Artık rutin halinde size iki hafta da bir iki adet tuhaf müzikal örnek sunmaktayım malumunuz. Bugün seçtiğim iki örneğin de aslında ortak bir yönü, uzayla bir ilişkisi var ama bunu ayrı bir müzik yazısında değerlendirmek istediğim için burada bahsetmeyeceğim.

Bugün seçtiğim örnekler aslında başka bir gezegene ait desem ilk kez dinlediğinizde pek de yadırgamazsınız diye düşünüyorum. Fakat illaki bir yerlerden kulağınıza bu nevi eserler çalınmıştır. Bugün yer kürenin geneline hâkim olan müzik anlayışından apayrı denebilecek müzik geleneklerinden iki örnekle karşınızdayım uzatmadan hemen başlayalım.

Umarım yine ufuk açıcı ve ilham verici olabilirim. Keyifli dinlemeler.

Puspawarna

Kelimenin anlamı çeşitli çiçekler ya da rengârenk çiçekler olarak çevrilebilir. Şarkımızın adı üzerinden, tasvir ettiği şeyin birtakım çiçekler olduğunu söylemek mümkün ve hatta bana hep bir çiçek dürbününden manzaraları hatırlatıyor bu eser.

Eser Cava bölgesine ait, peki neresi bu cava derseniz Endonezya’da yer alan takımadalardan biri olduğunu söyleyebilirim. Belki kulağınıza Cakarta isimli kent bir yerlerden çalınmıştır, bir takım Hollywood filmlerinde egzotik bir bölge olarak birkaç kez karşıma çıkmıştı. Fakat Puspawarna Cava adasının orta bölgesinde bulunan Surakarta bölgesinden gelen bir eser bu.

Küçücük ve bizim tarih kitaplarında okuduğumuz haritaların çok uzağında, bu kültürlerden oldukça izole kalan bu toprakların başlı başına destansı bir tarihi ve krallıkları var… Bu krallardan biri olan 4. Mangkunegara tarafından bestelenmiş bugün değindiğimiz eser. Kendisi Bu Surakarta denen şehrin kralı… Aynı zamanda bu şehrin adını taşıyan bir strateji oyunu da mevcut.

Özetle oyunlarından yemeklerine kadar bambaşka, bizler için bilinmez bir kültür olan Endonezya adalarından bize ulaşan bu esere tekrar dönecek olursak, aslında duyulanın aksine müziklerinin bize o kadar yabancı olmadığını söyleyebiliriz.

İlk kez Avrupa’nın Oryantalist merakı ile Eiffel kulesi altında düzenlediği Dünya Fuarı’nda, Gamelan müziği “batı” anlayışımıza göre bilinir bir alanda icra edildi. Ve o günden itibaren de tüm bilinen müziği oldukça değiştirdi. O gün -Debussy’nin de mutlaka dinlediği grup- eserlerini icra etmelerinin ardından birçok besteci tarafından zamanın Empresyonist akımının da etkisiyle bu müzik batı müziği anlayışında yorumlanmaya başladı.

Debussy haricinde geçen haftalarda bahsettiğimiz John Cage ve daha nice müzisyenler bu müzik kültürü etkisinde eserler verdiler. Özellikle Avrupa kültüründe çok çarpıcı etkiler uyandırmış ve bu müziklerin değişimine de ön ayak olmuş olan bir müzik kültürü Gamelan.

Peki, Gamelan nedir kısaca buna da değinerek sıradaki esere geçelim isterseniz… Bu etkileyici müzikte kullanılan tüm enstrümanlar bu gelenek içinde var oluyorlar. Başat ve özgünler. Tahta ve metallerin ağırlıklı bulunduğu bir orkestranın kendisi aslında müziğin de belirleyicisi oluyor. Zira bir takım tencere veya bir dizi belli boylarda taş şeklinde görünen bu enstrümanların her bir parçası bir orkestra için özel olarak üretiliyor, yani orkestrada bulunan yüzlerce parçanın her biri diğeri ile uyumlu bir akort içinde ve başka bir orkestrada kullanılması mümkün değil. Bu sebeple geçmişte bir orkestranın enstrümanlarının tamamen yapılması 40 yılı bulmaktaydı. Bu nevi doğal bir uyum arayışı günümüzde bildiğimiz müziklerde çoktan terk edilmiştir ama aslında seslerin doğada bulunuşu, bu orkestralardaki gibi bir yapıdadır. Metal ve tahta enstrümanlar dışında sadece bir adet teli enstrüman ve bir koro ile tam bir orkestra şekilleniyor Gamelan müziğinde.

İcrasında barındırdığı nüanslara değin bambaşka bir anlayışa sahip olan bu eser ile sizi baş başa bırakıyorum. İyi yolculuklar.

Çobanyıldızı ve Şeytan Kuşu

Eserin yerel adını bilmediğimizden dolayı Türkçe olarak burada adlandırmak istedim. Ancak eser Avustralya yerlilerine yani Aborjinlere ait.

Aborjin kültürüne ait üflemeli bir saz olan Didgeridoo (Okunuşu: diciridu) ile başlıyor eser. 23 saniyelik bu kayıt Çobanyıldızı isimli kayıt. Aynı zamanda bu yıldızla eşleştirilen bir tanrı var Aborjin kültüründe. İsmi Barnumbirr fakat eserin gerçekten yerel adı bu mu bilemiyoruz.

Didgeridoonun sesi bana hep techno, trance, dubstep gibi modern elektronik müzikleri hatırlatıyor. Hatta bazen ritmik yapılar dahi bu müziğin bir taklidi gibi fakat gerçekte Aborjinler bu müziği elektrik yokken bile bu şekilde yapıyorlardı. Bu insan doğasına dair enteresan bir düşünme sorusu oluşturabilir? Neyse dağılmayalım…

 Daha sonra mırıldanır gibi bir ses duyuyoruz ki bu kayıtta gördüğünüz ve başlıkta da okuduğunuz üzere “Şeytan Kuşu” isimli eser. Fakat yakın zamanda olan bazı gelişmeler bu eserin adının farklı olabileceğini söylüyor.

1977’de dünyadan fırlatılan Voyager isimli uzay sondası içinde kaydedilen eser, bu isimle kaydedilmesine karşın geçen zaman içinde yapılan bazı arşiv araştırmaları çalan ikinci eserin adının “Moikoi” olduğunu ve Aborjin kabilelerinin bu eseri ölüleri anmak gibi bir işlevde kullandığını söylüyor. Maalesef bu konuda şaibeler hala sürmekte.

Şeytan kuşu Sri Lanka bölgesinde sesi bir kadın çığlığına benzetilen biraz da korkulan bir kuş; Ulema, Puhu, Kartal-baykuş, gibi isimlerle de anılıyor. Tabii Aborjin kültüründe bu manalara geldiğini düşünmek ve eseri böyle yorumlamak da doğru olmaz ama bir not olarak bulunsun istedim.

Bir bilinmez eser bir bilinmez mırıldanma… Akılda binlerce soru işareti… Belki bu kayıt müzikte bir devrim yaratmadı ama müzik hakkında yeniden düşünmemiz için birçok yönden güzel bir adım olduğuna inanıyorum.

Yeni yazılarda görüşmek üzere kendinize iyi bakın ve müzikle kalın.

Yazar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.