Selfiecide

Ben, öfkeyle kör olmuş, sefil bir akraba katili; Cehennemi bile dehşete düşürecek olan şeytani bir cürüm işledim…


Orta devrin meşhur şairi Robert Garnier, 1573’te kaleme aldığı Hippolyte trajedisinde bu mısralara yer verir.
Günlerden bir gün, genç Hippolytos, Afrodit’in hışmına uğramış. Tanrıça tarafından bu delikanlıya âşık edilen Girit Kralı Minos’un kızı Phaidra ondan karşılık bulamamış, aşk acısıyla Theseus’a, Hippolytos’un onu kirletmek istediğini söyleyince oğluna karşı öfkeye kapılan Theseus, Poseidon’dan, oğlunu cezalandırmasını istemiş, Poseidon da Hippolytos’u öldürmüş. Bunun üzerine Phaidra, genç Hippolytos’a attığı iftiranın pişmanlığıyla intihar etmiş.
Böylece, Theseus, bir “ebeveyn katili” olmuş.


Garnier, metnin tam da bu pasajında parricide (părĭcīda) sözcüğünü kullanıyor. Mealen, akraba katili yahut özellikle ebeveyn katili. Bakıp görelim, bu sözcükle beraber rüzgâr bizi nasıl bir etimolojik serüvene sürükleyecek?


Garnier, bu sözcüğü Garp literatüründe 16. yüzyılın ikinci yarısında kullanmış olmasına rağmen, Batılı kaynaklar bu kavramın ilk kez 13. yüzyıl metinlerinde geçtiğini söyler. Yani, Garnier’den çok daha evvel; lakin bu sözcük Latincede aynı manaya gelen parricidium terimiyle akraba. Bu vaziyet bizi, İngilizceyi zenginleştiren ve sözcük sonlarına eklendiğinde bambaşka anlamlar çıkmasına neden olan Latince bir suffix’e (kelime sonlarına eklenen takı) götürüyor: -cide…
Cide, Latincede “katl, katil, katletmek” demek.


Hangi sözcüğün sonuna eklenirse eklensin, o sözcüğe mutlaka ölüm veya öldürme eylemiyle alakalı bir mana verir. Misal, bildiğiniz üzere Kayn, Hevel’i öldürerek ilk kardeş katili olduğuna inanılan dinî öykünün başkahramanı (İslami kaynaklara göre Kâbil ile Hâbil öyküsü). Bu mitos, fratricide (fratrĭcīda) sözcüğü ile karşılık bulur. Yani, “kardeş katili” [frater, fratris: kardeş veya birader].


Mesela, Brutus kim diye sorsam, eminim ki Romalı tiran Sezar’ı sırtından hançerlediği için ona hain diyecek veya Shakespeare’in o meşhur “Et tu, Brute?” (Sen de mi, Brutus?) repliği canlanacaktır hafızalarınızda… Bir devrin yüksek kültür dili olan Latince, tyrannicide (tyrannĭcīda) kavramıyla adlandırmış bu eylemi. Yani, “tiran katili” [tyrannus, tyranni: despot, tiran, diktatör veya siyasi erki cebren ele geçiren].


Pekâlâ, babasını öldürüp, annesiyle evlenen Oedipus? O da patricide: baba katili [patre, patris: baba]. Böylece muhafızlarına validesi Agrippina’yı öldürmeleri emrini veren Roma İmparatoru Nero’ya da matricide deniliyor. Mealen, anne katili [mater, matris: anne]. Sevdiği adam Korint Kralı’nın kızıyla evlenmeyi kabul ettiğinde hem kralı ve kızını hem de kendi bebeklerini öldürerek Jason’dan hayallerin ötesinde bir intikam alan ihtiraslı karakter Prenses Medea da infanticide sözcüğüne hayat veriyor Latince literatürde. Bebek katili biri olarak adlandırılıyor veya bir diğer deyişle “bebek katli” kavramı onunla anılıyor artık [infans, infantis: bebek]. Bu noktada suicide terimi aklınıza gelmiş olabilir. Hâliyle o da “intihar” demek [sui: kendi kendine veya bizatihi].


