Ölümün Kıyısında

Arabadan indim. Neredeydim?  Zülfü Livaneli’nin “Ölümün kıyısı, ölümün kendisinden daha feci bir şeydir, bunu yaşayarak öğrendim.” dediği o yerdeydim. Ölümün kıyısında. Cesaretimi bu feci hisse son vermek için toplamaya çalıştığım, her seferinde okyanusta boğulmaktan kurtulmuşçasına hayata sarıla sarıla kaçtığım o yerdeydim. Ama bu sefer emindim çünkü bardağın son damlası taşmakla kalmamış o suda beni boğmuştu. “Yolun sonu!” diye düşünmüşken birini gördüm. Duruşundan belliydi burada oluş sebebi. Mutsuz insan, mutsuz insanı şıp diye tanırdı ne de olsa. Yanına yaklaştım ve sordum:

-Neden bu yolu seçtin?

-Soruları ben sorabilir miyim biraz? Sorulan her soruya özenle cevap vermeye çalıştım ama benim sorularımı hep soru işaretinin çengeline tıkadılar. Sen de öyle yapma ve söyle, sözlerini geri alamazlar mı? Yapılanları unutturamazlar mı?

-Sözlerini geri alsalar da seni o sözleri söyledikleri andan çekip çıkaramazlar, kendini kandırma.

-Peki, beni kendimden çekip çıkarabilirler mi? Unuttururlar, affederim belki onları.

-Seni kendinden çekip çıkarabilecek tek kişi de unutmak için kendini sana affettirmesi gereken tek kişi de yine sensin.

-Kendime küs değilim, onlara küsüm dalga mı geçiyorsun?

-Evet, belki.  İnsanlara küsmek, darılmak bana göre şeyler değil. Birini, benim kalbimi parçalayacak kadar yakınıma aldıysam suçlu benimdir. Bu kalp kırıklığından yalnızca kendimi artık suçlamadığımda kurtuluyorum.  Kendimi artık suçlamamak da kendimi, kendime affettirmekle mümkün oluyor. Aslında hepsi bağlantılı. Her şey bağlantılı. Hepimiz birbirimize şeffaf iplerle bağlıyız ve birimiz ne tarafa giderse ötekimiz de farkında olmadan o tarafa yöneliyor. Birbirimize, biz reddetsek de ihtiyaç duyuyoruz ve çoğu zaman bu iplerin iyileştirme gücüne tutunuyoruz. Konuşulanlar, kalp kırıklıkları, yalanlar… Hepsi yalnızca bir sebep. Yaşadıklarımıza kaftan biçmemiz gerekiyor ve bahane üretmekte bir numara olan insanlar olarak 70-80 yıllık hayatlarımızı birkaç iyi düşünülmüş bahaneye sığdırıyoruz, hepsi bu. Her neyse, sonuç olarak asırlar boyunca gelmiş geçmiş bütün kötülükleri de affetmeye çalışsan, kendini affetmeden asla yol alamazsın.

– Kendimi affettim diyelim, bitecek mi, çözülecek ya da geçecek mi? N’olur bana bir yol göster. Adını bile bilmiyorum ama bir yabancının sözüne, vereceği tek bir umuda sarılacak kadar rezil, kimsesiz hissediyorum. Bana öyle geliyor ki ağzından çıkacak tek bir söz benim için uyulması zorunlu bir emir olacak. Tanıdıklarımın sözlerine hayatımı adayarak geldim bu uçurumun kenarına.  Peki tanımadıklarım? Lütfen bir şey söyle, iyi bir insan olmak için kendi içime özenle ektiğim, suladığım çiçeklerin dikenleri yüreğimi kanatmaya başladı. Beni bundan kurtar ya da kendimi kurtarmama yardım et!

-Seni kurtarmak için umut vadeden sözcükler sıralamayacağım. Geçecek, çözülecek demeyeceğim. Geçmeyecek, çözülmeyecek. Sen bugüne kadar yaşadıklarından daha da berbat şeyler yaşayacaksın. Tanımadığın birini geç konuşmak için can attığın biriyle bile ağzını açıp konuşacak takatin olmayacak. Hayat, sana rüyanda tattığın o düşme hissini her yeni gün başka duyguların ardına gizleyerek tekrar tekrar yaşatacak. Bundan daha acılı yöntemlerle ölmek isteyeceksin. Hediye paketlerine sarıp çevrendekilere teker teker dağıttığın umutlarını diri diri toprağa gömeceksin. Sana kötülük yapanlar cezasını almayacak ya da kendilerine “Ben ne yapmışım?” diye bir gün olsun sormayacaklar.

İşte bunlar büsbütün gerçekler. Gerçeklere olduğu gibi, tüm pisliklerini, haksızlıklarını göre göre sarılırsan kimse gardını yıkamaz. Sen bile. Gerçekleri her kabullendiğinde bünyen seni diğer büyük gerçeklere hazırlayacak. Evet, eğer şimdi buradan aşağıya kendini bırakırsan gerçeklerin en büyüğü olan ölümü yaşamış olacaksın. Ölüm gibi bir gerçeği seçersen de diğer gerçeklerle savaşıp savaşamayacağını hiçbir zaman göremeyeceksin. Bu bir kumar ve oynamak senin elinde. Denemeye değer olduğunu düşünüyorum!

Ben şimdi gidiyorum. Belki bir daha karşına hiç çıkmayacağım ya da sen kendini öldürdüğün için çıkamayacağım. Kendi yaşamınla ilgili bu kararı sana bırakıyorum.  Hoşça kal, hoşça kalmaya çalış!

Şeffaf iplerimizi de unutma, belki karşı otobanda bizi tekrar yan yana getirir. Seni bana, seni bütün insanlığa, seni gerçeklere, seni hayata bağlar!

Onun hayatını kurtarma umudu beni hayata bağlamıştı. Ona söylediklerim aslında benim duymak istediklerimdi. Şimdi yeniden doğmuş gibiydim.  Şeffaf ipler beni kendime, beni bütün insanlığa, beni gerçeklere, beni hayata bağlamıştı.

Artık tek temennim karşıdaki otobanda tekrar yan yana gelebilmekti, bekleyecektim.

Yazar

Bir cevap yazın