Nasıl Bölüşüyoruz?

Serim

Daha önce de marketlerin ürettiği sorunlar üzerine yazmıştım. Bu sefer biraz daha temel bir şeyden bahsetmek istiyorum. Serbest piyasanın ürettiği en tatsız şeylerden birisi eşitsizlik. Aynı dünyada, aynı ülkede yaşayan insanların birbirlerinden inanılmaz farklı hayatlar yaşaması. Elbette herkesin aynı gelir seviyesinde olması fiziksel olarak muhtemel olmuyor. Herkesin kabiliyetleri, tercihleri ve beklentileri farklıyken parçası olduğumuz piyasadan farklı çıktılar almamız oldukça doğal ve kaçınılmaz. Hatta bu özellikleri doğru inceleyerek insanların kendi refahlarını arttırmaları için emek göstermelerini teşvik etmeliyiz bence. Ancak kurduğumuz sosyal düzende bazıları bir gecede bir ailenin yıllık gelirini harcarken; insanların aç kalması, kendi hayatlarındaki en temel ihtiyaçlardan mahrum kalması bence o kadar gerekli değil. Eşitsizliği önlemekle alakalı yapılacak yeniden dağıtım projelerine karşı çıkılan en temel argüman zenginlerin o parayı hakkıyla kazanmış olmaları ve o parayı fakirlerden daha iyi değerlendirecek olması, yatırım yapacak özelliğe sebep olması.

Öncelikle kendi yeteneklerini ve iyi bir fikri doğru yerde doğru zamanda olarak değerlendiren insanların zengin olması alışageldiğimiz bir mekanizma. Ancak bu hikâyelerdeki insanlar çoğunluğu değil azınlığı oluşturuyor. Nesilden nesle taşınan miraslar ve sosyal tanışıklık ağlarıyla katmerlenen servetler zenginliğin en temel yapı taşlarından birisi. Dahası, bu insanların olağanüstü para yönetme yetenekleri olduğu da tartışmalı. Eğitim alarak kendini bu alana adamış yatırım danışmanları ve uzmanların yönettikleri fonlarda paralarını değerlendiren, sermayeleriyle yıllarca okumuş insanların üretim yapmalarını sağlayan sermaye sahiplerinin kazandıkları paranın hepsini hak ettiklerini söylemek zor. Tabii ki onların ve onların ailelerinin çok önemli etkileri olmuştur ancak o servetin içinde oluştuğu topluma bir sorumluluğu var. Onu üreten sosyal düzen ve toplumun içindeki insanlar en azından temel ihtiyaçlarını karşılayabilmeyi hak ediyor.

Dahası, zenginlerin kendi gelirlerinden aldıkları marjinal fayda gittikçe azalıyor. Yani bir zenginin biraz daha az lüks bir arabaya binmesi onu fazla etkilemezken bir ihtiyaç sahibi için kritik önemde olabiliyor. Refahını etkilemenin yanı sıra, eşitsizlik, ciddi bir potansiyel kaybı yaratıyor. Birikim yapamayan sosyal güvencesiz insanlar hem kendilerinin hem de içinde bulundukları toplumun refahının düşmesine sebep oluyor. Doğru şartlar olmadığı için iyi eğitim alamayan, doğru alanlara yönelemeyen veya fakirlik döngülerine giren gençler yeteneklerini değerlendiremiyor ve hayatlarını potansiyellerinden daha fakir geçirmek zorunda kalıyor. Hâlbuki bu sorunlar çözülebilir. Bu sebeplerle devletin temel fonksiyonlarından birinin de sosyal refah ve yeniden dağıtım olması gerektiğini düşünüyorum.

