Makar ve Makaryos

Bir an için 1950’lilerin İstanbul’unda yaşayıp Kuledibi semtindeki Kumbaracı Sokağın baş köşesinde konumlanan ve kapının eşiğine yerleştirdiği devasa boy aynası sayesinde oturduğu tezgâhtan dükkâna kimlerin girip, kimlerin çıktığını kolaçan eden mahalle kasabının tam karşı kaldırımında peşi sıra dizilmiş o eski meyhanelerden birinin sofrasına oturduğunuzu düşleyin. Şöyle bir iki masada dönen sohbete kulak kesilseydiniz şayet, muhtemelen birkaç gün evvel Pera’nın köhne bir bitirimhanesinde loş bir ışığın aydınlattığı duman altı bir kumar masasında, Büyükdere’den yüklenip Kuledibi’ndeki Galatalı Rum bir tedarikçiye ait depoya kadar taşınmış olan kereste yığınlarından kazanılan yevmiyenin nasıl kaybedildiğinin öyküsünü dinlemekle beraber, paranın çarçur edilmesine neden olan o Türk tipi poker oyununun destesine de makaryos dendiğini duyardınız.

Bir fiil olarak telaffuz edildiğinde eski İstanbul’un serseri ağzında “Yine mi makaryosladın be birader? Sana dediğimi yapsana.” meyanındaki bir kızgınlık nidasına da hayat verirdi bu terim… Böylece, “Yine mi itiraz ediyorsun?”, isyanı kastedilmiş olunurdu.

Peki, makaryos teriminin öyküsü ne?

Yunan Ahit’in Luka kitabına şöyle bir göz gezdirdiğinizde, şu satır karşınıza gelir hemen: Efendisi geldiği vakit, böyle yapmakta bulduğu o hizmetçiye ne mutlu!

Metinde bahsi geçen makarios sözcüğünün “ne mutlu, ne mukaddes veya ne kutsal şey” (μακάριος ὁ δοῦλος) gibi bir tınısı vardır. Matta‘da da sık sık geçer. Bu nedenledir ki Grek Ortodoks Kilisesi’nin Başpiskoposu da “makarios” namını taşır.

Kilikya Ermeni Kralı Het’um’un aşağı yukarı altı asır evvel neşrettiği epik türdeki kroniğin muharebelerle, siyasi taktiklerle, zaman zaman tekrarlanan metafizik unsurlar ve rivayetlerle bezenmiş satırları arasında gezinirken, Mısır Sultanı’nın Ermenistan Kralı’nı nasıl mağlup ettiği ile alakalı bir fasılda, Latin harfleriyle “makar” (մակար)yazıldığı görülür. Kroniğin 33. faslında şöyle denir: Bu hadiselerden sonra, mukaddes bir hatıraya sahip olan Kral Het’um on beş sene boyunca hüküm sürdü ve krallığı, Mısır’da esaretten kurtarılmış olan oğlu Levord’a emanet etti. Het’um bu mağrur yaşamı terk edip, tövbe etti ve makar tarzı bir rahip oldu. Kısa bir müddet sonra, 1270 senesinde huzur içinde öldü.    

Pekala, bu pasajdaki “makar” ne manada kullanıldı?

Seneler evvel Eski ve Yeni Ermeniceye bir hayli hakim olan aile dostumuz Jinev teyzeye “makar” sözcüğü hakkındaki malumatını sorduğumda, eline kağıdı kalemi alıp bu terimin doğrudan günümüz literatüründeki karşılığını yazmıştı: makardak (մակարդակ) …

Manası oldukça derin.

Belirli bir seviyeye gelmiş, bir düzeye erişmiş yahut bir mertebeye yükselmiş demek. Şahıs, halk veya bir topluluk ya da bir cemiyet için de kullanılır bu kavram.

