Torimodosu

Yaşamın en güzel dönemi bence yirmili yaşlar… İnsan bu dönemde daha cesur, daha kararlı, daha öz güven sahibi hissediyor kendisini. En azından benim için bu böyle. Ancak, bence bu dönemi güzel yapan asıl şey, büyüdüğünü hissedebilmek. Bu his, insanı hem heyecanlandırıyor hem de bir yandan yıkıyor çünkü özellikle yirmili yaşların ortasına geldiğinizde hayatın hiç de eskiden hayal ettiğiniz gibi olmadığını kavramaya başlıyorsunuz. Lise ya da üniversite yıllarında pembe bulutların üzerine inşa ettiğiniz hayal kuleleri zaman ilerledikçe kafanızın içinde bir bir yıkılıyor. Hayatın gerçekleri ile yüzleşmeye başladığınızda balonları artık gökyüzüne bırakmayı değil, güvenli bir yere bağlamayı planlıyorsunuz. Kısacası, gelecek kaygısı daha fazla kafanızın içini kemiren bir durum oluyor. İşte bu gelecek kaygısının başladığı yerde de “depresyon” dediğimiz düşmanımız başımızın ucunda beliriyor. Hele ki boyunuzdan büyük hayalleriniz varsa şimdiden geçmiş olsun… Ben de dâhil olmak üzere, çevremdeki çoğu yirmili yaşındaki insanda zaman zaman bunu gözlemliyorum. Öyle bir ana geliyorsunuz ki iki ayrı yolun başında buluyorsunuz kendinizi: Ya hayallerinin peşinden git ya da artık bir şeylerin ucundan tut. Eğer gerçekleştirilebilmesi mümkün hayallere sahip ise bir insan, ben birinci yolu seçmenin daha doğru olduğuna inanıyorum. Çünkü bana göre bir insanın hayali ne olursa olsun -yani ister çok büyük ve herkese imkânsız görünen bir hayal olsun ister başkalarına göre küçük ama hayalin sahibi için büyük bir hayal olsun- eğer o hayali, o isteği içinde bulabiliyorsa bir insan, ona ulaşacak gücü de içerisinde barındırıyordur. Bu nedenle hayata karşı pes etmek yerine, ona zorlu bir rakip olduğunu göstermesi gerekiyor insanın. Japonlar buna bir isim vermiş bile: Torimodosu. Türkçe anlamı ise “her şeye rağmen ayağa kalkmak, hayata karşı yenilmemek” şeklinde. Kulağa biraz tuhaf gelen ve söylemesi garip olan bu kelime bana yirmili yaşları çağrıştırıyor. Yirmili yaşların çalkantılı ruh hâlini bu kelimenin anlamında buluyorum. Sadece yirmili yaşların çalkantısını değil, bu yaşların gücünü de buluyorum anlamının derinliklerinde çünkü hayatın zorluklarıyla yüzleşip pes etmek yerine savaş boyalarını çekip tüm zorlukların karşısında geri adım atmamayı barındırıyor içinde bu tuhaf kelime. Tıpkı insanın içerisinde var olan zorlukları aşma potansiyeli gibi…

Her şey söylemekle daha kolay, önemli olan gerçeğe dökebilmek… Ama siz ayağınız taşa takılıp düştüğünüzde ayağa kalkmak yerine, yerde öylece kalabiliyor musunuz? Bence, hayır. “Yedi kere düş, sekiz kere kalk” diye boşuna dememişler. Biz gençler hayallerimize giden yolda ayağımıza taş değer de düşeriz diye korkuyoruz ama hayat, asıl düştükten sonra kendimizde bulduğumuz cesaretle yeniden kalkmak için uğraştığımızda öğreniliyor. Biraz klişe bir söz ama gerçekten de başarıya giden merdivenleri kimse elleri ceplerinde çıkmıyor. İnsan çalıştığı ve kendine inandığı sürece bence tüm zorlukların altından kalkabilir. Sadece, bir kere yaşayabildiğimiz bu hayatı anlamlı kılmak için biraz zorlanmak, risk almak ve çalışmak gerek. Hatta en zor kısım olan depresyona rağmen yarınların hayallerini kurarak çalışabilmek gerek. Bir gün bu zamanları bir daha geri getiremeyeceğimizi aklımızdan çıkarmayıp bu dünyadan göçtüğümüzde arkamızda bizi yaşatacak bir isim bırakabilmek için bazı zorlukları göğüslemeli, bazı düşüşleri yaşamalıyız ki yükselebilelim. Her düşüş bir tecrübedir ve tecrübeler insanı yetiştirir. Tıpkı kuşlarda olduğu gibi uçmayı öğrenmeden önce kendimizi rüzgâra bırakabilmeyi, düşme riskini göze alabilmeliyiz. Yarınların ne olacağını, bizi gelecekte nelerin beklediğini bilemeyiz ama onu şekillendirebilmek için bugün bir şeyler yapabiliriz. Bugün bir şeyler yapmalı, bir şeyler için çabalamalı, mücadele etmeliyiz. Yapmalıyız bunu. Hem yarınlarımız hem kendimiz için… Bu dünyada bir iz bırakabilmek için…

Bugün diyorum ki dostlarım, şu anın ve yarının getireceği güçlüklere ve engellemelere rağmen hâlâ bir hayalim var benim.

Martin Luther King

                                                                               

Yazar

Bir cevap yazın