Takım Elbiseli Eşkıyalar

Kaçıyoruz bu gece. Apar topar doluştuk çaldığımız bu araçlara. Kaçtık saraylarımızdan; saklana saklana ilerliyoruz, biri görecek de katledileceğiz diye ödümüz kopuyor. Sınır boyuna yaklaşmaktayız, ötesine geçebilecek miyiz emin değilim. Sefa dolu günlerimiz sona erdi, değişti her şey. Senelerdir süren bütün bu hükümranlığımız artık yok. Mevcut vaziyette bir hamamböceğinden bile değersiz ve aşağılığız.  Tiranlığımızın zirvesinde bu manzarayı hayal etmek dahi çok aptalca gelirdi, fakat buraya kadar geliverdik. Çoktandır geride bıraktığımız sokaklara dökülmüş olan öfke dolu, saldırgan kalabalıkları gördükçe anlıyorum aslında: Bütün bu nefretin ve birikmişliğin sebebi bizzat bizdik. Bu volkanı kendimiz yarattık, patladığı bugün de lavlarından kaçmaya çalışıyoruz. Bizi bulup yakmamasının umarsız beklentisiyle.

Neler yapmamıştık ki? Akıbeti bu kadar feci kılan süreci anlatmak için kaseti başa sarmak gerekiyor. Hasbelkader kaçar ayak bulduğum bir kâğıda yazıyorum yaşadıklarımızı ve yaşattıklarımızı, ellerim titreyerek. Gün gelir düştüğüm bu kayıt, zalimliğimizin tarihini daha iyi anlayabilmek için aydınlatıcı olur belki, kim bilir?

Bu ülkenin idaresini elimize aldığımızda her şey darmadumandı. İnsanlar fakirleşmiş, iliklerine kadar sömürülmüşlerdi. Senelerce ezilip hor görülmüşlerdi. Kimlikleri yok sayılmış, unutturulmuştu ve kutsalları hepten çiğnenmişti. Kendilerini ayakta tutan, hayata bağlayan manevi değerleri kendilerine zehredilmişti. Memleketin doğusundan batısına, güneyinden kuzeyine yaşanan aynıydı. Yeni bir ışığa, kendilerine özgürce yaşama müsaadesini tanıyacak kahramanlara ihtiyaçları vardı. Tam burada biz sahne aldık.

Sesleri kısılan bu insanların geleneğinden geliyorduk. Bu insanlar annelerimiz, babalarımızdı ve onlara çok kötü şeyler yaşatılmıştı. Biz evlatları olarak, inançlarımıza sadık kalarak onlara oldukları gibi yaşayabilecekleri yeni bir düzen inşa edecektik. Senelerce ezilen bu insanlara duymak istedikleri şeyleri tekrar ettik durduk. Vaatlerimiz arasında neler yoktu ki: Refah, özgürlük, zenginlik, birlik içinde yaşama. Senelerce hakir görülen inancımıza mensup bireylerden müteşekkil bir yönetim biçimi. Herkesin kardeşçe yaşayacağı bir ülke, bir zamanlar hayalden öte olmayan gelecek güzel günler.

İlk senelerimiz böyle geçti, insanları umutlandırmıştık. Bu umutları yerle bir etmemiz çok sürmedi. Seleflerimiz gibi ayrımcı olduk, hak yedik. Kökenimizi unuttuk ve kendi insanlarımıza sırt çevirdik. Bütün bunların sonunda eskileri aratmayacak kadar yozlaşmıştık. Oldukça adaletsiz ve ağır vergiler yükledik yurttaşlarımıza. Onlardan aldığımız para onlar için harcanmadı elbette, ceplerimiz şiştikçe şişti. Haydutlardan pek bir farkımız yoktu; sadece onlardan çok daha şık giyiniyorduk ve işi kitabına uydurmuştuk. Tebaamız, emeklerinin bunca istismarına gık diyemiyordu inanın. Biz eski günlerin çaresizliğini hatırlattıkça susup hak veriyorlardı. İnanca bağlılık yeminlerimizi, onlardanmışız izlenimini verdiğimiz jestlerimizi gördükçe bize daha fazla bağlanıp kendilerinden biri gibi gördüler. Ne tuhaftır ki bu memleketin tarihinde hükmedenler ile halkın arasındaki makas aslında hiç bu kadar açılmamıştı.

Yaptığımız en fena kötülük, şimdiye kadar bahsettiklerimin arasında yoktu bile. Kurduğumuz bu acımasız düzeni sorgulamaktan başka kabahati olmayan kimi insanları ekmeklerinden de özgürlüklerinden de mahrum bıraktık. Yaratmak istediğimiz toplumun dışına itmeye çalıştığımız bu topluluk yaşadıklarının acısını çıkarırcasına bugün sokaklarda, isyanın en ön saflarındalar.

Ne kadar çaba gösterdiysek de bu düzeni kalıcı hale getiremedik. Kurduğumuz bu gaddar düzenin kontrolünü kaybettik. Çaktığımız kıvılcımla bir yangın çıkartmıştık, şimdiyse alevleri arasında can vermemeye çalışıyoruz.

Sınıra yaklaşıyoruz, eski gürültüler azaldı. İlerideki gümrük kapısını geçene kadar hiçbir şeyin garantisi yok. Bizi neyin beklediğini hiç bilmiyoruz. Kalmak gibi bir seçeneğimiz elbette ki olmadığından daha da çok yaklaşıyoruz; belki ölümümüze, belki kaçışımıza…

Yazar

Bir cevap yazın