Salgınla Mücadele Politikalarında Görünmeyen Kesim: Gençlik

Halk sağlığı kavramı pandemi dönemiyle birlikte hayatımızda önemli bir yer edindi. Öncesinde daha az farkında olduğumuz bu kavram aslında gündelik hayatın kendi rutininde akmasında oldukça etkili. Bu etkisini elbette onu kaybedince ve durmadan halk sağlığını nasıl yeniden tesis edebileceğimizi konuşunca fark ettik. Bu bağlamda halk sağlığının kapsamını da sorgulamak gerektiğini düşünmeye başladım. Bunun nedeni pandeminin yarattığı ve insanlar üzerinde oldukça yoğun etkileri olan başka sorunların günden güne daha çok yayıldığını çevremde görmemdi. Halk sağlığını koruma adına alınan kararlar ve bu kararlarla ilişkili politikaların ne kadarı gerçek manada halk sağlığını korumak üzere dizayn ediliyor? Halk sağlığını bir açıdan korurken başka açılardan bozuyor olabilir miyiz? Bu soruların cevaplarını daha dar bir kesim üzerinde ele almanın sağlıklı olacağını düşünüyorum. Bu nedenle gençler üzerinde bulaşı önlemek için alınan kararların nasıl zararlara yol açtığına bakmak istedim.

Sağlığımız İçin Fazlası Gerek

Pandeminin etkilerinin farkında olunduğu ve bu etkilerden bizleri korumak adına uzmanlar tarafından tasarlanan uygulamalara gidildiği karar alıcılar tarafından defaatle dile getiriliyor. “Sağlığımız için” savunmasını hiç duymadığımız kadar çok duymaya başladık bu dönemde. Ama gerçekten sağlığımız için alınan kararların sadece “covid-19” bulaşına yönelik olduğunu görmek karar alıcıların politika üretim sürecinde tüm ihtimalleri ya da sonuçları düşünmediğini akla getiriyor. Zira bulaşı engellemek adına toplumun belli kesimlerini evlerde kalmaya zorlarken bunun olası diğer yan etkilerinin nasıl giderilebileceğine dair politika önerileri ya da uygulamalar görmüyoruz.

Eve Kapatılmak

Pandemi sırasında eve kapatılan yaş gruplarından olan 20 yaş altı genel itibarıyla oldukça sosyal olan bir sınıf. Gerek okul yaşantısı gerekse çeşitli aktivitelere daha yatkın olması nedeniyle bu grubun eve kapatılması sırasında sadece bulaşı engellemenin düşünüldüğünü görmek oldukça üzücü. Zira bu grubun ev içerisinde hiç geçirmediği kadar aralıksız zamanlar geçirmesinin onlar üzerinde oluşacak psikolojik etkilere yönelik de uygulamaların geliştirilmesi gerekirdi. Bu yaş grubuyla alakalı bir diğer nokta ise ergenlik dönemi içerisinde kendi kararlarını almaya başladıkları bir evrede “devlet” gücü tarafından etkisiz hâle getirilmiş olmaları. Bunun etkilerinin ne olacağını konuşmak için erken olmasına karşın uzun süredir toplumda benzerini görmediğimiz bir şekilde bir yaş grubu zorla evde tutuldu. Onların tecridi sırasında karar alıcıların ilk önceliği olmadıkları da aşikârdı. Çeşitli konularda, okulların açılması ya da okulların kapalı olduğu durumda sınavların yapılmaması gibi, dile getirdikleri fikirleri de görmezden gelindi. Bu gibi durumlar onların politikaya ve devletin yaptırım gücüne olan bakışları üzerinde uzun süreli etkiler oluşturabilir. Ancak karar alıcıların bunları da düşünmediğini dile getirmek için yeteri kadar sebebimiz var.

Bu yaş aralığında yer alanların kararlar karşısında ne hissedecekleri ve bu sürecin nasıl yönetilebileceği noktalarında ailelere pedagojik destekler verilebilirdi. Ailelerin bu konuda daha bilgi sahibi olması ve onların ev içi düzende daha aktif bireyler hâline gelerek gelişimlerinin desteklenmesi de sağlanabilirdi. Tüm bunlar yapılmadığı gibi ailelere verilmeyen psikolojik ve pedagojik desteklerle ailelerin çocuklarıyla olan ilişkilerinde gerilimlerin önü de alınmadı. Evde daha fazla vakit geçiren çocukların ev içi uyumlarında zorluk yaşamaları ve aileleriyle daha sık tartışmalara girmesi de yine kendi etrafımda fark ettiğim bir durum oldu. Eğer bu durum benim çevreme özgü değilse bunun da etkilerinin uzun solukta olma ihtimali oldukça yüksek.

Aileleriyle arası gerilen evde kalmaya zorlanmış ve bu sırada talepleri görmezden gelinmiş bu kesimin yasakları ihlal ettiğinde de karşısında net bir otorite görmemesi yasakların aslında çok esnetilebilecek şeyler olduğunu düşünmeleri de bir başka açıdan sorunlu olabilir. Zira devletin aldığı kararlardan ya da yaptırımlardan sıyrılarak yaşanabileceğinin düşünülmeye başlaması kendilerini dinlemeyen ve düşünmeyen devlete ve onun mekanizmalarına karşı gençlerin yeni duruşunu çizmede etkili olabilir. Onları muhatap alan politikalar üretmeye başlanabildiği gün bugünlerin çıktılarını da değerlendirmek ve ona göre politika üretmek gerekeceği kesin.