Düğüm

Peki, herkes böyle düşünmüyor mu zaten? Belli ki değil. Türkiye’deki vergi rejiminin hiç böyle düşünmediği belli en azından. Çünkü ülkemizde vergi geliri fazlasıyla dolaylı vergilere dayalı. Bu da şu anlama geliyor, gıdadan teknolojiye, en temel ihtiyaçlara kadar ödediğimiz vergiler vergi tabanının çoğunluğunu oluşturuyor. Bu neden kötü? Çünkü dolaylı vergiler sizin kim olduğunuza, kaç para kazandığınıza bakmıyor. Aldığınız ürün üzerinden uygulanıyor. Bu vergilere “regressive” yani geriye doğru artan vergiler diyoruz. Çünkü bir zengininin gelirinin %1’ine karşılık gelen vergi ödemesi bir fakirin gelirinin %30’una karşılık gelebiliyor. Diğer yandan gelire dayalı vergiler ise sabit oranlı veya “progressive” dediğimiz ileriye doğru artan vergiler oluyor. Bu vergilerin vergi mükellefinin gelirine oranı gelir düzeyine bağlı olarak artıyor veya en azından sabit kalıyor. Gerileyen vergilere dayalı bir vergi politikası gelir adaletsizliğine katkı sağlıyor çünkü zenginlerin gelirlerine oranla az vergi ödemelerini sağlarken fakirlerin kendi gelirlerinden verdikleri payı yüksek tutarak göreceli olarak fakir kalmalarına sebep oluyor. Hâlbuki daha ilerici bir vergi sistemimiz olsaydı paranın marjinal faydasından daha az etkilenen zenginler, doğrudan refahlarına çok daha az etki ederek verginin yükünü üstlenecekti ve asgari ücretle veya onun biraz fazlasıyla geçinen büyük bir çoğunluk markette daha az vergi ödeyecek, daha fazla ürüne sahip olabilecekti.

Devlet kaynaklarından doğrudan aldığım Türkiye vergi dağılımı ile OECD database’ten aldığım verileri basitleştirerek hazırladığım Almanya vergi dağılımı tablolarını inceleyebiliriz. Almanya ile karşılaştırmak popüler olduğu için onu tercih ettim ancak başka ülkeleri de inceleyebilirsiniz. Görüldüğü üzere Türkiye’de vergi, gelir adaletine katkı sağlamak yerine, hayatını idame ettirmeye çalışan, kendisine yemek, şampuan veya telefon almak isteyen vatandaştan tahsil edilen bir olgu.

Almanya 2019 vergi dağılımı. Kaynak: OECD Database

Peki adaletsizliği gözlemleyebilir miyiz? Basit ama yaygın kullanımda olan Gini index’i ile ülkelerin millî gelirlerinin ne kadar eşit dağılıp dağılmadığı ölçülüyor. Yüksek olması ise o ülkede zenginlerin pastadan çok daha fazla pay aldığını gösteriyor. Maalesef ülkemizdeki gelir dağılımı oldukça adaletsiz. Hatta herkesin genel örnek kabul ettiği ABD’den bile daha kötü bir duruma gelmiş durumdayız. Bu Türkiye’deki servet dağılımı, vergi düzeni ve iş ortamının sonucu olarak oluşuyor.

Çözüm

Bitirirken, devletin ve kurduğumuz düzenin bir sosyal sözleşme olduğunu unutmamamız gerektiğini düşünüyorum. Bu sözleşmenin içinde, en kötü şartlarda, her bir vatandaşın temel ihtiyaçlarını sağlaması bence değer ve önem vermemiz gereken bir konu. Vergiler bu sorunun sadece bir yüzü, ancak hepimizin önünde ve hepimizi etkiliyor. Sistemin nasıl işlediğini bilmeli ve onun asıl sahipleri olarak geliştirmeliyiz. Devletler sosyal olarak üzerinde anlaşılarak kurulmuş yapılar olmalı ve onu oluşturan vatandaşlarına ideal bir yaşam sunmaktan, onlara eşit ve adil davranmaktan başka bir amaca sahip olmamalı.

Yazar

Bir cevap yazın