Sorun Bağışıklığı

Hayatta olaylar her zaman bizim olmasını beklediğimiz şekilde olmuyor ve kendi gerçekliği içerisinde meydana geliyor. Bu konuda tecrübe kazanan insanlar ona göre hesaplamalar yapmaya başlıyorlar ve bir noktadan sonra artık olmayacağını düşündükleri şeylerin peşinden “koşmayı” bırakıyor ve kendi ifadeleriyle daha gerçekçi davranıyorlar. Bu duruma çok daha farklı bir açıdan bakan başka bir grup insan ise hesaplamalara gömülen birçok şeye gerçekleşmesi zor gözüyle bakıp bırakan insanlar için hayat tarafından “yontulmuş insanlar” diyor. Bugün anlatmak istediğim şeyler doğrudan bunlar değil. Ancak mantığı biraz da buradan gelen bir konudan dem vurmak istiyorum. Ben çeşitli sivil toplum organizasyonları içerisinde yer alarak aslında farkında olmadan çokça insan gözlem alanı içerisinde yer almışım ve bazen bilinçli olarak bu alanları inceleyince en dikkat çeken sorunun “insanların sorunlara karşı tepkisiz kalması” olduğunu fark ettim. Gönüllü bireyler toplumda sorun olarak tespit ettikleri noktalarda birtakım faaliyetlere girişiyorlar ancak bu faaliyetlerin sonunda kendi beklentilerini karşılayacak düzeyde bir tepki alamıyorlar. Bu durum meydana gelince kaçan tatlarıyla toplumda ki duyarsızlıklardan dem vurmaya şikâyet etmeye başlıyorlar. Burada o insanların neden duyarsız kaldıklarını düşündüğümden bahsedeceğim sizlere.

