Pavyon

Seneler evvel pavyon sözcüğünün kökenleriyle alakalı kendi blog platformumda mini bir makale yazmamla beraber “Yeşil Noktalı Creeper” isimli bir takipçi –belki de daha eski yazılarımdaki politik tavrımdan hoşlanmadığı için– pavyon terimini kullanmak suretiyle bana okkalı bir küfür savurmuştu. Şayet bu yazıyı okuyorsa o şahsa teşekkürü bir borç biliyorum aslında; çünkü hem o küfrü edebiyat tarihi açısından değerlendirip böyle enteresan bir yazı yazmama vesile oldu kendisi hem de Jamaika İngilizcesindeki küfürler üzerine deneme olarak hazırladığım aşağı yukarı 300 deyişten meydana gelen mini bir cep sözlük(çük) çalışmasına katkı sağladı, sağ olsun. Ben de bu terimin etimolojik serüvenini daha teferruatlı biçimde kaleme alayım dedim bir kez daha…

Pavyon nedir? Bu sözcük nereden gelmiş ve tarih boyu ne manalarda kullanılmış? Pavyon dendiği vakit insanların zihninde beliren imge ne imiş?


Halk arasında genellikle “geç vakitlere kadar içki içilen yer” gibi bir mana taşır pavyon. Bu anlamda sözcüğün Türkçe literatürde metin içi kullanımına dair en erken misal –bilindiği kadarıyla– Orhan Kemal’in Sokaklardan Bir Kız romanında geçen ifadeler… Dirsek vuranlar, çimdik, laf atanlar… Bu yola düşmüş kadınlar böyle şeylere alışkın olmalıydılar. Hele kırkını aşkın, herhangi bir pavyonda konsomatris, Leylâ gibiler, derken romanın müellifi Orhan Kemal aslında bu manasıyla kullanmış pavyon terimini[1]. Hatta bu sözcük daha pespaye yerleri tanımlamak için bir nevi aşağılama ifadesi olarak yer bulmuş kendine eski İstanbul argosunda da. Şöyle basit bir Google taraması yapıp konuya dair görsellere baktığınızda dahi bir sözcüğün değişimine tanıklık edersiniz.

Pekâlâ, bu sözcüğün orta devrin Latince literatüründe yer alan papilio sözcüğü ile kökteşliği nedir?

Sözcüğün kökenleri bizi, bu sözcükle uzaktan da olsa akraba olan Latince papilio’ya kadar götürür. Thomas Bayly’nin o meşhur kelebek şiirinde şöyle geçer; Ah, sim Papilio natus in flosculo, Rosæ ubi lilaque et violæ halent[2]. Bir çeviri yaparsak şayet kabaca şöyle de denebilir: Ah, kameriyede doğmuş bir kelebek olurdum, güllerin, zambakların ve menekşelerin buluştuğu yerde… Bir dipnot olarak flos “çiçek” demek. Metinde geçen flosculo terimi de esasen “çiçekçilik” manasına gelse de şiirin İngilizce çevirisinde –şayet yanlış hatırlamıyorsam– bower sözcüğü kullanılmış idi.

Yani, “çardak, gölgelik, kameriye”…

Bir şiir metnine yakışabilecek bir ifadeyle kameriye dense daha hoş olur zannımca. Şiirde karşımıza çıkan papilio da “kelebek” manasında kullanılmış. Kimi sinemaseverlerin papillon terimini anımsadığını tahmin ediyorum tam da şu anda. Fransızcaya da “kelebek” olarak girmiş; hatta bu sözcüğe ve taşıdığı manaya sadık kaldığı anlaşılan rejisör Franklin Schaffner tarafından 1973’te beyaz perdeye aktarılan ve Dustin Hoffmanlı, Steve McQueenli kadrosuyla âdeta bir kült hâline gelen Henri Charriere imzalı Papillon filminin o enfes müziğini ve yürek burkan finalini hatırlarsınız hepiniz.

