Refah ile Ekonominin Sıkı İlişkisi

Kültürün Bütçe Kullanımına Yansımaları

Eski dönemlerdeki gibi sosyal statü olarak hayatın içine doğrudan sınıf kavramıyla birlikte yansımasa da 21. yüzyıla bakıldığında üstü örtülü bir kast sisteminin ekonomi, dolaylı olarak refah seviyesi çatısı altında hissedildiği acı bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır. Toplumun adalet, kültür ve ekonomi gibi birçok kavramı ile ilişkili refah başlığı, yaşam kalitesi, bolluk veya rahatlık düzeyi olarak tanımlanabilmesinin yanında farklı bilim dallarıyla bir hayli ilişkili, oldukça geniş bir kavramdır. Aynı şekilde ulusal kültürün de ekonomik gelişime ve yaşam kalitesi üzerinde fazlasıyla etkisi mevcuttur; danışmanlık ve araştırma şirketi olan BAV Grubunun 2020 yılında yapmış olduğu bir çalışmada, Dünya genelinde yaşam kalite endeksi araştırmasında, beklenildiği üzere Kanada, Danimarka, İsveç, Norveç gibi ülkeler ilk sıralarda yer almaktadır. Bu ülkeler incelendiğinde, en büyük ortak özelliklerinden birinin güçlü ekonomik temellerinin üzerine kendi toplumlarındaki bireylere refahı ulaştırabilmek için çalışan devlet kültürüne sahip olmaları göze çarpmaktadır. Bir diğer açıdan bakıldığında, refah seviyesinin kişi bazında sosyal faaliyetlere yapılan harcama ile de doğrudan bağlantısı mevcuttur. 2019 senesinde yapılan bir diğer araştırmada, görece kendi refahını yükseltmek üzere tiyatro, sinema, opera gibi etkinliklere en fazla sosyal harcama yapan ülke, 16. yüzyılda Paris’te ekmek kıtlığı söz konusu iken dönemin kraliçesi Marie Antoinette’nin “Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler” gibi bir söylemi tarihinde barındıran Fransa’dır. Yukarıdaki iki araştırmadan da anlaşılacağı üzere, zamanla değişmeyen nadir şeylerden biri, toplumun kültürü, ekonomisi ve refah seviyesi arasında bir dengenin oluşması gerekmektedir. Mevcut ekosistemi doğru analiz ettikten sonra, belirli bilgi birikiminin yanında devlet ve bireylerin, ekonomik olaylara bir adım geriden bakarak bütçesini, refahını yükseltmek amacı ile doğru biçimde kullanmayı bilmesi gerekmektedir.

Refah ile Ekonominin Sıkı İlişkisi

Asırlar boyu Dünya üzerinde kimi medeniyetler gelişmiş, kimileri ise çağı yakalayamayarak geri kalmıştır. Çağı yakalama, gelişmişlik olarak nitelendirilecek olursa; özellikle gelişmiş ülkelerde refah seviyesinin yüksek olması, doğrudan veya dolaylı olarak adalet, ekonomi, basın özgürlüğü gibi birçok başlık ile ilişkilidir. Bu refaha etki eden faktörler arasında olan en kritik bağlardan biri ise ekonomi ile refah kavramının arasındadır. Ekonomi ile refah arasındaki derin ilişkiyi kavrayabilmek için her açıdan farklı çalışmalar yapılmalıdır çünkü ülkelerin gelişmişlik seviyesi, ekonomik durumu, mutluluk endeksi doğrudan veya dolaylı olarak bu farkındalığa göre değişiklik göstermektedir. Devlet en temelde, toplumu oluşturan insanların iktisadi etkinliklerini inceler ve toplumsal talebi karşılamak üzere farklı alanlarda faaliyet gösterirken toplumun refah seviyesini yükseğe çıkarmak üzere oluşmuş bir bütündür. Elbette devletin ekonomideki yeri ve refaha etkisi uygulanmakta olan ekonomik sisteme göre farklılık gösterebilir, ancak hangi sistemde olunursa olunsun, mevcut bağı hem kişi hem de devlet bazında kavramak oldukça kritiktir; çünkü refah, oldukça önemli ve değerli olan, insanca, huzur içinde bir hayat yaşarken kişilerin felsefi fikir ve bilimsel bilgi icat edebilecekleri habitatı sunabilmenin yegâne yoludur. Bu habitatı oluşturmayı başarabilmiş ülkeler gelişmiş ülke olarak isimlendirilir, belki de bunun bir çıktısı olarak gelişmiş ülkelerde yaşamını sürdüren insanların en hassas noktalarından biri yine kendi refahıdır. Bu gibi ülkelerde bireyler, kendi refahını yükseltmek üzere oyunu verir, doğal olarak ülke yönetim disiplinleri de bu yönde şekillenmiştir. Özellikle bahsi geçen toplumları idare eden devletlerin ise çoğunlukla başarılı oldukları görevlerinden biri kamu bütçesini doğru yönetirken, toplumdaki bireylerin refah seviyesini yükseltmektir ve bu da ancak bulunan çağın doğru analiz edilmesi ile mümkündür.

