Müzik insanlık tarihi boyunca milyonlarca kez tanımlandı, bu tanımlardan birkaçı size ait ve sizin tanımınızla birebir örtüşen başka birtakım cümlelerden oluşuyor. Fakat eğer müziğin tanımı için sözlüklere ve kitaplara bakacak olursanız, burada birbirine çok yaklaşan ses üzerine tanımlar mevcuttur. Biz insanlar şeyleri tanımakta güçlük çekmeyiz ama tanımlamak gerçekten yorucudur. Bu nedenle bugün bildiğiniz anlamda müziği size yeniden sorgulatacak ve ortaya çıktıkları dönemde ise bunu sahiden yeniden yapmayı başarmış olan eserler sunmak istiyorum.

Aşağıdaki seçkide bu bağlamda, Türkiye’de dâhil olmak üzere dünyanın çeşitli yerlerinden eserler bulacaksınız. Bu eserler ve bestecileri, tanıdıkları yani bildiğimiz müziğe hala dahi kabullenilmesi ve dâhil edilmesi güç gelen eserler verdiler. En çarpıcı örneklerine değineceğim bu yazıda, size elimden geldiğince eserlerin arkasındaki ve fikri ve onu oluşturan etmenleri sunmak istiyorum. Şu eşsiz eserleri dinlerken içerikteki fikri hemen algılayacaksınız ve sonra geriye aslında pek dinlemeye değer bir şey kalmayabilir. Ancak biraz olsun tahammül ederseniz yepyeni bir müzik ufkuna sahip olacağınıza inanıyorum.

Şimdi, günümüzde pek de dillendirilmek istenmeyen ancak asla da varlıkları yadsınamayan eserlerimize geçelim.

4’ 33’’

Ömrünüzde duymadığınız en mükemmel eser 1952 yılında John Cage tarafından bestelendi. Eser istenilen sayıda enstrüman ile icra edilmek üzere 3 bölüm olarak yazıldı ve dört dakika otuz üç saniye boyunca bu enstrümanlar kesinlikle çalınmıyor.

Söylediğim gibi duymadığınız en mükemmel eser. Cage eseriyle, insanlık tarihinde ilk kez eserin kendisini değil de icra edildiği ortamı ortaya çıkartıyor. 4’ 33’’ eseri icra edildiği her seferinde, icracılar değil dinleyiciler tarafından yeniden yaratılıyor. Buna rastlamsal müzik deniyor ve Cage’in bu türde ses getirmeyen oldukça çeşitli eserleri mevcut. Özellikle büyük konser salonlarında birçok kez icra edilmiş eser ile ilgili bir müzisyen olarak söyleyebilirim ki en önemli unsur kahkaha. Tabii artık eser bilinir oldukça giderek Cage’in dehası için dört buçuk dakikalık bir saygı duruşuna dönüştü… Aslında insanlar dinleme ciddiyetini yitirdikçe eser giderek büyür ve gelişir bir yapıdadır.

Fikir Cage tarafından esere dönüşse de aslında bir müzisyen için hiç yabancı değildir. Uzak doğu öğretilerinin Cage’e büyük ilham verdiği rivayet edilir. Caz müzisyeni Miles Davis müzik için “Çaldığımız değil, çalmadığımız notalar.” der.  Fakat bu eserin önemi gizliden gizliye, müzik içindeki sessizlikten ziyade sessizliğin içindeki müzik düşüncesinde yatmaktadır.

John Cage’in büyük sessizliği hala tüm dünyada konservatuarlarda herhangi bir dersin konusu olarak saatlerce konuşulup tartışılıyor, gerçekten. Ben şahsi tecrübelerimle söylüyorum müzik akademisinde bu kadar çok konuşulan bir başka eser görmedim.  

Aşağıya bıraktığım icra ise olduğundan biraz daha ağır çalınmış sanırım, toplu icrada biraz çekmişler :/

Helikopter-Streichquartett

Olayın tuhaflığını anladıysak eli biraz daha arttırabiliriz. “Helikopter-Yaylı Çalgı Dörtlüsü” alman besteci Karlheinz Stockhausen tarafından bestelendi. 1993 yılında hazırlandı ve ilk kez 1995 yılında icra edildi. Yerden havalanan 4 helikoptere yaylı çalgılar dörtlüsünün birer elemanı yerleştirilir. Müzisyenler birbirleri ile telsiz yoluyla haberleşeceklerdir. Tüm performans yine telsiz yoluyla yeryüzüne iletilecektir. Müzisyenler helikopter pervanelerindeki sesi bir ritmik akış olarak kontrol ederler, birbirleriyle iletişi sağlamak için ise eserin sözlerini kullanırlar. (1,2,3…)

Stockhausen modern çağın en oyunbozan bestecilerinden biri, yaptığı işlerin birçoğu böylesi “tuhaf” ve hatta sanki “rahatsız edici” olmayı bir amaç edinmiş durumda. Eseri için “Bir felsefem yoktu.” diyor, “Benim için uçmak böyle bir şeydi.”. Sürekli olarak rüyalarında uçtuğunu gördüğünü söyleyen Stockhausen ayrıca gökyüzünde uçan bir küme arının tasvirinden de bahsediyor başka bir söyleşisinde. Şunu biliyoruz ki arılar gökyüzünde çiftleşiyor… Neyse, Karlheinz’ın tanımıyla bu “ilkel düş” bir uçuş deneyimini yeryüzüne dalış ve çıkışlarını tasvir ediyor bize.

Stockhausen aynı zamanda Saykodelik müzikte kullanılan birçok fikrin de öncüsü hatta bu türün öncüleri olan The Beatles gibi gruplar için bir ruhani lider gibiydi. Nitekim Sgt. Pepper Lonely Heart Club Band albümünün kapağında da resmi bulunan isimlerden biridir.

Yazar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.