Bir palto için insan hayatından vazgeçebilir mi?

Bu soruyu Gogol’ün uzun hikâyesi olan Palto’sunu okuduktan sonra çokça sordum kendime. İnsanın kulağına başta tuhaf gelmekle birlikte, hikâyeyi okudukça aslında “Sanırım, evet” diye geçiriyor insan içinden. Hikâyeye geçmeden önce biraz Gogol hakkında konuşmakta fayda var.

Rus Edebiyatı, 11. yüzyıldan itibaren Rus halkının Hristiyanlığı benimsemesiyle ortaya çıkan yazıtlarla başlar, ancak günümüzde Dünya Edebiyatı’nın önemli eserlerini veren bir edebiyat olarak oluşumu 18. yüzyılda I. Petro’nun çarlığı döneminde başlamaktadır. Bu dönemde Rus Edebiyatı’nın Batı ile bir entegrasyon sürecinde olduğu görülmektedir. Çar “Deli Petro”, Rusya’yı Avrupa’ya yaklaştırmaya çalışmaktadır. Bu süreç 19. yüzyılda tamamlanır. Rus Edebiyatı’nın geçirdiği bu süreç içerisinde Kantemir, Lomonosov, Krilov ve Fonvizin isimleri dönemin önemli edebiyatçıları olarak karşımıza çıkar ama Rus Edebiyatı’nın ilk büyük ve önemli edebiyatçısının bu isimlerden sonra ortaya çıkan ve Romantik Dönem Rus Edebiyatı’nın önemli ismi olan Puşkin olduğunu söyleyebiliriz. Öyle ki bazı kaynaklarda Rus Edebiyatı, “Puşkin’den önce” ve “Puşkin’den sonra” olmak üzere ikiye ayrılır. Puşkin’den önceki dönem, Avrupa’nın taklit edildiği bir edebiyat olarak görülüp “gölge edebiyat” olarak adlandırılır çünkü Rus Edebiyatı bu dönemde orijinal olmaktan çok uzaktadır. Puşkin ile beraber ise Rus Edebiyatı’nın üzerindeki karabulutlar dağılır ve ışık görünür. “Puşkin hakkında neden bu kadar fazla konuştuk?” diye sorarsanız hemen söyleyeyim: Gogol, sanat hayatında büyük oranda Puşkin’in etkisi altındadır. Hatta Puşkin olmadan yazı bile yazamayacağını düşünür. O, tüm yazılarında Puşkin’i dikkate alır ve onun düşüncelerine göre yazmaya çalışır. Bu nedenle, Puşkin’in ölümü yazar için büyük bir keder kaynağı olur ama bu dönemde iki önemli eseri olan Ölü Canlar ve Palto’yu yazmayı da tamamlar.

Romantizm akımının en güçlü ismi Puşkin’den sonra, onun bir nevi öğrencisi olan Gogol ise Rus Edebiyatı’na Realizm kavramını getirir. Artık eserlerde gerçek Rus halkına, toplumun alt sınıflarına ve onların acılarına, mutluluklarına, kederlerine, hayat kaygılarına da yer verilir. Dostoyevski, Gonçarov, Tolstoy, Turgenyev, Gorki, Çehov gibi önemli isimlerin başı çektiği Realizm akımında öncü olarak gördükleri isim ise Gogol’dür. Kendinden sonra gelen yazarlar üzerinde o kadar büyük bir etkisi vardır ki Dostoyevski bu konu hakkında “Hepimiz Gogol’ün paltosundan çıktık” der. Gogol, “Palto” ile birlikte toplumun alt sınıfının hayatını edebiyatın içine getirir, onu edebiyatın ana ögesi yapar. Eserlerde bir kenara itilen Rus halkı, onun Palto’su ile birlikte artık bir kitabın başkahramanı olmayı başarır. Şimdi, “Bu sıradan bir palto ile ilgili olan birkaç sayfalık hikâyeyi önemli kılan şey nedir?” sorusunun cevabını daha iyi anlayabilmek adına hikâyeye bir göz atalım.