Kendi Refahını Korumak

Dünya ekonomisinde oluşabilecek ani kriz ve resesyonlarda kişinin kendi ekonomisini koruyabilmesi, özellikle spesifik farkındalıklar ile kısmen de olsa mümkün hale gelebilir. Özünde herkes biraz iktisatçıdır, evine maaş getiren bir babadan, bursunu yeni almış bir öğrenciye kadar herkesin yaptığı iş, literatürde birer ekonomik eylem olarak yer almaktadır. Kişi özelinde alınabilecek önlemler, bütçe yönetimini öğrenmeden, banka kredi notunu yükseltmeye kadar geniş görülebilir. Bu gibi önlemler kişiyi enflasyon gibi olumsuz ekonomik faktörlerden korurken, geleceğini garanti altına alabilme şansını getirmesinin yanında, günlük yaşantılarını ve refah seviyelerini pozitif anlamda etkiler. Tabi ki kişi özelinde refah algısı değişiklik gösterebilmektedir. Örneğin metropolde bir banka çalışanına göre sahip olduğu arabasının markası, köydeki bir çobanın ise 10 koyunu var iken 20 koyunu olması kendi refahı için birer ölçüttür. Ekonomi ile refahın arasındaki bağlantının hayata yansıması Sam Ewing’den bir alıntıyla ifade edilecek olursa: ”Enflasyon, saçınız varken beş dolara yaptırdığınız saç tıraşını, saçınız döküldüğünde on dolara yaptırmanızdır.” Farklı bir diğer açıdan bakıldığında, kişi bazında yapılabileceklerin yanı sıra ekonomi ve refah arasındaki dengeyi kurmanın en büyük sorumlusu kuşkusuz devlet yönetimidir. Bunu yaparken ise devleti oluşturan üç ana faktör olarak nitelendirilen yasama, yürütme ve yargının, en temelde kişi yaşamına pozitif dokunuş amacı gütmesi gerektiği aşikardır.

Çağın Konuları Üzerine Düşünebilmek

Belirli temellerin üzerine uygulanabilecek yapısal reformların yanı sıra konu üzerinde sistematik düşünme yapılması oldukça önemli bir konudur. Günümüzde, Silikon Vadisi gibi örneklere bakıldığında da anlaşılacağı üzere akıl ve bilim asıl değerli olandır. Akıl ve bilim üzerinde düşünme yapmadan çağın konuları üzerine yoğunlaşmayan ülke ve insanları ise refah seviyesi düşük biçimde yaşama durumunda kalmaktadır. Apple, Mercedes, Spotify gibi firmaların yer aldığı ülkelere bakıldığında da günümüzde, refah ve ekonominin iyileşebilmesi için düşünme işlemini yapmanın kıymeti anlaşılabilmektedir. İtalyan yazar Stefano D’Anna’nın “Tanrılar Okulu” kitabında yer alan, ”Düşüncelerimizin kalitesi yükseldikçe yaşam kalitemiz de yükselir.” ifadesi bu durumu özetler niteliktedir. Son olarak ekonomi ile refah arasındaki ilişkinin farklı açılardan tanımlanışı, ekonomistlerin refah ekonomisi olarak özetlemiş olduğu bir kavramda toplanmıştır. Refah ekonomisi, refah özelinde ekonomiyi detaylıca değerlendirmek üzere ekonomik tekniklerini kullanan ekonomi dalıdır. Refah ekonomisini ülke bütçesini yönetmek, merkezi sosyoekonomik problemleri çözmek için de kullanmak mümkündür. Ülkelerin siyasi politikalarında refah ile ekonomi arasındaki ilişkiyi gözetmesi ve buna göre şekillendirmesinin gerekliliğinin yanı sıra kişi, kendinde de söz konusu farkındalığı yarattıktan sonra yaşamını etkili yönde geliştirebilir.

Yazar

Bir cevap yazın