Yani, bilgili, asil ve yüce gönüllü olma hali. Aynı zamanda herkes ile birlik olabilen… Bir tür gönül bağı veya gönül köprüsü kurabilen… Hani bir söz vardır ya eskilerin kullandığı koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi derler, diye. Anlamca; niteliği yüksek insanlar yoksa bir yerde, niteliği düşük olanları olgun, üstün, bilgili ve entelektüel sanırlar. Bu deyimde bahsi geçen “çelebi”, harfiyen makar sözcüğünün karşılığıdır işte…  

Eski dilde çelebi (چلبی), en azından Orta Yunancadan ya da Ahmed Vefik Paşa’nın tabiriyle “Rumca”dan alınmış olan efendi (authentes αὐθέντης: “üstat; baş, komutan, önder, otokrat, mülk sahibi”) kavramına değin, “okuma bilen, okumuş; aristokrat, soylu; kibar ve nazik kimse” manalarında kullanılırdı. Edepli, terbiyeli, terbiye edilmiş kimselere, yani (edep sözcüğünden hareketle) müeddep olanlara, “pek çelebi adam” denirdi.

Meninski’deki karşılığı ise bir nevi “asilzade” demek olan nōbĭlis (İngilizce “nobleman”) …

Hatta Mevlevi inancında eskilerin deyimiyle “meşayih” (مَشايِخْ) diye tabir edilen, yani yüksek nüfuzlu pirlere, şeyhlere veya ihtiyar heyetine verilen bir unvandır çelebilik… Osmanlı devrinde aydın zümreden pek çok kişinin yüksek eğitim alma maksadıyla en az bir defa bile olsa mutlaka yolunun kesiştiği Mevlevi tarikatında edinilmiş mühim bir mertebe imiş bir vakitler. Divan şairi ve Mevlevi şeyhi Mehmed “Çelebi”, pek şöhretli seyyah Evliya “Çelebi” ya da son dönemden Türkçülük akımının yılmaz savunucularından olan Veled “Çelebi” gibi isimler de bu namı taşır bildiğiniz üzere…  

Hazır çelebilik (چلبیلك) demişken, eğer bir isim olarak kullanılırsa, nezaket ve zarafete işaret edilmiş olduğunun da altını çizelim.

Bunun yanı sıra her bireyin hayata dair türlü merhaleleri atlatıp erişmek isteyeceği mühim bir rütbe yahut derecedir felsefi manada. Bir tür hakikat arayışının son basamağıdır. Het’um’un kroniğinde bir sıfat olarak kullanılan makar da bu manayı taşıyor hiç şüphesiz.

Het’um’un ölümü üzerine muhtemeldir ki kroniğini yazdırdığı ve çok güvendiği katibinin yakıştırmasıydı bu sözcük… Kral Het’um, ömrünün son senelerinde iktidar mücadelelerinden ve dünyevi işlerden arınıp, gözlerden ırak bir manastırda tefekküre çekildikten sonra din, diyanet ve edebiyat alanları ile meşgul olmuş, bir vakitler hükmettiği insanlar ile ya da emirlerine riayet eden halkıyla “çelebi bir şahıs” olarak huzur ve barış içinde diyaloglar kurmuş ve en nihayetinde bilge ve saygın biri olarak hayata gözlerini yummuş pasajdaki ifadeye göre…

Gelelim can alıcı noktaya.

Böylesine derin manaları olan bir sözcük nasıl oldu da eski İstanbul argosunda kendine yer buldu?

Umuma malum olan Kıbrıs konusuyla alakalı 1960’lı, 70’li senelerde medya sirki tarafından koparılmış bir kıyamete dayanıyor bu sözcüğün Türkiye Türkçesinin argo söz varlığına giriş öyküsü…

Kıbrıs’ta yaşanan her felaketin müsebbibi olarak gösterilen, halbuki mevcut siyasi sistemin diyalog kurmaya özen gösteren cesur insanlara mani olan mezbeleliğinde bir halk deyişiylene İsa’ya ne Musa’ya misali kimseye yaranamayarak kaybetmiş olan Batı Kıbrıslı papaz Mihaίl Muskos’a uzanıyor bu öykü…

Atina Üniversitesi’nde ilahiyat ve hukuk okuduktan sonra papaz olduğunda Rumca’da “kutsal” manasına gelen makarios (μακάριος) nâmını aldı. Türkçe telaffuzuyla makaryos… Bu sözcük makar (μακάρ) haliyle de Eski Yunancada “kutsal, mukaddes, kutlu” gibi anlamlarda kullanıldı.

