sana biriktiriyorum

Bir sonuca varamadan içime düşen neydi? Nefesimin kesildiğini hissettiren ya da zamanın gerisine düşüp ilerlemesi için zamanı bana ittiren neydi? İçimdeki sıkıntının büyüklüğünden kurtulmak için göğsümü yarıp çıkarmak düşüncesi nedendi? Cevapsız sorularla çıkmaz sokaklar arasında bir bağlantı olmalıydı!

Zihnimdeki düşüncelerin ağırlığından kurtulmak için saçlarımı kestirmiştim. Değiştiremeyeceği sonların farkında olan her insan gibi ben de kendimde bir değişiklik yaratmak ve devam eden hayatıma yeni bir hayat gözüyle bakmak niyetindeydim. Korkup kaçtığım, korkumdan kaçamadığım her ne varsa yok etmeliydim. Gizli gözyaşları akıttım içime. Damarlarımda gezinen ve beni besleyen gözyaşlarım oldu. Her hücrem hüzünle doldu sonra. Çıkmaz sokaklardan bile bir çıkış vardı; geldiğiniz yolu gerisin geri yürüdüğünüzde çıkabilirdiniz o sokaktan. Hüzünden ise bir çıkış yolu yoktu. Hüzne geldiğiniz yolları geri yürüyemez, zamanı geri alamazdınız.

Geldiğim yollardan yürüdüm. Çıktım hayatın tüm çıkmazlarından. Köşe başını dönüp sokaktan geçen insanlara adres sorar gibi seni sordum sonra. Sevgilim nerede, bana bakan gözleri nerede?.. Durgun bir suya bakar gibi baktılar bana. Durgundum. Hislerim büyüktü ve ben bu büyüklüğü kaldıramazdım.

Bir yağmur damlasının buluttan çıkıp yeryüzüne düştüğü an kadar aniden gitmiştin ikimizden. Seni ait olduğun yeryüzüne bırakacağım ana kadar geçireceğimiz günlerin hayali ve bıraktığın boşlukla kaldım öylece. Küçücük bir damlanın bulutta bıraktığı boşluk nedir ki?

Şimdilerde senden kalan içimdeki boşluğa elime ne geçiyorsa atıyorum, doldurmak için. Zamanı böyle geçiriyorum. Tüm kavramları tekrar yazıyorum. Sevginin, emeğin, bir olmanın ve yaşamanın anlamlarını yazıyorum. Bir damlanın daha kaybını vermemek için yapıyorum bunu. Sana çıkacak tüm sokaklardan uzak duruyorum.

Sonra şu mısra ile karşılaşıyorum sana çıkan bir sokakta;

‘dadme la muerte que me falta’

Bana ihtiyacım olan ölümü ver, sözleri yankılanıyor. Asfalt zeminde, çöpün yanında eşelenen kedide, kirli battaniyesine sarınıp uyuyan evsizde, kırık dükkân camında ve kim bilir kaç kirli hayata tanıklık eden pis duvarlarda… Dünyada sadece biz kalıyoruz. Bir de ihtiyacımız olan ölümün düşüncesi. Bize ağır gelen, bir yük gibi taşıdığımız sevgilerin ölmesine izin vermek düşüncesi… Bir insanda, birçok insanlar görüp hepsini birden, aynı anda olduğu gibi sevmenin ağır yükü. Başka türlü sevmek bilmiyorum ben. İnsan sevmekten nasıl vazgeçer? Ölmesi gerekeni nasıl kabul eder?

Göğsümdeki sevgiyi çıkarıp sokağa atmak istiyorum. Evi olan yuvasız insanların, yuvasız sevgileri dolaşmalı sokaklarda. İnsanların sevgileri karşılaşmalı duraklarda. Yağmurda sevileni tarafından kabul edilmeyen sahipsiz sevgiler ıslanmalı mesela. Denizi onlar seyretmeli, şiirleri onlar dinlemeli, yeryüzündeki tüm çiçekleri onlar büyütmeli… Gökyüzünde görüp küçücük sandığımız gezegende bir koyunun bir çiçeği yiyip yemediğini sevgiler düşünmeli artık. Çoktandır zamanı gelmişti; insanlar rahat bırakılmalı sevgileri tarafından. Terkedilmiş bir ev gibi yaşamlarını sürdürmeli, tek görevleri ölüm zamanı gelen şeyleri öldürmek olmalı…

Dur.

Dur biraz.

Tenime dokunduğunda ruhuma dokunduğunu sandığım sevgilim nerede?

Yazar

Bir cevap yazın