Üniversitelilerin Kayıpları

Üniversiteye giden ya da gitmeye başlayan gençleri düşündüğümüzde de aslında durum farksız. Onlarda da alınan kararların sadece fiziki bulaşı engellemeye yönelik olduğu ve onların kayıplarının telafisi için bir politika üretilmediğini görmek mümkün. Üniversite öğrencilerinin kayıplarını da sadece ders kaybına indirgemek “üniversite hayatının” önemini anlamamak demek olacaktır. Üniversite döneminde olan bireyler genellikle kendi ayakları üzerinde durmayı deneyimlemeye başlayan bireyler olarak öne çıkmaktadır. Üniversite hayatının en büyük etkilerinden biri kendi kararlarını tek başına alabilmek ve bunların sonuçlarıyla yüzleşmek olabilir. Bunun hayatta edinilmesi gereken bir tecrübe olduğu kanısında olan insan sayısının hiç de az olmadığını düşünmekteyim.

Kendi başına yaşamanın da ötesinde üniversite hayatında öğrenciler kendi çevrelerini genişletmekte ve etkileşimde neredeyse hiç olmadığı alt kültürlerden ya da geleneklerden gelen insanlarla tanışmakta. Bunun üniversite bağlamı içerisinde anlamı daha da değerli. Bağımsız ve özgür olunan bir ortamda tanıştığınız insanlar üzerinden ya da konuştuğunuz kişiler üzerinden sizleri yargılayacak tepegözlerin olmadığını ve bunun da aslında sizin bu konuda kendi deneyimlerinizi elde edebilmeniz için oldukça değerli bir yol açtığını görmek gerek.

Üniversite sırasında çevrenizi genişletmenin yanı sıra kişisel yetilerinizi, yetkinliklerinizi deneyebileceğiniz kulüp ve sivil alanlarda var. Bu alanların bireyin gelişimi sırasında oluşturdukları etki küçümsenemez. Bu alanların yaratmış olduğu deneyimlere göre ne yapmayı sevdiğinizi nelerden hoşlandığınızı anlamak daha kolay olacaktır. Ancak tüm bunlar uzaktan eğitime geçildiği sırada ihmal edilmeye başlandı. Sadece öğrencilerin kendi çabalarıyla devam ettirebildiği kadar kulüp faaliyeti var ve bunların çevrim içi sistemlerde olması okulda yaratmış olduğu havayı yaratmakta zorlanıyor. Sosyalleşmenin çevrim içi versiyonunun hâlen o kadar gelişmediğini göz önünde bulundurunca bu gençlerin yaşamış olduğu kayıpların büyüklüğü daha da anlaşılır hâle gelecektir.

Tüm bunların yasaklar çevresinde gençlerin elinden alındığını ve yerine alternatiflerinin koyulmadan sadece en temel nokta olan “ders eksikliğini” gidermeye yönelik hamleler yapıldığını görmek oldukça üzücü. Bu eksikliklerin hissini yaşayan gençlerin boşluğa düşmesi ve mental olarak bu dönemi geçirmekte zorlanmaları da oldukça olası. Yine kendi küçük çevremde yapmış olduğum gözlemlerde psikolojik destek alan ve buna ihtiyacı olduğunu düşünen genç sayısının çok fazla arttığını gördüm. Bu psikolojik buhranın nedenleri kuşkusuz bulaşı azaltmak adına alınan kararlar ama bu kararların yanında gençlerin kayıplarını telafi edebilmek adına bir şey yapılmıyor. Bu sorunu kendi başına tespit edebilenler kadar içine düştüğü boşluk hâlini atlatabilmek adına destek alması gerektiğini bilmeyen ya da bilse dahi buna bütçesi yetmeyen gençlerin de olması oldukça muhtemel. Böyle bir durumda en azından oluşan psikolojik tahribat için devlet desteği olmalıydı. Gençlerin ruhsal sağlıkları da bedensel sağlıkları kadar düşünülmeliydi.

Olmayan Politikalar ve Karar Alıcılar

Pandeminin etkilerini yaş grubuna ve ait olunan sosyal statülere bağlayarak ele almak ve buna yönelik politika üretiminde bulunmak aslında daha sağduyulu bir yol ve yöntem olacaktı. Yasaklar planlanırken “bulaşı nasıl azaltırız?” tek soru olmamalıydı. Bunun yanı sıra bulaşı azaltmak adına aldığımız önlemlerle kimlere nasıl zararlar getiriyoruz ve biz bu zararları nasıl daha minimalize hâle getirebiliriz buna bakılmalı ve bunlara yönelik de politika önerileri getirilmeliydi. Tüm bu sorgulamalar politika üretenler ve karar alıcılar tarafından daha pandeminin en başından itibaren yapılmalı ve buna yönelik politikalar hayata geçirilmeliydi. Ancak bir yılını doldurmakta olan pandemide politikaların hayata geçmesini bir kenara bırakın karar alıcılar henüz bu sorgulamaları yapmadığını ve eksik oldukları alanları görmezden gelmeye devam ettiğini üzücü bir şekilde görüyoruz. Bugünün karar alıcılarının hatalı süreç yönetimlerinin faturası bir kez daha ileriye dönük kesildi.

Yazar

Bir cevap yazın