeliği ile beni büyülesin. Bu şartları sağlamak imkânsız olmalı, değil mi? Değil. İşte karşınızda yeni yazımın ana malzemesi: Loving Vincent.

Loving Vincent, modern sanatın öncüsü olan ressam Vincent Van Gogh’un ölümünü bambaşka bir bakış açısıyla, farklı bir hikayeyle ve kesinlikle inanılmaz bir görsellikle ele alıyor. Hikâye, Van Gogh’un 29 Temmuz 1890’daki ölümünden bir yıl sonra, geçmişte yaşadığı Arles’da başlıyor. Van Gogh’un kardeşi Theo’ya gönderdiği yüzlerce mektuptan sonuncusu alıcıya bir türlü ulaşamıyor. Bu nedenle mesleğinin erbabı olan, aynı zamanda da bir zamanlar Van Gogh’un mektuplarını taşıyan postacı Joseph Roulin, oğlu Armand Roulin’i bu son mektubu teslim etmek ve ailesine baş sağlığı dilemek üzere Paris’e gönderiyor. Fakat Armand Paris’e ulaştığında Theo’nun kahrından öldüğünü öğreniyor. Armand bu nedenle mektubu en azından Van Gogh’a en yakın olan kişiye yani doktoru Gachet’ye ulaştırmak adına Auvers’e doğru yola çıkıyor. Armand, eski dostu Vincent Van Gogh’un hayatını kaybettiği bu kasabadaki söylentilere kulak veriyor ve şaibeli ölümü sorgulamak adına Margaret Gachet, Adeline Ravoux, Kâhya, Louise Chevalier, Kayıkçı, Doktor Mazery ve son olarak da Doktor Gachet ile görüşüyor. Bol bol flashback kullanımı ile kasaba halkının anılarına değinilerek Van Gogh’un ölümünün bir intihar mı yoksa cinayet mi olduğu anlaşılmaya çalışılıyor. Aynı zamanda Van Gogh’un gençler tarafından deli olarak adlandırılarak alay edildiği, taşlandığı, imza toplanılarak kovulduğu anlara değinilerek yaşadığı yerlerde nasıl muamele gördüğü anlatılıyor ve resim yaptığı sekiz yıl boyunca sadece bir tablo satabilen Van Gogh’un yaşarken ne denli değerinin bilinmediğine değiniliyor.

Loving Vincent hakkındaki en can alıcı bilgiyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Öncelikle Loving Vincent, dünyada tamamı yağlı boya tablolarından oluşan ilk uzun metraj olma özelliğini taşıyor. Ayrıca filmin hikayesi Van Gogh’un 125 tane tablosunun üzerine kurulu. Mekanlar Van Gogh’un tablolarındaki yerlerden, karakterler ise portresini çizdiği kişilerden alınıyor; filmde adeta Van Gogh’un bulunduğu yerler onun gözünden biz izleyiciler için canlanıyor. Loving Vincent için on yıl kadar bir süre emek veriliyor ve bu süreçte 125 profesyonel ressam 65.000 kare için 65.000 ayrı tablo çiziyor. Fakat aslında film sadece çizimle oluşan bir animasyon değil. Öncelikle Dorota Kobiela ve Hugh Welchman yönetmenliğinde ilk başta yeşil ekran teknolojisi ile gerçek oyuncuların oynadığı bir film çalışması yapılıyor. Ardından film karelerine ayrılıyor, bu kareler Van Gogh’un yağlı boya tekniğine uygun tablolara dönüştürülüyor ve son olarak da bu tablolar post prodüksiyon aşamasında art arda sıralanarak bir animasyon oluşturuyor. Bu animasyon Yıldızlı Gece, Buğday Tarlası ve Kargalar, Gece Kahvesi gibi çok sayıda tabloyu bir araya getiriyor ve karakterlerin bu tablolar içerisindeki yolculuğunu mümkün kılıyor.

İngiltere, Polonya ve Amerika ortak yapımı olan filmin kadrosunda Douglas Booth, Saoirse Ronan, Aidan Turner, Helen McCrory, Chris O’Dowd, Jerome Flynn ve Robert Gulaczyk gibi başarılı oyuncular yer alıyor. Ayrıca filmin BAFTA ve Akademi ödüllerinde animasyon dalında en iyi uzun metraj adaylığı bulunuyor. Kazandığı bir sürü ödülün yanı sıra bu iki büyük organizasyonda filmin hakkının yeterince verilmediğini düşünüyorum.

Filmi izlerken Van Gogh hakkında asla bilmediğim bilgiler öğrendim, heyecanlanıp saatlerce araştırma yaptım, tabloları inceledim, hatta esas tablolarla oyuncuların benzerliğini karşılaştırdım. Kesinlikle bilgiye ve sanata doyduğum, Van Gogh’un naifliğini temsil eden ve toplumun deli/dahi sanatçıya bakışını gözler önüne seren sosyal mesajlı özgün bir filmdi Loving Vincent.

Belki de bugüne dek ressamlar hakkında birçok film çekildi, sinemalarda ve tiyatrolarda sanatçıların eserleri pek çok kez canlandırıldı ama hiçbirisi tamamen sanatçının tablolarından oluşmadı. Veya hiçbiri izleyicinin kalbine bu kadar dokunmadı. Resim ve sinema arasındaki aşkın temsilcisi olarak adlandırabileceğim Loving Vincent, görselliğiyle beni büyüledi. Bu nedenle lafı daha fazla uzatmıyor ve sizi bu görselliğe doğru bir yolculuğa çıkarmak istiyorum. Sevgiyle kalın.

Yazar

Bir cevap yazın