O şaheser niteliğindeki yapıtın ismi de bu Orta Çağ Latin şiirinden evrilmiş olan Kelebek

Lakin papilio, Latincede yalnızca bu manaya gelmiyor tabii. İkinci taşıdığı anlam “bir çeşit çadır” aslında. Fransızcaya da “çadır, büyük gösteri çadırı, bina müştemilatı, çadır biçiminde müştemilat” manalarıyla giren terim, evrilerek pavillion hâlini almış. Okyanus Sözlüğü’nde de “tavanı dört köşe olan karyolaların üzerine konan örtü ve sayvan” olarak geçer[3]. Yani, bir nevi “çadır vazifesi gören örtü” manasında da kullanıldığı için olsa gerek uzun seneler Akdeniz’deki ticaret trafiğinde Müslüman kervancılara bağımlı oldukları için artık yeni diyarlar keşfetme arzusundaki Avrupalı denizciler ve tüccarlar vasıtasıyla “gemi bayrağı” anlamıyla da kullanılmış denizci lisanında.

Mimari bir sözcüktür aslen.

Fransızca katmanı da olan Türkiye Türkçesine bu terimden evrilerek pavyon veya paviyon olarak girmiş. Türkçe literatürde 1940’lı, 50’li senelere değin kaleme alınan romanlarda ve gazete kroniklerinde “bina müştemilatı” manasında kullanıldığı görülür. Mealen, bir kuruluşun veya kurumun aynı alan içindeki yapılarından biri veya bir park ya da bahçe içinde ticari maksatla inşa edilmiş küçük yapı veya yapılar…

Yani, bir mimari terim olarak “planı kareye yakın yapı” yahut “yapı bölümü” oluyor. Misal, Çin’de bir fuarda Türkiye menşeli bir dizi stant açıldığını farz edin. İşte, o stantlar, Türkiye pavyonudur. Veya Balat Or-Ahayim Hastahanesini değerlendirelim. Or-Ahayim’in bahçesinde yer alan bina yapıları o hastahanenin pavyonunu meydana getirir.  


Bu sözcük, 1950’li senelerde meşhur Taksim Gazinosu’nun paviyon veya pavyon adıyla nam salmış olan müştemilat bölümü sayesinde bambaşka bir manaya evrilmiş en nihayetinde. “Sabaha dek açık olan içkili mekân” olarak anılmaya başlanmış.

Eski gazete kupürlerine bakıldığı vakit –mesela 1955 tarihli eğlence mekânlarının tanıtım ilanları[4], 1958’de kimi gazetelerin Çanakkale Abidesi için para toplama havadisleri[5] vb. gibi– pavyon sözcüğünün mana farkı çarpıcı bir biçimde görülür. Sanki gazino bünyesinde lokanta ile pavyon ayrı yapılarmış gibi yansımış gazetelere… Belediye binası, lokanta ve müzikhol yapılarından dolayı Taksim Belediyesi Pavyonu denmesi anlam açısından daha doğru iken böyle kullanılmış. Hatta son 20-30 senedir giderek daha olumsuz bir mana taşımaya başlamış. Şimdilerde pavyon dendiğinde insanların yüzünde beliren çizgiler, size bu sözcüğe yüklenen manayı kanıtlar niteliktedir.

Hâlbuki alakasızdır.  

Kaynakça

  • “Bebek Bahçesi” (Müzeyyen Senar programının tanıtım ilanı), Milliyet, 18 Aralık 1955.
  • “Çanakkale Abidesi Yardım Kampanyası”, Milliyet, 18 Ocak 1958.
  • Nathaniel Thomas H. Bayly, Psychæ, or Songs on Butterflies, Malton, UK, 1828.
  • Orhan Kemal, Sokaklardan Bir Kız, Ülkü Yayınları, Istanbul, 1968.
  • Pars Tuğlacı, “pavyon”, Okyanus: Ansiklopedik Sözlük, Cild 7, Cem Yayınları, Istanbul, 1985.

[1] Orhan Kemal, Sokaklardan Bir Kız, Ülkü Yayınları, Istanbul, 1968, s.5.

[2] Nathaniel Thomas H. Bayly, Psychæ, or Songs on Butterflies, Malton, UK, 1828, p.2-3.

[3] Pars Tuğlacı, “pavyon”, Okyanus: Ansiklopedik Sözlük, Cild 7, Cem Yayınları, Istanbul, 1985, s.2295.

[4] “Bebek Bahçesi” (Müzeyyen Senar programının tanıtım ilânı), Milliyet, 18 Aralık 1955, s.7.

[5] “Çanakkale Âbidesi Yardım Kampanyası”, Milliyet, 18 Ocak 1958, s.1.

Yazar

1 Yorum

Bir cevap yazın