Yazının birinci bölümü

Textures Liminales

Bu eserimiz ise Romanyalı besteci Ana-Maria AVRAM’a ait. Elektronikler ve bildiğimiz enstrümanlardan çıkan hiç bilmediğimiz sesler ile şekillenen bu müzik için aslında yaygın olarak kullanılan tanım spektral müzik. Çok teknik bir hadise olduğu için bunu açıklamanın en basit yolu bir kıyas yapmak; normalde bir şarkı duyduğunuzda bir takım seslerin ne kadar süre işitilip işitilmeyeceği belirlenerek beste oluşmuştur. 4 vuruşluk bir do, 1 vuruş sus ve sekizlik La. (Bir ara bu bestemi size dinletirim. Ya da çalabilirsiniz…) fakat spektral müzikte: kemanın yayını kemanın arkasına sürterken aynı zamanda yavaş yavaş altta kalan tellere tokat atılır, bu birim zaman devam eder ve onun iki katı birim zaman olacak şekilde bu defa kemanın arkasına vurulur. Arkasına ama tam ortasına değil biraz kenarına… İşte tüm bu küçük tariflerle yaratılan tınılar üzerine şekillenen müzik spektral müziktir diyebiliriz. Yani süre ve perde değil, tını üzerine odaklanır.  Çok ama çok sessiz ve sağır edici gürültüler dahi bu akımda yer alır.

Bu geniş tanımlama ile örnek verdiğim esere ve hanımefendiye gelelim şimdi. Hanımefendi maalesef 55 yaşında 2017 yılında hayatını kaybetti. Spektral müziğin gelmiş geçmiş en kıymetli temsilcilerinden biri. Eseri ‘Liminal Dokular’ ise adı ile münhasır. Deyim olarak liminal (eşiklik); etnolojik bir kuram ve bir grubun, topluluğun yakın diğerlerinden ayrışarak kabul edilip, edilmeme arasında gidip gelişi ve ayrışmanın kopuşa ulaşamaması… (Tanımımda hata varsa mazur görün sözlüklerimizde bu kelime henüz yer bulmadı.) Eser bu isim bağlamıyla müzik adına çok şey söylüyor. Gözü karartıp hepsini dinlemek isterseniz eğer sesler aniden yükselip alçalacağından eseri optimum bir ses seviyesinde duyabildiğiniz kararda dinlemenizi öneririm. (Acı bir tecrübeden yola çıkarak söylüyorum.)

Yanık Ninni

Son örneğimiz ise İstanbul’un bağrından… 1873 yılında doğup 1916 yılında hayatını kaybeden Tanburi Cemil Bey’den. Cemil Bey günümüze kayıtları ulaşmış en eski Türk musikişinası belki de ilk müzisyenidir. Kaba kemençe ile icra ettiği bu eserin bir de yaylı tanbur ile icra ettiği versiyonu var ki bu iki enstrümanın da mucidi kendisi. El yazmalarını incelediğimde her iki esere de “Yanık Ninni” dediği yaylı tanbur icrası için “Keza Yanık Ninni” adını kullandığını görmüştüm bir not olarak burada dursun…

Adeta bir müzik tanrısı Cemil Bey, kuşlarla müşterek taksimler yaptığı, hatta bir örümceğin onu dinlediğine dair bir anı bile mevcut. Neyse yeri gelince anlatırız, biz eserimize dönelim.

Bana kalırsa bu eser hem kültürümüzün bir parçası olarak çok uzağımızda kalan Türk klasik müziğimizi yeniden değerlendirilmenizde önemli bir etki yaratacaktır sizin için; hem de müzik ile anlatılabileceklerin sınırsız ufkuna dair bir fikir verecektir.

Ninni dünyanın her yerinde rastlanabilecek önemli bir müzik biçimi. Aile ve çocuk arasında pür bir müzikal iletişim. Fakat bazı örnekleri oldukça farklı olabilmekte. Örneğin Sahra Altı Afrika’sından bir kabileye ait çok korkutucu sesler içeren bir örnek dinlemiştim. Gecenin zifiri karanlığında acılı feryatlar ve gözyaşları ile icra edilen bu ninni bebeği hüngür hüngür ağlatıyor ve beni bile korkutuyordu. Fakat amaç buymuş zaten. Amaç korku salarak bebeğin etrafındaki kötü ruhları kaçırmak ve bebeğe huzurlu bir uyku vermekmiş. Bir ritüel…

Uyarıyorum Tanburi’nin bu ninnisini dinlemek de sizi ürpertebilir. Ancak ustalıkla icra ettiği taksimler ardından birdenbire kemençeden çıkardığı “Yangın var! Fatma Hanım!” sözleri daha çok insanı hayrete sürüklüyor. Cemil bey bu yeteneğini daha önce padişahın huzurunda da sergilemiş ve bu kayıt ile aynı şovu tekrar yapmış, taş plak için bıraktığı notlarda “Henüz sütten kesilmemiş çocuğu ile annesi ve dadısı arasındaki masumane sohbet.” diye tanımlı bu eseri. Anne bebeği uyutmaya çalışırken dışarıdan bağırılıyor “Yangın var.”. Ve son not olarak bu eserin doğaçlama olarak icra edildiğinin kuvvetle muhtemel olduğunu da tekrar belirtmek isterim.

Yazar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.