Yedinci derecede sıradan bir memur olan Akaki Akakiyeviç, yine aynı şekilde sıradan bir hayat sürmektedir. Dikkat çeken bir adam değildir. Aksine, kısa boylu, hafifçe çopur, saçları kızıla çalan, gözleri de biraz bozuk bir adamdır. Dairedeki evrakları temize çekmekle sorumlu olan Akaki Akakiyeviç, işini titizlikle yapar, işe gelmezlik etmez ve iş ile ilgili hiçbir şeyi gözünden kaçırmaz. Dairedeki diğer memurların onunla sürekli alay etmesine bile karşılık vermeden tüm gün çalışıp durur. Hayattan da hiçbir beklentisi yoktur Akaki Akakiyeviç’in. Sıradan hayatının her dakikasını aynı sinir bozucu sıradanlıkla geçirir durur. Öyle ki bir ara bu kadar çalışmasına karşılık başka bir sıkıcı işe mevkisini artırmak isteseler de Akakiyeviç kabul etmez. Günlerin hepsi birbirini aynı şekilde kovalarken Akaki Akakiyeviç’in hayatındaki en önemli dönüm noktası olan palto konusu hayatına girer. Üstü başı yama içerisinde olan Akakiyeviç’in her yeri sonradan dikilmiş, yamalı redingotu artık Petersburg soğuğuna dayanamaz. Bu nedenle Akakiyeviç’e terzisi Petroviç’in yolu gözükür. Terzi artık bu redingotu tamir edemeyeceğini, yeni bir palto dikme zamanının geldiğini söyler. Akakiyeviç bu duruma pek üzülür. Yeni bir pantolon ve ayakkabı alması gerektiği bir dönemde açgözlü bir terzi olan Petroviç’in ondan bu palto için seksen ruble istemesi başından aşağı kaynar sular dökmüştür ama yapacak bir şeyi de yoktur. Tek çare, bu soğukta yeni bir paltoya kavuşabilmektir. Akakiyeviç, paltonun parasını ödemek için kemeri sıkmaya karar verir. Daireden yirmi ruble ikramiye alması da onun umutlarını büsbütün artırır. Artık, yeni paltosunun hayalini kurmaya başlar. Düzenli olarak terzinin yanına gidip paltosu hakkında konuşur. Günler, haftalar palto diyerek geçe dursun en sonunda o çok büyük bir özlemle beklediği paltosuna kavuşur Akakiyeviç. Paltosu çalıştığı dairede bile ilgi odağı olur ve onun şerefine bir davet düzenlenir. Akakiyeviç istemeye istemeye de olsa davete katılır ama artık eskisine göre biraz daha farklı bir adamdır. Hayal kurmayı, hayata biraz daha canlı gözlerle bakmayı öğrenmiştir artık. Bunların hepsi aylarca beklediği paltosu sayesindedir. Davete katılan Akakiyeviç, orada biraz vakit geçirdikten sonra evine dönmek üzere yola çıkar. Davetin verildiği ev ile kendi evi arasında yürünecek epey yol vardır ve bu yolun bazı kısımları oldukça ıssızdır. Akakiyeviç, korkarak ve gözlerini kapatarak bu ıssız yollardan geçmeye çalışırken birkaç adam tarafından yolu kesilir. Üzerinde oldukça şık bir palto olan bu yabancıyı gören adamlar zor kullanarak Akakiyeviç’in biricik paltosunu alıp onu karın ortasında gömleğiyle bırakırlar. Akakiyeviç için zor günler bu olaydan sonra başlar. Önce polise gider, daha sonra ise dairedekilerin tavsiyesi üzerine oldukça fazla nüfuzlu bir adamın yanına uğrar hırsızları ve daha önemlisi paltosunu buldurabilmek için. Ancak, bu nüfuzlu ve önemli adam sırf etrafındakilere gösteriş yapabilmek için Akakiyeviç’i azarlayıp kovar. Akakiyeviç, yediği azarın ve kalbinin acısıyla birlikte ateşlenip yataklara düşer ve bir süre sonra ise ölür. Sıradan insanların sıradan ölümleri olur. Petersburg’da sanki hiç böyle bir adam yaşamamış gibi herkes hayatına devam eder. Daireler bile ölümünden habersizce hâlâ daha işe gelmesi için evine haber gönderir. Üstelik ne bir mirasçısı ne de bir sevdiği çıkar ortaya. Ondan geriye kalanlar ise bir demet kaz tüyü kalem, bir paket resmî beyaz kâğıt, pantolondan kopmuş birkaç düğme, üç çift çorap ve eski, yamalı, yırtık pırtık redingotudur. Akakiyeviç’in ölümünden sonra birtakım dedikodular yayılmaya başlar. Onun öldüğü yerde hortlak bir memurun dolaştığı ve herkesin paltosunu aldığı kulaktan kulağa yayılır. Dairedeki arkadaşları bile onu gördüklerine yemin ederler. Bir gün, aynı yoldan Akakiyeviç’i azarlayarak odasından kovan önemli ve nüfuzlu kişi de geçer ve hortlak memur olarak tüm halkı korkutan Akakiyeviç ile karşılaşır. Akakiyeviç, önemli kişinin paltosunu alarak sonunda intikamını alıp ruhunu sakinleştirir ve bir daha hortlağı gören olmaz.

Yazının başında sorduğumuz soruyu tekrar hatırlamakta fayda var: Bir palto için insan hayatından vazgeçebilir mi? Eğer kalabalıkların içerisinde yalnızlığa itilmiş bir insansa söz konusu, tıpkı Akaki Akakiyeviç gibi, bir insan bir paltoya birçok anlam yükleyip onun yok oluşuyla kederlerin ve acıların ortasında bulabilir kendisini. Akakiyeviç, paltosu ile birlikte hayata döner ve yine paltosuyla birlikte bu hayattan göçüp gider. Tüm insanların onunla acımasızca alay ettiği hayatı boyunca bir tek bu palto sayesinde ilgiyi üzerine çekebilmiş, en azından “Ben yaşıyorum!” diyebilmişti. İlk kez paltosu sayesinde alay dışında birkaç cümlenin öznesi yapabilmişti kendisini. İlk kez kendisini önemli biri gibi hissedebilmişti. Bu yüzden aslında onu yatağa düşüren soğuktan üşütmesi değil, onu tekrar birileri için görünür kılan paltosunun gidişidir. Bizler için çok basit, anlamsız ve önemsiz olan şeyler başkalarının hayatlarında bizim sandığımızdan daha fazla önemli olabilir. Bizim göz devirip kenara attığımız şeyler birilerinin tüm hayatını değiştirebilir. Ve evet, bir insan bir palto için bile bazen kendinden vazgeçebilir, tıpkı Akaki Akakiyeviç gibi.