Böylece, Muskos’un, Kıbrıs’ın Başpiskoposluğu makamında oturduğunda taşıdığı titr, Üçüncü Makarios idi. Siyasi kariyeri Kıbrıs adasının Yunanistan’a katılması istikametinde attığı adımlarla başladı, lakin söylenenlerin aksine adada yaşayan Kıbrıslı Türklerle de bir diyalog köprüsü kurdu. O dönem iki kutuplu dünyanın ziyadesiyle yoğun atmosferinde tek bir toprakta Yunan ve Türk topluluklarının beraber yaşayabileceği hayalini destekledi. Bu yüzden ne Yunan ne de Türk milliyetçileri tarafından sevildi. Kişileri hedef gösterme hususunda “iftihar edilecek” (!) bir maziye sahip olan Türkiye basını tarafından taşıdığı Makarios namı sanki özel bir ad gibi ele alınarak gazete sütunlarında şeytanlaştırıldı. Kötücül manada kullanıldı. Bu isim, anlaşılır şekilde dönemin ruh halinin lisanda yansıması olarak halk nezdinde argolaştı.

Günümüzde hala kumar ve oyun argosunda King (Kral)’e veya kral tasvirli iskambil kartına, “papaz” denmesinin bir nedeni de makaryos teriminin öyküsünde yatar.

Netice itibariyle hem Ermeni hem de Grek literatüründe mühim bir sıfattır makar

İnsanoğlunun asırlardır sürdürdüğü hakikat arayışına işaret eder. Herkesin o hakikate ulaşmak için çizdiği yol farklı olsa da… Beşerin dünyayı algılayış biçimine ve ufkunun eriştiği noktaya göre değişir. Dolayısıyla, bu arayış neticesinde ulaşılmış olan kibirden yoksun, dostane bir iletişime ve muhabbete açık, misafirperver, şiddetten ve cehaletten uzak, karşısındakini dinleyen, tevazu gösteren, bilge, saygın ve dingin bir kişiliği ifade eder bu sözcük.

Vaktiyle Sokrates’in Atinalılara izah etmeye kalkıştığı bilgelik yolu da, ideal ve mutlu bir yaşamı inşa etmeye kalkışan Stoacı Seneca da, her şeyin ölçüsünün insan olduğunu vurgulayan Sofistler de, tüm dinlerin mistik ve tasavvufi kolları da, Rönesans kıvılcımları arasında serpilen birey fikri de aşağı yukarı “makar” olmayı öğütlemiş aslında.

Korykoslu “Mersinli” Het’um imzalı olup, 14. asırda hem Orta Fransızca hem de Latince olarak basılan Doğu Tarihinin Çiçeği(Flos Historiarum Terre Orientis) adlı kroniğin ulusal kütüphanede (Bibliothèque Nationale de France) yer alan nüshasından 22 numerolu sayfanın görseli.

Kaynakça

Ahmed Vefik Paşa, “چلبی, چلبیلك”, Lehçe-i Osmânî, Tabhâne-i Âmire Matba’ası, Istanbul, 1876, s.482.

Het’um the Historian’s, “How the Sultan of Egypt Defeated the King of Armenia, Capturing One of His Sons and Killing the Other”, History of the Tartars: The Flower of Histories of the East, translated by Robert Bedrosian, attalus.org (full-text database), 2004.

Luka, 12: 43.

Meninski, “چلبي ćelebi”, Thesaurus Linguarum Orientalium: Turcicae, Arabicae, Persicae, Wieden, 1680, p.1639.

Yazar

Bir cevap yazın