#SAVE RALPH?

Geçtiğimiz günlerde özünde iyi bir niyet olduğuna inandığım bir kısa film yayımlandı ve milyonlarca kişinin paylaşması ile gündeme oturdu: Ralph.

Konumuz ise bu kısa film değil, bu filme gelen tepkiler.

Ne öğrenildi? Ne öğrenilmedi?

İnsanların bazı konularda gerçekten de ne kadar “aydın” ve “uyanık” olduğunu öğrendik aslında. Kimi çevrelerin “yeni mi öğrendiniz, yazıklar olsun” tepkisini gördük insanlara karşı.

Birdenbire ortaya çıkan kozmetik saldırganlığı aldı götürdü dört bir yanı. İnsanlar birbirine saldırmaya başladı ve herkes kendisinden başka birilerine suçu yükledi, “Sen kullanıyorsun, siz kullanıyorsunuz, en çok sen, hayır sen!”

Bazı insanlar bunu makyaj malzemesi olarak algıladı, makyaj malzemelerinin genel kullanıcı kitlesi olan kadınlara yönelik saldırgan bir dil ve tavır takındı, elbette mizah maskesi altında.

Bazı insanlar “yeni mi aklınıza geldi” ya da “filmi paylaştığına göre X marka kullanmaya geri dönebilirsin vicdanını rahatlattın” gibi ifadeler kullandı. Bu da elbette mizah maskesi altında başka algılarla birleşti, değişti.

Sonra bu insanlara tepkiler ortaya çıkmaya başladı. Kendince “büyük resmi” gören bu yaklaşımlara yine kendinde “daha büyük resmi” gören bakış açıları olabilecek ama en olmaması gereken bakış açılarıyla gösterildi. Ve tabii, genelde, mizah maskesi altında. Bütün tepkiler bu paylaşımların ve insanların kendilerince “biz Ralph’i kurtardık, asıl siz kurtarın!” deme şekliydi. Bunu ise ilginç biçimde çok az insan fark etti.

Kısaca beş kişi çıktı dedi ki “kadınların makyaj malzemeleri yüzünden, bizim suçumuz yok” ve Ralph’in kurtulması için bunun sözde suçlularına kızdılar.  Sonra beş kişi daha çıktı, “hepiniz tavşanı paylaştınız bitti değil mi?” dedi ve Ralph’in kurtarılması için hiçbir şey yapmayanlara kızdılar. Ardından beş kişi daha çıktı, “erkeklerin kullandığı tıraş köpüğü de sabun da Ralph’i öldürüyor, tabii kullanıyorlarsa öyle şeyler” dediler, kendilerini savundular ve Ralph’in kendilerine yüklenen suçunu yine suçlayıcı bir dille pay ettiler.

En son bir kişi çıktı, “kimin kullandığı önemli değil, her kimyasalın yapımında olabiliyor, herkes dikkatli olsun” dedi. Önceki on beş kişi gelip hep beraber bu bir kişiyi güzelce dövdüler. “Sen nasıl olur da bana yüklersin tüm suçu” dediler.

Şimdi ben çıkıyorum ve diyorum: suçsuz olan kimse yok, hiç kimse. Neden?

Bu deneyler geçen yıl başlamadı. Bu deneyler bu filmle beraber bitmedi. Bu deneyleri yapanlar sadece siz diş macunu, parfüm, deterjan, sabun, ruj, tıraş köpüğü alıyorsunuz diye bunu yapmaya devam etmedikleri gibi sadece siz bıraktınız diye de bırakmayacaklar. Bu deneyleri yapanlar filmi izledikten sonra “çok yazık, böyle mi yapıyormuşuz, yapmayalım” demeyecekler. Bu deneyler üç beş kişi tarafından gizli laboratuvarlarda da yapılmıyor.

Yasal zorunluluklarla ve şirketlerin kâr amacı gütmesiyle yapılıyor bu deneyler. Ülkelerin insanları koruma kisvesi altında üç beş kuruş fazla cebine koyması için yapılıyor. İnsanlar, sen ben biz siz, durmaksızın tüketiyoruz ve bunu yapmaları için o insanlara daha çok para veriyoruz. Ve evet, hepimiz aynı anda satın almayı bırakırsak belki de çözülecek. Fakat bize bunu yapmayı bırakma şansı tanımayacaklar. Çünkü bizler için hayat gitgide pahalı ve zor olurken onlar ürünlerini erişimi kolay ve ucuz yapacak. Çünkü bizler sürekli hayvan dostu marka ararken onlar bizi destekliyor gözüküp gerçekten hayvan dostu markaların dağıtım zincirlerini satın alacaklar.

Şişede tavşan logosu basarak atlatmayı deneyecekler. Kendileri deneyi yapmayıp deneyi yapan kötü (!) tedarikçilerden satın almaya devam edecek, tüketiciyi de diğer kötü (!) markaları protestoya çağıracaklar.

Biliyorum, anlıyorum şimdiye dek yaptığımız şeylerle Ralph gibi binlercesini, milyonlarcasını acılar içinde öldürdük, bizzat olmasa da işkencecilere para verdik. Bunun sorumluluğunu ve vicdani ağırlığını taşımak zor. Bunun hakkında başkalarına ahkâm kesip onların (!) bu kötülükleri yapmayı bırakmalarını sağlamak ya da en azından kendini böyle kandırmak kolay.

Sonuçta sen bir kişisin sen kullanmayı bıraksan ne olur bırakmasan ne olur (!), oysa senin kızıp azarlayıp suçladığın insanlar on, yüz, bin kişi. Onları ikna edersen yani bağırıp çağırıp suçlayarak vicdan azabından ölmelerini sağlarsan mesela senin vicdani yük taşımana gerek kalmaz. Değil mi?

Şimdi sadece hayal kuruyorum, hatta sesli düşünüyorum, yazacaklarım gerçeklere dayanmıyor. Mesela hayvan deneyi yapmayı zorunlu kılan yasalara sahip ülkeleri bilen ve internette birbirine bağırıp çağırmak yerine birleşip gerçekten protesto edebilen insanlar olsa. Bu insanlar bu kocaman, dünya devi ülkelerden bir tanesinin bile satın aldığı ürünleri bilip o ürünleri almayı bıraksa, satılmasını engellese, satanları bırakmaya zorlasa. Fiziken zorlasa yahu, öyle etiketle falan değil. Hatta birbirini suçlamayı bırakmış bu insanlar o kadar kalabalık olsa ki bunlardan birinin tanıdığı bir kişi, bir arkadaşının bir dostundan duyduğu kadarıyla bir yerlerdeki hayvan deneylerini öğrense. Gidip o deneylere engel olsa bu insanlar, taş koysa, yapanların yapmaları için sahip olduğu sebepleri maddi manevi yok etse. Bu güzel insanlar, insanlara insan olmayı öğretecek kalabalığa ve güce ulaşır mıydı? Sadece hayal kuruyorum.

Bütün dünya hayvanları bu kadar seviyorsa, yani kesinkes bu sayı büyük çoğunluksa neden hâlâ böyle şeyleri protesto etmemiz gerekiyor? Neden çoğunluk olarak gidip bizi buna zorlayanlara yapmayacaksın diyemiyoruz? Ya da varsayın ki gittik dayandık kapıya, neden kapıdaki insanlar hayvanları sevdiğini söyleyip de hayvanlara eziyete son vermeye gelen bizlere silah doğrultup özel mülke girilemeyeceğini söylüyor.

Herkes birbirine suç atıyorsa, herkes suçludur.

Yazar

Bir cevap yazın