Sorunlar aslında bizim üzerimizde birtakım etkiler yaratırlar. Bu etkilerin boyutu olayla ve bizim ona verdiğimiz değerlerle elbette yakından ilintilidir. Ancak onun ötesinde nasıl bir yerde yaşadığımızın da etkisi var. Ve nasıl bir hayat düzeni içerisinde yaşadığımızın. Bir insanın hayatında temel standartları var diyelim. Düzenli bir işi uzun zamandır kaldığı ve sevdiği bir evi olsun. Bu evin içerisinde kendine yeten ve onu tatmin eden eşyaları olsun. Burada ki yaşam masraflarını karşılaması için gerekenden daha fazlasını kazanıyor da olsun. Ve bu kazandığı fazla parayla kendisi için keyifli olduğunu düşündüğü aktivitelerine yeterince zaman ayırabiliyor olduğunu da düşünelim. Mesela resim yapmaktan hoşlanıyor ve bu resim için gereken boyalar, şövale, beyaz tablo gibi malzemeleri temin edebiliyor. Dilediği kadar da resim yapabiliyor. Bunlara ek olarak taşıdığı kimliğe karşı çok fazla tehdit olmayan bir ortamda yaşadığını da düşünelim. Ama burada ufak bir ayrım var o da şu “yaşadığı toplumda kimliklere karşı bir tutum yok” yani insanları kimliklerinden dolayı aşağılama ve ötekileştirme yok ya da önemsenmeyecek kadar az olmalı. Toplumunda ayrımcılık var ancak bizim model arkadaşımız bu dertlerden muzdarip olmayacak kitlenin içerisinde değil. Bu tarz bir insanın hayatında bir sorunun ortaya çıkması demek o insanın elde etmiş olduğu huzuru kaçırması demek. Haliyle buna yüksek bir tepki verecektir. Bu tepkisiyle birlikte sağlam bir mücadeleye de girişmek isteyecektir. Huzurunu bozan nedene karşı oluşturulacak birçok eylemin içerisinde yer almaya da meyyal olacaktır. Ancak bu insanın tersi bir profil çizdiğimizde durum böyle olmayacaktır. Tersi olmasına da gerek yok aslında sadece “daha çok problemle” hayatını bozacak bir değil birden fazla problem giriyor belirli aralıklarla. İşte o zaman ilk arkadaşımız gibi tepkiler vermesini beklememiz çok da doğal olmayacaktır. Aslında bu uzun örnekle anlatmak istediğim şey bir tepki sadece bir tepki vermek demek değildir. Tepkinin ortaya çıkabilmesi adına gereken şartlar var ve bu şartlar ne kadar uygun olursa tepki beklentimiz o kadar haklı olur. Sorunlar hayatın normalleri olarak görülmeye başlanmış olan bir toplumda insanların sorunlar için durmadan mücadele etmesini ummak altyapısı olan bir beklenti değildir. İnsanların içerisinde bulundukları durumları fark ettiğimiz anda geri çekilelim de demiyorum. Ancak insanların içinde bulundukları durumların farkında olup onları ortadan kaldırmalı ya da değişmeliyiz. Bu kıymetli olacaktır. Bir yerde oluşan toplumsal bir inanç ya da kültürel bir uzantı o insanlara sorunlar karşısında boyun eğdiriyorsa insanlara sorgulama mekanizmaları vermemiz gerekir. Neden boyun eğmeliyim diye sorgulatmamız gerekir. Sorgulamadıkları için sorun yok gibi düşünmek düşülecek en büyük gafletlerden biri olacaktır. İnsanların sorunlar karşısında çeşitli yollardan bağışıklık kazanabileceklerinin farkında olarak hamle yaparsak bu bağışıklığı çözeriz. Bu neden değerli peki? Yani insanlar aslında sorunlarına boyun eğerek, onlarla yaşayarak da mutluysa? Buna müdahale etmeye hakkımız var mı? Onları bu uykularından uyandırmak bizim için meşru bir hamle mi? Bu sorgulamanın sonucunda o insanların aslında daha fazlasını alabileceklerini biliyoruz. Ama bunu isteyip istemediklerini bilmiyoruz. Bunu isteyebilmek için gerekli insani donelere sahip olup olmadıklarını dahi bilmiyoruz. Bu üstten bakmak değil bu arada. Toplumsal alışkanlıklar bazen bizlerin elinden en temel istek mekanizmalarımızı dahi alabilir ben sadece tespit yapmaya çalışıyorum. Sorularımıza geri dönecek olursak buna kesin ve net bir cevabı herkesin kendi içinde verebileceğini düşünüyorum sadece. Zira zor bir soru. Benim buna cevabıma gelecek olursam, elbette bunu yapabiliriz. Acı da olsa insanların gerçeklerle yüzleşmeye hakkı olduğunu düşünüyorum. Ve bu en temel haklarımızdan birisi. Kandırılmak ya da boyun eğdirilmek iradesi olan bir canlı olan insan için yapılabilecek en ağır yaptırımlardandır. Benim kanaatim bu yönde.

Sonuç olarak insanlar sorunlar karşısında bağışıklık kazanmışsa bunu sorunlara çözüm arayan mekanizmaları kurgulayan insanlar bilmeli. Bilmeli ve bunlara yönelik hamleler de yapmalı. Bir toplumda bir hak kazanımı için ya da sorunun mağduru olan insanların mağduriyetinin kalkması için verilen mücadeleye ilgilileri katılmıyorsa bu saf ilgisizlikten kaynaklanmıyor olabilir ve bu ihtimal dahi o insanlara karşı “duyarsızlık” suçlamasını yapamayacağımız anlamına gelir. Yapabileceğimiz en güzel şey o insanların duyarsız kalmasına neden olan olguları, olayları ya da sebepleri bulmak ve ortadan kaldırmak olur. Şikâyet etmeden, söylenmeden ve umudumuzu yitirmeden. Bazen insanlar için insanlara karşı hareket etmesini bilmek de gerek. Sorun bağışıklığınızın kuruması ve hatta yok olması dileklerimle.

Yazar

Bir cevap yazın