Bir topluluğun sistematik biçimde yok edilmesi manasına gelen “genocide” terimi de yine “–cide” ekinden evrilmiş [genocidium, genocidii: soykırım]. Dünya bu tüyler ürperten sözcük ile Raphael Lemkin sayesinde tanıştı. Böylece insanlığın hem geçmişte işlediği hem de gelecekte işlemeye devam edeceği tüm utanç verici kırımlar ve katliamlar bu sözcük ile tanımlanacaktı. Peki, “Genç” lakaplı Osmanlı padişahı Osman’ı katledenlere ne denir? Onlar da tarihe adlarını regicide sözcüğüyle yazdırdı hiç şüphesiz [rex, regis: kral]. Yani, “kral katili”… Kriminolojiye meraklı olup, sıkı bir Discovery ID veyahut bir zamanların popüler CBS Reality kanalının izleyicisiyseniz, program tanıtımlarında mutlaka duymuşsunuzdur homicide sözcüğünü.


Cinayet demek o da [homo, hominis: insan, insanoğlu veya beşer].


Tabiat sözcüğü “ekoloji” [oecologia, oecologiae] teriminden geliyor hâliyle. Peki, ecocide dersek ne olur? Söyleyeyim: doğanın yok oluşu veya tabiat katliamı… Yarım asır devrilirken takvim yapraklarından, Sovyet politikalarının kurbanı olan Aral Gölü, anbean, trajik bir biçimde yok olur. Kusursuz bir ecocide örneğidir. “Bakteri öldüren” manasına gelen bactericide [bacterium, bacterii: bakteri] sözcüğü de biyolojideki yerini alır seneler evvel. Mesela, mikrop [germ: germicide] ve haşaret [pest: pesticide] terimlerinin sonuna da “–cide” eklediğinizde aynı manada sözcükler yer alır literatürde.


Yani, “–cide” eki ile oluşan ve bu satırlara sığmayacak daha onlarca terim mevcut 21. yüzyılın linguafrankası olan İngilizcede.


Netice itibarıyla, geldik yepyeni, nur topu gibi sözcüğümüze: Selfiecide…
Resmî olarak Oxford sözlüğüne girmeye aday yeni bir 21. yüzyıl terimimiz var. Bildiğim kadarıyla yeni sözcük olarak da kabul edildi. Selfie biliyorsunuz ki “öz çekim, kişinin kendisini çektiği fotoğraf” demek. Pekâlâ, meşhur “–cide” ekini aldığında nasıl bir mana çıkıyor daha evvel hiç düşünmüş müydünüz?


Kişinin kendi fotoğrafını çektiği esnada ölmesi…

Yalnızca halk arasında da kullanılmıyor artık. Son senelerin Netflix dizilerinde, filmlerde, öykü kitaplarında, TV programlarında; hatta yurt dışında hedef kitlesini gençler olarak belirlemiş yaratıcı birtakım mekân adlarında da karşılaşmanız olası… İngilizcede de kullanabilirsiniz. Nedenini tahmin etmek zor değil. Ne yazık ki son senelerde dünya genelinde selfie çekimi yaparken yaşanan ölümlü kazalar sonucunda 250’den fazla insan feci şekilde yaşamını yitirdi. Yani, bu sözcüğü her kim icat ettiyse, bu son derece isabetliydi ve sanıyorum daha da doğru bir kavram bulunamazdı.


Latinceden gelme bir suffix ne kavramlar üretti, gördünüz. Kim bilir daha ne sözcükler üretilecek insan var olduğu sürece?

Kaynakça
  • Robert Ainsworth, Dictionary, English and Latin, Rivington Publishing, London, UK, 1773.
  • Wesley Scott, Robert Garnier’s Hippolyte (1573): An English Translation of Act V, with an Essay on the Evolution of a Secondary Character, Ball State University, Muncie/Indiana, April 2010, p.22.

Yazar

Bir cevap yazın